15
ŞEHADETİNİN DÖRDÜNCÜ YILINDA Dursun ÖNKUZU GÖKALP ve ATATÜRK Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.. Parçalandı bir kıtanın toprakları, Aslan payını aslan olmayan aldı... Kclk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı. Tulgalı, tolgasız başlar alayı... Kanadlı, kanadsız kuşlar.. Aşılmamış dağlar, çıkılmamış yokuşlar... Dağları, taşları, akar sulariyle Şu tanıdık toprakta Bir büyük dünya parçası Fatihini aramakta. Dünyayı ahretten ayıran Duvarları yık da gel, Ay doğar gibi, gün doğar gibi Şu kıpkızıl ufuktan çık da gel! Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı. Parçalandı bir kıtanın toprakları; Aslan payını aslan olmayan aldı... Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı. Arif Nihat ASYA

GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

  • Upload
    others

  • View
    8

  • Download
    0

Embed Size (px)

Citation preview

Page 1: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

ŞEHADETİNİN

DÖRDÜNCÜ YILINDA

Dursun ÖNKUZU

GÖKALP ve ATATÜRK

Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.. Parçalandı bir kıtanın toprakları, Aslan payını aslan olmayan aldı... Kclk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.

Tulgalı, tolgasız başlar alayı... Kanadlı, kanadsız kuşlar.. Aşılmamış dağlar, çıkılmamış yokuşlar...

Dağları, taşları, akar sulariyle Şu tanıdık toprakta Bir büyük dünya parçası Fatihini aramakta.

Dünyayı ahretten ayıran Duvarları yık da gel, Ay doğar gibi, gün doğar gibi Şu kıpkızıl ufuktan çık da gel!

Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı. Parçalandı bir kıtanın toprakları; Aslan payını aslan olmayan aldı... Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.

Arif Nihat ASYA

Page 2: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

OZKURT'TAN BOZKURTLABA

Okuyucularla Sohbet

Osman OKTAY

Kıymetli Ülküdaşlarım; Malûmunuz üzere BOZKURT ge­

çen 25. (Ekim -1974) sayısı ile üçün cü yılına girmiş bulunuyor. Dergi­mizin yeni şeklini beğendiğinizi u-marız. Geçen yazımızda sizden bir isteğimiz vardı. Şimdi yine tekrar ediyoruz : Çevrenizde bulunan ve yazma kaabiliyeti olan ülküdaşları-mızı bizimle temasa geçiriniz, bize yazı göndermelerini sağlayınız. Der­gimizin açtığı yarışmalara katılınız ve kaabiliyetli arkadaşlarınızın da katılmalarını tavsiye ediniz. Yapmış olduğumuz çalışmalardan, ülkümüz

yolundaki başarılardan ve dâvamıza karşı, size karşı olan saldırılardan, iftiralardan da bizleri haberdar edin.

Geçen sayımızla birlikte BOZKURT un fiyatını da 200 kuruşa çıkarmış bulunuyoruz. Bunun, hiçbir zaman kâr yapmak gayesiyle değil, öyle olması icap ettiği için yapıldığını bilmiş olduğunuza inancımız son­suzdur. BOZKURT, bir ülkü dergisi olarak hiçbir zaman kâr peşinde koşamaz. Ancak yayın hayatını sürdü rebilmesi için fiyatını zamanın ağır şartlarına göre düzenlemek zorunda kalmıştır.

Okulların açılmasıyla birlikte BOZKURT'a gösterilen ilgi de art­mıştır. Okullarda bulunan temsil­cilerimizin mevcut abonelerini daha cfa çoğaltacakları inancındayız. Ay­rıca yazı kadromuzun genişlemesi için okullarda bulunan temsilci ve abonelerimize büyük işler düştüğünü de hatırlatmak isteriz.

Bize gelen yazılar ve şiirler bilin­diği üzere yazı kurulumuz tarafın­

dan incelenmekte ve uygun görülen­ler de sıraya konulup yayınlanmakta dır. Ülküdaşlarımızm çoğu duygula­rını şiirle dile getirmek istiyorlar. Şiir genellikle doğuştan kaabiliyet isteyen bir sanattır. Belli bir tekni­ği ve özellikleri vardır. İyi şiir yaz­ma.; için biraz da çok okumak ve kelime hazinesi geniş olmak icap eder. Şiire karşı hevesli ve kaabili­yetli olan ülküdaşlarımızm bol bol şiir ve yazı okumalarım, şiirle ilgili eserleri ve şiir tekniklerini, sanat­larını incelemelerini tavsiye ede­riz.

Çekerek'ten mektup yazan Muhsin Değerli isimli ülküdaşımız; ilginize çok teşekkür ederiz. Şiirleriniz üze­rinde biraz daha çalışırsanız iyi olur.

Feke'den Mehmet Karakoç isimli ülküdaşımız, bir kır gezintisi sıra­sında iki solcu gencin bir kaplum­bağayı yakalayarak küfürlü sözler sarfedip ateşe attıklarına ve yedikle­rine şahid olduğunu, bundan nefret ettiğini yazıyor. Biz bu olay üzerine yorum yapmıyoruz. Ne diyelim ki, âdi insanların her şeyleri âdice olur.

Edremit'ten bize şiir gönderen ve şâir olmak için çalıştığını yazan Râ-bia Ay isimli ülküdaşımız; bol bol şiir okuyunuz ve inceleyiniz. Şâir ol­mak için şiirin her şeyini bilmek gerekir.

İzmir'den Gökçen Ayca isimli ba­cımız şiirinde şöyle sesleniyor : Kahpe Yunan Sana meydan okuyorum işte, Gelir misin döğüşe, Erkeksen tek teke!.. Gülme sakın küçük bir kız diye; Küçük görme...

Evet!.. İşte Türk Milleti'nin bütün fertleri Yunan'a karşı aynı kini ta şıyor.

Çiçekdağı 'ndan Hüseyin Erdem isimli ülküdaşımız; madem ki şiir

yazmaya yeni başladınız, o halde neden hemen uzun uzun şiirler ya­zıyorsunuz? Kısa kısa öz öz yaza­rak işe girişirseniz daha başarılı olursunuz.

Kastamonu, Şenpazar - Cide'den yazan Osman Uğur isimli ülküdaşı­mız yakasına taktığı BOZKURT ro­zeti yüzünden başından geçenleri an­latıyor. Üzülmeye deymez karde­şim. «İt ürür kervan yürür...»

Of'tan yazan, Memduh Şanlıer isimli ülküdaşımız yazısında cemi­yetin bozukluğundan, ezan sesine koşmayanlardan ve babalarının ce­naze namazı kılınırken karşıdan sey­redenlerden bahsediyor. İşte bizm kadromuz yetiştiği zaman bunlar ol­mayacak. Biz boş duran camilere cemaat hazırlıyoruz. Şu anda «En mükemmel» değiliz. «Mükemmel» de değiliz ama olmaya çalışıyoruz.

«Bir hilâl uğruna Ya Rab ne gü­neşler batıyor!..»

Evet... 22 Kasım 1970 günü Dur­sun ÖNKUZU kendi okuduğu okulun içinde yerli komünistler tarafından şehit edilmiştir. Dursun, bizim dâ­vamızın ne ilk, ne de son şehidiydi. O'ndan önce de şehitler vermiştik, sonra yine verdik. Bundan böy­le de şüphesiz ş e h i t l e r ve-rileecktir. O'nun sehadetinden bu vana dört yıl geçti. Şehadetinin dör­düncü yılında Dursun'u rahmetle anıyoruz.

BOZKURT'un 22. Sayısında değer­li ı om atıcımız Emine Işınsu ile yap­tığımız bir konuşma yayınlanmıştı. Hatırlayacağınız üzere Emine IŞIN­SU Dursun Önkuzu'nun hayatını ro­manlaştırmaktadır. Evet... Emine Işınsu'nun kaleminden Dursun ÖN-KUZU'nun romanı «SANCI» yi bekle­yiniz. SANCI yakında çıkıyor.

YENİ BİR YARIŞMA : Gelecek Sayımızı Bekleyiniz.

2

Page 3: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

GÖKALP ve ATATÜRK

Sadi SOMUNCUOĞLU

Gökalp ve Mustafa Kemal muhteşem İmparator­luğumuzun sou demlerinde yetişmiş iki önemli kişi. İmparatorluk tarihin eşine az rastlanır ihanetlerin kurbanı olmuştur. Ayakta durmak için sarfettiği çabaların hiç biri fayda vermiyor. Türk aydını, gençliği, yöneticisi, bir büyük şaşkınlık ve uçsuz bucaksız bir karanlık içinde kıvranıyor. Devlet-i ebed müddet için her aklına gelen bir dala sarılmış. Uğrunda canını esirgeyen yok. Ama bu mukaddes gaye için verilen canların, devleti yaşatmaya mı, yoksa yıkmaya mı yaradığını bilen yok. Tam anla­mıyla keşmekeş kol sürüyor.

Gökalp ve Mustafa Kemal bu büyük karışıklık­lar içinde, ızdırapları çeke çeke, her türlü ihaneti göre göre mücadeleye atıldılar. Ne var ki, Gökalp'in mücadele şekli ve zamanı ile Mustafa Kemal'inki bazı farklılıklar taşıyordu. Gökalp bir fikir adamıydı. Yaşadığı devrin mânâsını çok iyi biliyordu. Hiçbir hissi tesire kapılmadan içinde bulunduğu şartları ve Türklüğün geleceğini düşünüyor, gerçek kudret kay­naklarına inmeye çalışıyordu. Nitekim yayınladığı makalelerle, verdiği konferanslarla koskaca impa­ratorluğu, hem de kimsenin kimseyi dinleyecek hal­de olmadığı bir ortamda tesiri altına aldı. Türk aydını Gökalp'in tuttuğu meşaleyi gördü ve onunla kararan ufkunu aydınlattı. Kan ağlayan yüreklerin ızdırabı, Gökalp'in ortaya koyduğu fikirlerle diniyor, daha bü­yük bir mücadele için her Türk kendinde yeni bir yolculuğun ümit, heyecan ve cesaretini buluyordu. Birinci Dünya Savaşı, paylaşılmak istenen Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları uğruna patlamıştı.

Her cephede savaşmak mecburiyeti, imparatorluğu, en güçsüz ve en kararsız bir devresinde yakalamıştı. Ardı arkası bitmeyen savaşlarla halsiz düşmüş ve ar­tık zafer haberlerini unutmuş bulunan Türkler; Gök­alp'in verdiği şevk ve heyecanla adeta taze bir kan almıştı. Cepheye koşanlar yarış halindeydi. Çanakka­le Savaşında Boğaz'ın sularına bir nesil gömüldü. İstanbul üniversitesi eridi. Dudaklarda bir türkü var­dı : «Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan -Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan.» O gün bugün Anadolu bozkırlarında, heryerde Türkler bu türküyü söyler. Gökalp'ten ilhamını alarak, düşmana yurdunu teslim etmeyen bu gençlerin hatırasını şimdi anacak yeni bir gençlik, ülkücü gençlik yetiş-

BAŞYAZI ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip­siz kalmadı.

Gökalp İmparatorluğun yıkılışının önlenemeye­ceğini anlamıştı. Üzüntüyle, ahla, vahla vakit ge­çirmek yerine; acı tecrübelerin ve dünyadaki milli­yetçilik cereyanlarının ışığı altında millî devleti kurmanın çarelerini aramak gerektiğine inanıyor­du. Bunun için her yerde Türk aydınlarını bu ruhla göreve davet ediyordu. Kurtuluş Savaşmdan sonra kurulan yeni Türk devletinin manevî temelini Gök­alp atmıştı. Bu Gökalp'in Türkçülük fikirlerini dev­let siyaseti haline getirmek isteyen ikinci aksiyondu. Birincisi İttihat ve Terakki hükümetleri zamanında denenmiş, fakat başarıya ulaşılamamıştı. O zama­nın devlet adamları, şartları değerlendirecek ve Türk­lüğün kudret kaynaklarını harekete geçirerek kendi istikbaline hakim olacak şartları meydana getirmeden yola koyulmuşlardı. En tesirli ilâç tarifesine, gerekle­rine uyulmaymca, fayda sağlayamazdı. Öyle de oldu. İttihatçılar, kutsal bir dava için çırpındılar, ama neti­ce istenilene dahi yaklaşamadı, zaman ve büyük dalgalar kendilerini alıp götürdü.

Türkçülük yeni Türk devletiyle beraber tekrar aksiyon planına geçti. Bu defa Türk filozofunun fikir­lerini, Kurtuluş Savaşı'nın lideri Mustafa Kemal ele al­mıştı. O, «Benim ruh bedenimin babası, Ali Rıza bey. Heyecanımın babası Namık Kemal bey. Fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp bey» diyordu. Cumhuriyet devleti bu inançtaki liderin elleriyle kurulmuştu. Ama, topraklarımızı götüren, vatan olarak bizi küçük Ana­dolu'ya sıkıştıran Birinci Dünya Savaşı sonunda, düş­manlar yakamızı bırakmamıştı. Bize bu topraklar da Türk çizgisi dahi bırakılmak istenmiyordu. Bugünlere kadar, şekil ve renk değiştiren düşman, Savaş son­rası ayrık otu gibi her tarafı sarmaya çalışıyordu, çok görülüyordu. Söküp atılmak, Anadolu'da tek bir Mustafa Kemal, savaşı kazanmış, yeni devleti kur­muş, Türkçülük fikirlerine sıkı sıkıya sarılmış ama, kadrosunu kuramamıştı. Kadro meselesi kolay iş değil­di. Bir ömür vermek isterdi.

İttihatçılarla başlayan Türkçülük aksiyonu, Ata-türkle devam etti. Şimdi Milliyetçi, Türkçü bir neslin emanetinde mücadelesini sürdürüyor. Buna üçüncü safhası da diyebiliriz. Birinci, ikinci safhada, hedefe ulaşmak için çok bedel ödendi. Canla, kanla. Ama, bütün Türk dünyası tutuşturuldu. Bir iman dalgası ha­linde bütün Türk illerine yayılan Türkçülük, kadrosunu tamamlayarak, yeniden devlet siyaseti olmanın yoluna koyulmuştur. Dudaklardaki türkü yine aynıdır :

Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan Bu büyük ve mukaddes dâva için kendini feda eden­

lerden Allah razı olsun. Tanrı Türk'ü Korusun!

3

Page 4: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

HAJEUSRLER

?^r

% r \ \

\ 7 \ M

Atatürk ve Ziya Gökaip İçin Anma Toplantıları Yapılıyor

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulma­sında emeği geçen iki büyük Türk milliyetçisi Ziya Gökaip ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk ölüm yıldö­nümlerinde yapılan törenlerle anıl­maktadırlar. Atatürk için her yıl olduğu gibi bütün okullarda ve çe­şitli kuruluşlarda anma toplantıları düzenlenirken Ziya Gökaip için de okullarda ve ülkücü teşekküllerde toplantılar düzenlenmiş, seminerler verilmiştir.

Ülkü Ocakları Genel Merkezi 25 Ekim -31 Ekim tarihleri arasını «Zi­ya Gökaip Haftası» ilan etmiştir. Bu hafta içerisinde Z. Gökalp'i an­mak ve fikirlerini anlatmak için çe­şitli toplantılar düzenlenmiştir. An­kara'da ilk toplantı 26 Ekim günü saat 14.00'te Yıba Düğün Salonunda yapılmıştır. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muharrem Şemsek Z. Gök­alp'in 50. ölüm yıldönümü dolayısıy la bir beyanat vermiş ve özetle şöy­le demiştir :

«Türk milliyetçiliği ülküsünün te­mel taşlarından biri olan Ziya Gök­alp'in ölümünün 50. yılında Türk gençliği olarak onu anlamanın so-lumluluğu ve ona lâyık olmanın se­vinci içerisindeyiz.

Yeryüzünden silinme tehlikesi ile karşı karşıya olan bir devlet ve Türk soyunun yok edilmesi gibi bü­yük bir tehlikeden kurtulmuş büyük Türk milleti bugün Ziya Gökalp'i da­ha iyi anlamak durumundadır.

4

Kurtuluş savaşımızda dünyada em şali görülmemiş bir başarı elde edil­miş ve herkesi hayretler içerisinde Türk mucizesi yaratılmış ise bu, büyük Türk düşünürü ve büyük Türk sosyologu Ziya Gökaip be­yin Türkçülük Ülküsü sayesindedir. Yeni Türk devletinin kurucuları onun bu yüce ülküsünden ilham almış ve Türk'ün yenilmezliğini, Türk'ün bü­yüklüğünü bütün dünyaya isbat et­mişlerdir.»

Şemsek daha sonra Atatürk'ün. Ziya Gökalp'i en iyi tanıyan ve fi­kirlerinden istifade eden kişi oldu­ğunu söylemiş ve Atatürk'e en bü­yük desteğin Türkçülük olduğunu belirtmiştir. Gökalp'in fikirlerine bu gün her zamankinden daha fazla -ııuhtaç olduğumuzu söyleyen Şemsek daha sonra şöyle devam etmiştir :

«Türk Milleti Gökalp'in Türkçülük idealini anladığı müddetçe yüksele­cek medeni milletler seviyesinin üs­tüne çıkacak ve Türk'ün cihanşümul devlet olabileceğini dünyaya göste recektir. Yetişecek nesillerimizi Gök aip'in mefkuresinden uzak tuttuğu­muz, ülküsüz ve inançsız yetiştirdi­ğimiz müddetçe de Türk devletinin ve Türk Milleti'nin düşmanı olan fikir lerin yabancı ideolojilerin zehirleri­ni saçmasına fırsat vermiş ve çökü­şümüzü kendimiz hazırlamış oluruz.

Ziya Gökalp'in meşalesini yakmış olduğu Türkçülük ideali Türk devleti­ne hakim olmalıdır. Devlet kademe­lerindeki Marksistler temizlenerek Gökalp'i anlayabilme uyanıklığını gösteren kişiler yerleştirilmelidir.

Türk gençliği olarak büyük Türk düşünürü Ziya Gökalp'i 50. ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyor, bütün Türk gençliğini Türk milliyetçiliği bayrağı altında toplanmaya davet

ediyoruz.» Büyük Ülkü Derneği Ankara Şube­

si de Ziya Gökalp'in ölümünün 50. yılı dolayısıyla basına bir bildiri ve­rerek yetkilileri Ziya Gökaip hakkın­da çeşitli konularda uyarmıştır. Bil­dirinin bir bölümü şöyledir :

«Cumhuriyetimizin kuruluşuna ve­sile olan Millî Mücadele hareketi­nin manevî vasatını hazırlayan, bü­yük fikir ve ülkü adamı Ziya Gök­alp'in ölümünün 50. yılındayız. Gök­aip, hem Cumhuriyet öncesi ve hem de Cumhuriyet sonrası Türk milli­yetçileri ve nesilleri üzerinde mües-siriyeti büyük olan bir mütefekkirdir. Özellikle, genç Türk devletinin kuru­luşunda büyük rolü olmuştur. Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir Ziya Gökaip Enstitüsü kurmak sureti ile eserlerini ve ülküsünü yeni nesillere tanıtmak zorundadır. Bu, onun fikri ve manevî banisi Ziya Gökalp'e karşı bir şükrün ifadesi olacaktır.»

Ülkücü Teşkilâtların

Faaliyetleri

KONYA'DA

Ülkü Ocakları Konya Şubesi'nin normal kongresi 8 Ekim 1974 günü yapılmıştır. Ülkü Ocakları Konya Şubesi'nin yeni idare heyeti şu şe­kilde teşekkül etmiştir :

Başkan : Halil Kaya, Bask. Yar­dımcısı : Mehmet Sarıaslan, Sekre­ter : Ahmet Korucu, Muhasip : Bi­lâl Uysal, Üyeler : Necati Yavuz, Veysel Atalay, İbrahim Ünaldı.

Page 5: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

ERZİNCAN'DA Büyük Ülkü Derneği Erzincan Şu-

besi'nin normal kongresi 6 Ekim 1974 günü yapılmıştır. BÜD Erzincan Şubesi'nin yeni idare heyeti şu şe­kilde teşekkül etmiştir :

Başkan : Avni Altmova, Başkan Yardımcısı : Hasan Özarslan, Sek­reter : Baki Demirci, Muhasip ; Halit Toprak, Üye : İbadi Oktay.

TEFENNİ'DE Ülkü Ocakları Tefenni Şubesi Ra­

mazan Bayramı'nın üçüncü günü

Ülküdaşlarınıza ve Yavruları­nıza En Güzel Hediye

BOZKURT'ıın ESKİ SAYILARI

Elimizde BOZKURT'un çık­mış olan iki cildine ait (1-24, Sayılar) belli bir miktarda bulunmaktadır. Biz, bir hiz­met olması için asıl fiatı 36.00 lira tutan bu sayıları 25.00 liradan göndereceğiz.

ÜLKÜCÜ TEŞKİLATLARA

Üyelerinize satmak ve der neğinizde saklamak için iste­yebilirsiniz. Lütfen 10079758 Nu.lı posta çekine ücretini yatırarak not kısmına isteğinizi belirtiniz.

olan 19 Ağustos'ta Ü*JSÜ Ocakları Bucak Şubesi'nin sahneye koyduğu ÇİRKEF isimli piyesi getirterek Tefennililer'e göstermiştir. Piyes Tefenni halkının büyük ilgisini gör­müş ve takdirle karşılanmıştır.

Ülkü Ocakları Tefenni Şubesi ay rica halktan 50 bin lira toplayarak Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni güçlen­dirme kampanj'asına iştirak etmiş­tir.

GAZİANTEP'TE

Ülkü Ocakları Gaziantep Şubesi devamlı olarak bülten yayınlamak tadır. .Bültenlerde üyelere ve halka çeşitli konularda bilgiler verilmek­te ve açıklamalarda bulunulmakta­dır.

SEYDİŞEHİR'DE

Ülkü Ocakları Seydişehir Şubesi Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendir­me Vakfı için açılan yardım kam­panyasına katılmış ve üyelerinden toplanmış olduğu 2500 TL'nı açılan hesaba yatırmıştır. Seydişehir'li

ülkücüler ayrıca 26 Eylül 1974 günü Seydiharun Camii'nde şehitlerimiz için mevlit okutmuşlardır.

Ülkü Ocakları'nın çalışmalarını Seydişehirliler takdirle karşılamak­tadırlar.

SİLİFKE'DE

Ülkü Ocakları Silifke Şubesi men­supları 29 Eylül 1974 günü öğle na mazını müteakip Kıbrıs'ta şehit olan Silifkeli Yarbay İlhan Akgün ve di­ğer şehitlerin ruhlarına bir mevlit okutmuşlardır. Silifkeli ülkücülerin bu hareketi takdirle karşılanmıştır,

REYHANLI'DA

Ülkü Ocakları Reyhanlı Şubesi «KIBRIS TÜRK'ÜNDÜR» ibaresi yazılı Ay - yıldızlı afişleri ilçenin önemli yerlerine asmıştır. Ancak

solcu militanlar bir gece «Kıbrıs'ın da, Türk'ün de...» diye küfrederek bu afişleri yırtarken emniyet kuv­vetlen tarafından yakalanmışlar­dır. Ülkü Ocakları Reyhanlı Şubesi mensupları bir bildiri ile olayı kına­mışlardır. Solcuların Türk bayrağına ve Türk'ün millî dâvası olan Kıb­rıs 'a karşı gösterdikleri bu alçaklık örneği Reyhanlı halkının büyük tep­kisiyle karşılanmıştır.

geza gardonyi

Bir Macar'ın kaleminden ATTİLÂ'nın Romanı.

Fiatı : 20 TL.

OKUDUNUZ MU? Dağıtım : ANDA Bab-ıâli Cad. Nu : 50/2 — CağaJoğlu/İSTANBUL

Bütün kitapçılardan isteyiniz

5

Page 6: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

Osman ÇAKIR

"Tarihe Adını Yazdıranlar Ölmez,,

— Ayağa kalk — Niçin milliyetçilik yapıyorsun? Dursun Önkuzu'nun sorgusu böyle başla­

mıştı «Halk Mahkemesinde. Milliyetçilik suçu işleyen ve milletini sevmekten, ona hizmet etmekten başka bir suçu olmayan Dursun böyle yargılanıyordu.

Kendi vatanında, kanunlara, anayasaya, hukuk devletine saygılı olduklarını günde on sefer iddia edenlerin gözleri önünde cereyan ediyordu mahkeme.

— Çevir bakalım sayfaları hangi işkence uygulanıyor muş?

Elinde «İşkence nasıl yapılır» isimli kita­bı taşıyan genç sayfaları çeviriyor ve cevap veriyor.

— Ayaklarının altı jiletle kesilecek ve ya­ralara tuz ekilecek.

— Diğer sayfayı çevir diyor yine aynı ses Kitabın sayfaları çevriliyor ve işkencenin

yeni bir şekli — Komprasörle ciğerlerine hava doldu­

rulacak!

1970 yılı Kasım ayının bir gününde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda akıl almaz işkenceleri uy­gulayanlar Gazi Eğitim Enstitüsü ve yine aynı okulun öğrencileri, Dursun'u yargılıyorlar, milli­yetçilik suçu işlediği için. Kendi vatanında

hür ve bağımsız yaşamak istediği için. Türk devletine ve milletinin istiklâline göz koyanla­ra boyun eğmediği için. Onlarla mücadele etmek için Ülkü Ocakları saflarında olduğundan

«İnsanlık dışı», «Çağ dışı» barbarlık uygulu­yorlar. Hem de «Çin usulüne göre işkence»

1968 - 1971 yılları arasında cereyan eden ve öğrenci hadiseleri oİGrak kamu oyuna geçen Türk'ün varolma - yokolma mücadelesi ince­lendiğinde Dursun Önkuzu olayı hafızalardan hiç silinmeyecektir.

— MEB'na bağlı bir okulda polis koruyucu­luğu ile işkence yapılmıştır.

— İngilizlerin işgalinden sonra tarihde ikinci defa «Türk'ün sönmez ocağı olan» Türk-ocağı o zaman işgal edilmiş ve 4 ay kanunsuz işgal altında tutulmuştur.

— İlk cenaze kaçırma hadisesi o zaman olmuştur.

— Bir kişinin cenazesinin 4 ayrı hastaha-nede olduğu o zaman söylenmiştir.

— Polis iktidarın emriyle o zaman «Yolla­rın aşınmamasını» istemiş ve cenaze mera­simine mani olmuştur

— Göz yaşartıcı uomba ilk defa o gün milliyetçi - ülkücü gençlerin üzerinde tatbik edilmiştir.

— Kanunların ve Anayasa'nın himaye­sinde kurulmuş olan dernek yöneticileri basın toplantısı düzenledikleri için o gün hapise atıl­mışlardır.

— Siyâsî iktidar da o gün meşruluğunu kaybetmiştir.

Evet Dursun Önkuzu'nun şehadeti Türki­ye'de çok şeyleri değiştirmiştir. Ülkücüler bir kere daha kinlenmiş ve «Bir ölüp bin dirilmiş-lerdir.» Uyuyan gafillerin bir kısmının uyan­ması bu hadise üzerine olmuştur. Önkuzu'nun şehit olması ile şehitler zincirine bir halka da­ha eklenmiştir.

Dursun akıl almaz işkencelerle ölmemiştir. Zira kendi sözleriyle ifade edersek; «Adını ta­rihe yazdıranlar ölmez.»

6

Page 7: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

Şehadetinin Dördüncü Yılında

DURSUN ÖNKUZU'YU

RAHMETLE ANIYORUZ

12 Mart 1971 öncesinin anarşik or­tamı... Fakülte ve yüksek okullarda, hatta liselerde kan gövdeyi götü­rüyor. Bilhassa bu üniversite ve yüksek okulların bulunduğu büyük şehirlerin meydanları, yolları - so kakları, öğrenci yurtları bir avuç satılmış komünistin arenasına dön­müş. Anadolu'nun bağrından kopup gelen ve okuyup vatanlarına, mil­letlerine hizmet edebilmek aşkıyla yanıp tutuşan gençler bu anarşist­lerin başlarına örülen kirli, pis ağ­lar. Ya fikirlerini kabul edip soy­gunlar, vurgunlar yapacaklar, adam kaçırıp fidyeler alacaklar, onların deyimiyle «Faşist, şoven...» olan bu milletin öz evlatları milliyetçi - ülkü­cü gençlerle mücadele edecekler, ya da kendileri ölecekler. Komünist ihtilaline hizmet etmeyen herkes «Faşist» tir ve «Faşistler'e ölüm» vardır.

İşte Dursun Önkuzu da böyle bir ortamda diğer ülküdaşları gibi şe-hadet mertebesine ulaştı. Tokat'ın Zile İlçesi'nde doğmuş olan Dursun'-un babası soba tamirciliği yaparak geçimini sürdürüyordu. Ankara Er­kek Teknik Öğretmen Okulunun son sı nıfma kadar gelen Dursun'un bu başa rısının her zerresine O'nun alın teri karışmıştır. Tenekeler Dursun için dövülüyor, sobalarda yanan ateşler Dursun'un geleceğine ışık tutuyor­du.

Ancak hiç beklenmeyen bir zaman da, okulun bitmek üzere ve Dursun'­un vatan hizmetine koşmak üzere ol duğu bir sırada sobalarda yanan a-teşlere bir su dökülüyor ve kıpkır­mızı, ciğer gibi korlar kapkara, simsiyah kömürlere dönüşüyordu.

22 Kasım 1970 günü akla gelmedik işkenceler sonunda şehit olan Dur­sun ÖNKUZU'nun cenazesi Ankara'-ra 10 binin üzerinde bulunan bir ül­kü daş grubunun omuzları üstünde yükseldi. Görülmemiş bir kalabalık, görülmemiş bir cenaze töreni yapılı­yordu. Ancak buna da mani olun­mak istendi ve zamanın âcik iktidarı komünist gençlere bile verilen izni 01 kücülere vermedi. Polise cenazeyi ka çırtarak bu îman selinin önüne geçi­leceğini sandı. Biz hükmü tarihe bı­rakıyoruz.

.... VE BİR BABA

Oğlunun hunharca katledilişi üze­rine Zile'den kalkıp Ankara'ya gelen baba cenaze kaçırıldıktan sonra bir basın toplantısı yapıyor ve şöyle diyordu :

«Ben ufacık bir çekiçle soba yapa­rak oğulumu okuttum. Vatana fayda­lı bir evlat yetiştirmeye çalıştım. Acaba oğlum başka bir milletten mi geldi de hükümet yetkilileri ona bu olayı reva görüyor? Hükümet yetkililerinden böyle bir hareket görmek beni şaşırttı. Halbuki ölse de ben öyle bir evlatla iftihar ediyo­rum. Oğlum gibi milliyetçi gençle­rin binlercesini birarada görmem acılarımı azalttı. Onlar oldukça ko­münistler bu memlekette istedikleri kızıl rejimi getiremeyeceklerdir.

Oğlum Türk Milleti uğruna 60 ya­şında ölmektense 20 yaşmda ölmesi daha iyidir. Türk Milleti sağ olsun...»

Evet... Bir şehidin babası ancak bunları söyleyebilirdi ve Abdullah Önkuzu da öyle söylüyordu.

CİNAYET, KATİLLER ve SONRASI

Cinayet öncesi ve sonrası yapılan işkenceleri burada tekrar yazmak istemiyoruz. Etleri jiletle dilik dilik dilinen, ciğerleri komresörle şişirilip parçalanan Dursun'un ve aynı akı­bete uğrayan diğer ülküdaşlarınm durumu karşısında vicdanları sızla­mayan kızıllara ve onların bu hare­ketleri karşısında sorumsuzca hare­ket edip susmakla aynı cinayete iş­tirak etmiş olanlara daha ne diye bilir, olayların içinde bile sızlama­yan vicdanlarına bizim bu acımızı nasıl hissettirebilir ve taş yürekleri­ni nasıl yumuşatabiliriz? Ancak olay dan birkaç yıl sonra ancak Sıkıyö­netim Komutanlığı'nm gayreti ile yakalanan ve fakat son koalisyon hükümetinin çıkardığı aftan sonra serbest bırakılan anarşistlerin isim­lerini ve Sıkıyönetim Mahkemesi ta­rafından haklarında çıkarılan dokü­manı «Töre - Devlet Yayınevi» tara­fından hazırlanan «Dev - Genç Dos­yası» isimli eserden alarak veriyo­ruz :

1. Adnan ALTIPARMAK : « 23 Kasım 1970 tarihinde diğer sanık­ların bir kısmı ile birlikte Hasan Gürür, Selâhaddin Mazman ve Dur­sun ÖNKUZU'nun hürriyetlerini tah­dit etmiştir. DURSUN ÖNKUZU'NUN PENCEREDEN ATILMAK SURE­TİYLE KASTEN ÖLÜMÜNE SEBE­BİYET VERMİŞTİR »

2. Mehmet Ali KABAKOĞLU : « 23 - 11 - 1970 tarihinde Hasan Gürür, Selâhaddin Mazman ve Dur­sun ÖNKUZU'nun hürriyetini tahdit edenler ve DURSUN ÖNKUZU'YU ÖLDÜRENLER ARASINDADIR...»

3. Sabri UYAR : « Hasan Gü rür ve Selâhaddin Mazman'ın hür­riyetlerini tahdit etmiş ve bu şahıs­lara müessir fiil ika etmiştir.

(Devamı 10. Sayfada)

7

Page 8: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

MİLLÎ VARLIK MİLLÎ RUH

Mağara devrinden bugüne kadar insanları, semavi dinler dışında, ço­ğu yalan, bazı doğru dinler, hayal­ler ve ideolojiler idare etmişlerdir. Bu gün de insanlar inançlarına göre şu veya bu cephede savaşıyorlar. Bazı kimseler «Eski çağların harpleri din adına, din aşkına yapılıyordu. Bngün İse ideolojiler adına savaşı­

lıyor» diyor. İster Öyle ister böyle olsun. Esas olan inançtır ve kavga

da bu yüzden çıkmaktadır. Çünkü her insan kendi İnançlarıyla vardır. İnanan insan güçlü insandır, inanan insanın meydana getirdiği devlet, güçlü devlet, güçlü iktidardır.

Onun için: inancını manevî değer­lerini kaybeden milletler yıkılmaya mahkûmdur. Şu halde asü savaş kafalarda ve kalplerde husule gelir. Bizi yıkmak İsteyen düşmanlar ar­tık sadece, tüfek ve kılıç kullanmı­yorlar. Şiir, piyes, roman deneme veya fikri eserlerle kafalarımızı çelmeye, gönlümüzü fethetmeye ça­lışıyorlar. Aslında bu; asırlardan be­ri süregelen savaşın silah yerine başka medeni vasıtalar kullanılarak devam etmesidir. Çünkü güzel bir gür, hayat dolu bir roman, makûl bir tenkit veya teklife karşı kim ne diyebilir? Onun için içlerinde ruhî mukavemet olmayan, muhakeme et­mesini bümeyen ve kültür eserleriy le beslenmeyen kimseleri böyle ba­sit propogandalaria avlamak çok

kolaydır. Bu devirde ancak kültür­lü bilgili şuurlu, imana sahip olan­lar binbir kılığa ve renge giren yıkı­cı fikirlere karşı mukavemet edebi­lirler.

Bugün Türkiye'de vitrinlere, ki­tap sergilerine sinema ve benzeri kültür mahallerine bir göz atarsak, Türk kültürünün tahrip ve oyunlar­la nasü yok edildiğini kolayca tes-bit etmek mümkündür.

Türk töresi, Türk örfü, Türk inan­cı ve duygusu bir kenara itilmiş, sı­rıtkan, basit ve cüretkâr davranış­larla öz yurdumuzda körpe dimağ­ları şartlandırmak için ne kadar açıkça saldırdıkları görülmektedir. Sonuç işte meydanda, bu süslü püs­lü kitapları okuyan ve aynı zaman­da başka bir kitapla karşılaşmak istemediği İçin veya bulamadığı için o kitaplarda anlatılanları ve ya­zılardan yegane gerçekler ola­rak kabul ediyor. Bununla da kal­mayarak savunma gayretine de gi­diyor. Gençliği terbiye etmekle mü­kellef olan Millî Eğitim Bakanlığı bu duruma seyirci kalmaktan öte gidemiyor.

Memlekette milyonlarca okur - ya­zar yetiştiren Millî Eğitim kadrosu affedilmez bir gaflet uykusu İçinde bu kültür elemanlarım hangi eser­lerle beslemeyi hiç düşünmemiştir.' Hatta dışardaki zararlı neşriyatlara

^ ^ ^ B Fehmi FİDAN (jgtçri hazırlamış, fikir hürriyeti

avazeleriyle batıdan gelen her şeyin - mubah addedilmesine göz yumulmuş

tur. Run v e k a ^ a s l rolNI eserle beslenmeyen bir gençlik ne yönde bir çalışma gösterebilir. Memleketi hangi İstikamete götüreceği bellidir. <?on yıllarda hasıl olan hâdiseler bun larm birer belirtisidir.

Büyük Türkiye için tehlikeli olan bu gidişten ayrılmanın çaresi, millî gerçekleri anlatan ve millî değerleri ortaya koyan eserler yayınlamaktır. Bugün bütün dünya milletlerinde olduğu gibi, Türkiye'de de bir kül­tür ve medeniyet mücadelesi devam ediyor. Gücü yeten ve aklı eren herkesin bu mücadeleye milli ' bil ruhla silahlı, milli bir kültürle fişek­li girmesi şarttır. Zira unutulmama­lıdır ki milli varlığı ayakta tutan milli ruhtur. Millî ruh ise millî eser­lerle beslendiği takdirde kuvvetini .sürekliliğini muhafaza eder.

Yani tek cümle ile özetlersek -Türk Milleti'nin kalemi, defteri, kita­bi;, kültürü yabancı elden okutulma-yıp veya verilmeyip miletin kendi öz ve öz evlatlarından, vatan per-verlerinden verilmesi şart olmalıdır.

"Dündar Taşer Armağanı,, Tiyatro Yarışmasını kazanan sanatçılara ödülleri verildi

Türe- Devlet Yayınevi'nin düzenlemiş olduğu cOündar Tajer Tiyatro Armağan» İsimli yarışma bilindiği üzere geçtiğimiz aylarda neticelenmiş ye derece alanlar açıklanmıştı. Derece alanlar Ankara'ya davet edilmişler ve Î9 Ekini 1974 günü Töre Dergisi yazıhanesinde yapılan bir toplantı sonucu kendi­lerine armağanları verilmiştir. Toplantıda jüri «yeleri Galip ERDEM, Sadık TURAL, Erdal SARGUTAN M. Nuri ÖZŞAHİN ye Emine Işınsu, Töre • Dev­let Yayınevi yetkilileri Sadi SOMUNCUOĞLU, İbrahim METİN ve İskender ÖKSÜZ ile yarışmada derece alanlardan Remzi ÖZÇELİK, Alper AKSOY ve Reşat GÜREL hazır bulunmuşlardır. Dereceye girenlerden Fahri SAĞLAM ve Oğuz SOYLU ise toplantıda bulunamamışlardır.

Düzenlenen toplantı altı saat sürmüştür. Jüri üyeleri, T - Devlet Yayın­evi yetkilileri ve yarışmada derece alanlar arasında dil, edebiyat ve bilhassa Türk tiyatrosunun durumu baklanda sohbetler yapılmıştır.

Alper AKSOY'un «Dil konusunda Türk milliyetçilerinin pasif kaldıklarını , ve bn konuda daha atak bir politika İzlenmesi gerektiğini» söylemesi üzerine söz alan Galip ERDEM : «Dil dâvası Türk milliyetçilerinin hedef ve ölçüleriyle sınırlıdır. Bu şuur bütün Türk dünyasını içine alır. Dıs Türklerle bn konuda ramın açmaya değil, kapamaya çalışmalıyız. Anadolu Türklüğü dünya Türk-

lüğü'nün bir parçasını teşkil eder. Arapça ve Farsça kelimeler din tesiriyle

bn İki Türk dünyasını birbirine yaklaştırır!: Bu konu üzerinde ciddiyetle dur­mamız lâzımdın demiştir.

Töre-Devlet Yayınevi yetkilileri yarışmada derece alan eserlerin kitap halinde bastırüacağm. açıklamışlardır. Töre.Devlet Yayınevi'nin bu karar, memnuniyet yaratmıştır. Böylece milliyetçi cephede büyük bir boslnk doldurul­muş olacak, ülkücü tesMatlann oynayacak oym, sıkıntıs. büyük ölçüde gideril-mış olacaktır.

Büyük Türk milliyetçisi merhum Dündar TAŞER'in hatu-asına düzenlenen t £ S ^ £ Z l £ ° * * * Alper AKSOY'un . C A G R „ b i m l i ş i i r> R e m r i

lan^r" K/HH"^?* Ü C ° K ' ^ S * * • «tabı daha önce yayın-lanmıştır. Kendilerini tebrik eder, basardarnun devamın, dileriz.

Dündar TAŞER Ağabeyimize de bu vesile Ue Allah'tan rahmet niyaz ederiz.

Töre - Devlet Yaymevi'nln düzenle­miş olduğu «Dündar Ta9er Armağa­nı» Tiyatro yarışmasında derece ««ftar için yapılan «dül dağıtma toplantısmdan bir görünüş. Soldan sağa ; R e ş a t G ü r e I S a ( U S o m ı m c u o ğ .

• I u-°aUP Erdem, iskender öksüz, ib­rahim Metin ve Alper Aksoy.

Ö N K U Z U

Önkuzu hey! Önkuzu!.. Önde gider Önkuzu.. Anası «Dursun» demiş. Durmaz.. Gider Önkuzu.

Kuzu yürür.. Kuzu yürür., önde, Önkuzu yürür! Kuzular meledfkçe Gönlüme sızı yürür!

Önkuzu!. Hey!.. Önkuzu!. Önde gider, Önkuzu.. Bu bayrak düşmez yere, Ölmedikçe son kuzu!..

Dursun adı; Dursun adı.. O gitti, dursun adı. Dillerde türkü olsun. Yürekte vursun adı!.

Kuzular koç olacak, Toy, düğün, göç., olacak! Bu yılki kuzuların, Adlan ÖÇ olacak!..

N. Yıldırım GENÇOSMANOĞLU

DEĞİLDİR

Ülkü yolunda çileli Olmayan, Bozkurt değildir Baştan başa yurt derdiyle Dolmayan, Bozkurt değildir.

Bu vatanın kıymetini. Atasının heybetini; Komünizmin zulmetini : Bilmiyen, Bozkurt değildir.

Dertli başı yarılıpta, Clğerclği burulupta; Kemikleri kırılıpta : Ölmeyen, Bozkurt değildir.

Mahmut TURAN

Page 9: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

DURSUN ÖNKUZU'NUN PENÇE REDEN ATILARAK KASTEN ÖL­DÜRÜLMESİ OLAYI FAİLİDİR...»

4. Akif ATASAYAN : «Selâhattin Mazman'la Hasan Gürür'ün hürri­yetlerini tahdit eden ve müessir fiil­lerde bulunanlar arasındadır. DUR­SUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜRÜLME Sİ OLAYINA FİİLEN KARIŞTIĞI­NA DAİR KUVVETLİ BELİRTİLER BULUNMAKTADIR...»

5. Fikri AYTAN : « Hasan Gürür ve Selahaddin Mazman'ın hüriyetini tahdit etmiş, DURSUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜRÜLMESİ OLA YINA FAİL OLARAK TESBİT EDİLMİŞTİR...»

6. Hüseyin AKVAN : « Meh­met Ziya Gökçe, Selâhattin Mazmar ve Hasan Gürür'ün hürriyetlerini tahdit etmiş, Halit Özçelik'i kaçır­mak istemiştir. Okulda nöbet tutan öğrenciler arasındadır.

DURSUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜ RÜLMESİ OLAYINA KARIŞMIŞTIR.

BU SUÇU İŞLEDİĞİNE DAİR HAK­KINDA KUVVETLİ BELİRTİLER BULUNMAKTADIR...»

7. Cem UYAR : « DURSUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜRÜLMESİ OLA YINA KATILMIŞ, MAKTULÜ, PEN­CEREDEN ATILARAK ÖLDÜRÜL­DÜĞÜ ODAYA GÖTÜRMÜŞ TÜR...»

8. Ferudun TAMİRER : « Ha san Gürür ve Selahaddin Mazman'­ın hürriyetlerini tahdit eden gruba dahildir. DURSUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYININ FAİL-LERİNDENDİR...»

11. Cemil KAYA : « Türkiye'­de Marksist - Leninist bir düzen ku­rulmasını sağlamak amacıyla olay­lara katılmıştır. D. ÖNKUZU'nun öldürülmesi olayına katıldığına dair hakkında yeterli delil elde edileme­miştir...»

Evet... Burada zikredilen kızılla­rın hepsi DEV - GENÇ'in ele basıla­rından ve okullardaki temsilcilerin­den. Yukarıda yazılanları biz değil, Sıkıyönetim mahkemesi yazıyor. Da­ha buraya alamadığımız binbjr tür­lü sçları olan bu vatan hainleri şimdi maalesef affedildiler ve yeni tertipler peşinde koşuyorlar. Sayın yetkililerimiz bu hainleri atfetmiş­lerdir ama Allah indinde ve tarih önünde asla affedilmeyeceklerdir.

Aziz şehidimiz, sen müsterih uyu. Üiküdaşların şimdi salonlara, mey­danlara sığmayacak kadar çoğaldı. Senin bıraktığın bayrak yere düşme­yecek.

9. Şefik ŞENEL : «.... Marksist-Leninist bir düzen yerleştirmek ga­yesiyle olaylara katıldığı anlaşılmış­tır. DURSUN ÖNKUZU'NUN ÖL­DÜRÜLMESİ OLAYI FAİLLERİN-DENDİR...»

10. Mehmet ÖZDEMİR : «... DUR­SUN ÖNKUZU'NUN ÖLDÜRÜLME­Sİ OLAYININ FAİLLERİNDEN-

(Baştarafı 7. Sayfada) DİR-»

Silâhlar birden patladı. Sesleri katı ve soğuk­tu; Taş binalara çarpa çarpa büyüdüler... Yüz... bin., milyon! Milyon kerre milyon patlama, doğuya batıya ve kuzeye ve güneye doğru aynı anda... İle­riye... binaları aşıp başka binalara, ağaçları aşıp başka ağaçlara ve kara toprağa., çarpıp, dondular.

Töre - Devlet Yayınevi sunar.

12 Mart öncesinin sancılı, kanlı günleri; akan kanlar, gözü yaşlı analar, ülkü savaşçıları.

S A N C I

Ülkücü şehit DURSUN ÖNKUZU'nun hayatının romanı.

Emine Işınsu'nun kaleminden. Yakında çıkıyor. Dağıtım : ANDA

10

Page 10: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

Dinç YAYLAL1ER

18. asrın ilk yarısındayız. Avrupa, sanayi inkılâbına geçiş sancıları içinde. 16. asır'dan beri ırkları imha ederek sermaye gasbeden Avrupalı, bol üretim hayali ile yaşamakta. Hudutsuz sermaye, bol ham madde var, fakat bunları işleyecek fabrika henüz mevcut değil. 1731'de Watt'ın buhar makinesini icadı ile, Avrupa sanayiindeki kıpırdanmalar birden dinamizme dönüşür. Ulaşım imkânları kolaylaşır, dev presler doğar. Fabrika haya­tına geçiş için ön şartlar artık hazırdır.

Yüzyılın ikinci yarısında Fransa'dan Ruso Volter, Monteskiyö'nün sesleri yükselir. «Hürriyet, eşitlik, adalet» gibi o zamana kadar Avrupa'ya hayli yabancı kavramlardan kopya vermeye başlarlar. Ferdi, top­rağa bağlı bir meta kabul eden derebeylik devri kapanmalı, feodalite dönemi tarihe karışmalıdır. 1789 Fransız ihtilâli, bu kavramların gölgesi altında başlar. Kısa zamanda Avrupa'nın muhtelif yerlerinde, Ruso, Volter, Didero patentli şubeler açılır. Avrupa feodal kabuğundan soyulmağa başlar. Derebeyler katledilir. Yüzbinlerce kişi toprak kapabilmek için büyük bir maratona başlar. Toprak bu. Mevcudiyeti ile sınırlı. Yüzbinlerin büyük çoğunluğu açıkta kalır. Ancak şehirlerde sür'atle gelişen fabrikalarda emek ta­lebi vardır. Hürriyetlerine sahip yüzbinlerce kişi bu defa şehirlere akın eder. Bol emek arzı ile karşıla­şan patronlar, işçinin alın teri üzerinde kumar oynamaya başlarlar. Avrupa'nın sosyal bünyesinde sem-tom tedavi ile giderilmesi imkânsız derin yaralar açılır. Ve karın doyurmayan hürriyetin yanında eşit­lik, adalet hiçbir zaman ve hiçbir batı toplumunda gerçekleşmez. Batı'daki «Jandarma Devlet» in «Sos­yal Devlet» anlayışına bürünmeye başlaması ise yüzyılımızın eseridir. Oysa Bilge Kağan'ın «Aç olanları doyurdum, çıplak olanları giydirdim» diye haykıran sesi asırlar öncesinden geliyor.

Adalet ve eşitliğin, kapitalist toplumların temel espirisi olduğunu söyleyen Marksistler de bu kav­ramlara ters düşerler. Sovyet pamuk istihsalinin % 90'nını yüklenen Özbekistan'da tekstil sanayiinin ancak % 5'inin kurulmasına izin verilmesi gerçeği, «Barış içinde bir arada yaşama» sloganı ile örtülemez.

I. ve II. Dünya harplerinin, asrımızın ilk yarısını kana bulamasından sonra küçük ülkelerin, bü­yüklerin kanatları altına girdikleri görülür. Büyükler üyelerine barış, kardeşlik vaat ederler. Ancak vaad-ler zamanla bir kıskaç haline dönüşür. Varşova Paktı'nın reisi Sovyet Rusya, teneffüse çıkmak isteyen üyelerini zorla çemberinde tutmaya başlayınca, Tito'd'an Yugoslavya adına sert tepkiler gelir. Coğrafî durumunun, şanssız yoldaşlarına nazaran daha elverişli olmasından da cesaret alan Tito Rusya'yı, Yu­goslavya'yı zorla boyunduruk altına almak isteyen emperyalist bir devlet olarak suçlar. Batı blokunda da kıpırdanmalar doğar. De Gol demokratik yoldan NATO'ya restini çeker. Tepkiler artınca, Amerika de­mokrasiye saygılı bir tavır takınmaya çalışır.

Büyüklere göre silâhsızlanma, barış ve kardeşliğin tesisi için şarttır. Oysa onlar bu şarta hiç uy­mamışlardır. John Strachey'in yazdığına göre, İngiltere millî gelirinin % 7'sini, Amerika % 10'unu Rusya % 15'ini askeri harcamalara ayırmaktadır. Raymond Aron'un «Günümüzün sanayi toplumları hukukta sulh-çu, fiiliyatta savaşçıdır» sözü, milletler mücadelesi çağına uygun bir tarif oluyor.

19. Yüzyıl Avrupası'nın popüler kavramları yüzyılımızda, Hümanizm'in çekirdeğini oluşturan barış ve kardeşliğe nöbet teslim ettiler. İktidar kılıcını eline geçirenler bu kavramların hamisi oldular. 1915'de bir demecinde Kapitalist sistemin savaşçılığına hücum ederek, «Vatanı düşman saldırısından korumak için bir halk milisi yeter» diyen Lenin, ihtilâlden sonra Troçki'nin kızıl orduyu kurmasına destek oluyordu. Türk Hava Kuvvetleri'ni güçlendirmek için Fantom alınmasına karşı çıkan Karaoğlan'ın sureti de ateşden gömleği giyince fikrini değiştirmişti. Gerçek bizim sureti, komünistlere basamak olan Sosyal Demokrat Kerenski ile kıyaslamak gerekir ama o artık teoride kaldı.

Son senelerde Hümanizm rüzgârları bizim ülkemizde de kuvvetli esmeye başladı. Barış ve kardeşliği her konuya teşmil etmek için malûm siyasiler depara kalktılar. Ama haklı olan Kıbrıs harekâtına «Ba­rış harekâtı» demekle de dünya politik göstergesinde ki ibreyi lehimize döndüremediler. Her an Kanunî'-nin kişneyen atının sesi ile irkilen Avrupalı'ya, bu sempatik kelime tarihî kinini unutturamadı.

Kıbrıs'ta Rumlar tarafından hunharca katledildikten sonra gömülen sivil halkın katliamı karşısında parçalanan, fakat bilenen yüreklere, barış, kardeşlikmanist Derneği Başkanı Profesör A. J. Ayer, «Bir kendi teorisine uygun hareket ediyor. Zira İngiliz Hü çok «Çağ dışı» gelir. Aslında Karaoğlan'ın sureti Hümanist'in solcu olması gerektiğini» söyler.

Barış ve Kardeşlik Üzerine

11

Page 11: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

İŞKENCE ÖNSÖZ : O işkence günlerini nasıl unutabilirim...

Dursun'un başına gelenleri ben de yaşadım. Kendimi, O'nun yerine koydum. Dehşet günlerinde neler his­settim; hangi duygularla davrandımsa öylece akset­tiriyorum. Gerçeğe mutlaka böyle yaklaşılır belki... Ama gerçek denilen şeye de itimadım yok. Çünkü ger­çek diye inanılan şeyler, tekrar edilen yalanlardan ibaret.

Uzun koridorlarda, yalnız sert adımların çıkardı­ğı yankılardan başka çıt çıkmıyor. Çevremde yürü­yen dört kişiyle birlikte dershanenin önünde duruyo­ruz. Sakin olmaya çalışıyorum. Ensemdeki tabanca namlusu kımıldıyor. «Gir içeri!..» birlikte giriyoruz. İçerde dört - beş kişi daha var. Birleştirilmiş iki sı­ranın çevresinde oturuyorlar. Arka duvarda, dazlak yumru kafalı, bir tutam sivri sakallı adamın resmi asılı. Tanıyorum bu resimdeki adamı... Kollarımdan iyice sıkıyorlar, ensemdeki soğuk demirin etkisi hâlâ devam ediyor.

Karşımdaki masada oturanlardan biri ayağa kal­kıyor. Ellerini kavuşturup yüksek sesle konuşmağa başlıyor : «Halk Mahkemesi başkanı olarak seni yar­gılayacağım.» «Halk Mahkemesi» nin ne olduğunu daha önceden duymuştum. Çünkü bir çok kişi yargılanmıştı. «Ben böyle bir mahkeme tanımıyorum!» bu sözüm üzerine mahkeme başkanı ağzını yayarak gülüyor. Beni kollarımdan tutanlar da gülüyor. «Burası dev­rimciler için kurtarılmış topraktır. Devrimlerin sü­rekliliği açısından Halk Mahkemesi istediğini yargıla­yabilir. Şimdi soracaklarıma doğru cevap ver. Adın

Ahmet FİKRİ

nedir?» Susuyorum, cevap vermiyorum. Ensemde ta­bancayı tutan örgütün adamı benim yerime konuşu­yor : «Adı Dursun... Soyadı da Önkuzıı.» Yeniden gü­lüşüyorlar. Sınıfın içi çın çın ötüyor; keçi sakallı re­sim gülüyor... Yalnız hepsinin yüzünde vahşi duygu­lar seziyorum. Boş bir kâğıt uzatıyorlar : «Okulda­ki faşistlerin isimlerini yaz, altını da imzalayacaksın.» Kâğıdı boş geri veriyorum : «Okulda faşist yok» diyo­rum. Bir anda yumruklar iniyor : «Nasıl yok? Okulun içi faşist dolu... Hepsini yazacaksın. Yoksa sen bilir­sin.» Sinirlerimi zaptedebildiğime kendim de şaşıyo­rum. Sakince : «Okulda milliyetçiler var ama, hiçbi­risi faşist değil. Hepsi Türk milliyetçisi.» Başkan el­lerini masaya vuruyor : «İster faşist olsun, ister mil­liyetçi, tanıdıklarının adlarını yazacaksın. Yoksa hak­kında sert yöntemler uygulanacak anladın mı?»

Kurulan tuzağı da kavrıyorum. Listeyi yazdıktan sonra teker teker yakalayıp «Bak seni Dursun ele ver­di» diye gösterecekler. Tabi yazılan her ismin okula alınmayacağı sorusu ortaya çıkıyor. Kâğıdı yeniden uzatıyorlar : «Yaz! Eğer bir yanlış isim yazarsan...» Birkaçı bellerinden tabancalarını çıkartıyor, mermi­leri ileri sürüyorlar, «Çat, çat...» «Senin o faşist mi­deni kurşunla doldurum» Tabancalar yaklaşıyor bur­numun dibine... «Eğer faşist mide taşıyorsam, bunu önce ben kesip atarım.» dediğim zaman yine yum­ruklar iniyor. Yumruklar, yumruklar...

Başkan bağırarak hükmü veriyor : «Yargıya va­rılmıştır. Sanığın, devrim uğraşımıza... gerekli bilgi­leri vermesi zorunludur. Bu nedenle Çin Halk Dev-limi'nde uygulanmış yöntemler uygulanacak.» Sonra keçi sakallı, bacaksız adamın resmi önünde saygıyla eğiliyor. Resimdeki adam gülüyor, gülüyor...

Bir kitap uzatılıyor. Kitabı bana da gösteriyor­lar; bakmıyorum. Ama içinde ne yazdığını söylüyor­lar : İşkence metodları...

Birisi hırsla kitabın üstüne eğiliyor, karıştırıyor. Yanındakine gösteriyor : «Nasıl.» «İyi, iyi... Deniye-Hm.» Hepsi birden bakıyorlar; okuyorlar. Sonra el­lerimden, ayaklarımdan tutup sıraya sırtüstü uzatı­yorlar. Her tarafım cereyana tutulmuşcasına titriyor. «Korku başladı.» sözünü işitiyorum. «Korkmuyorum, korkmuyorum. Sizin gibi kızıl kö...» Tabanımda bir acı hissediyorum. Kaslarım katılaşıyor, donuklaşıyor. «Devam et, hadi devam et!» Ellerinde jilet parıltısını görüyorum bir ara. Gözlerimi kapatıyorum. Vücudu­mu dilik dilik diliyorlar.

«Okulu polisler sardı!» Bırakıyorlar. Bir zamanlar ders çalıştığım sıraların üstünde doğrulmak istiyo­rum : Heyhaat!.. «Kompresörü getirin. Çabuk.» Kapı açılıyor, kapanıyor. Makine çalışmağa başladı. Ağ­zımdan hortumla hava veriyorlar. Görüyorum. Ciğer­ler im yanıyor, beynim uğulduyor.

Duvardaki dazlak, yumru kafalı, bücür adamın resmi iyiden iyiye gülüyor.

12

Page 12: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

Yusuf Rahmi KARA

Kıbrıs Zaferinin

Düşündürdükleri İnsanlar maddi ve manevî kısım

lardan meydana gelmişlerdir. Ya-ratılışdaki bu bütünlük, insanın bütün hayatı boyunca devam eder. Maddi kısımdaki bazı eksiklikler, aksaklık­lar insanın hayat mücadelesini pek aksatmaz. Aksine körükler. Manevî eksiklikler ise hayatın tamamen çö­küşüne sebeb olur. Kişi ya yaşama gücünü kaybeder ya da anlamsızla-şır.

Türk Milleti tarihin her safhasında insanlığa çok şeyler öğretmiştir. Malazgirt savaşında Türklerin yenil­mezliğini, İstiklâl harbinde yaşamak için bazan ölmek gerektiğini, Kür-şad ihtilali ile hürriyetin ölümle yan yana durduğunu ona sahip olmak için yürek gerektiğini, Plevne'de cesare tin - azmin yapamayacağı iş olma­dığını... Ve daha binlerce ders.

Bütün bunlardan çıkan sonuç : Türk Milletin'deki mücadele ruhu ve azmi, hürriyet aşkı, cesaret başka hiç bir milletle yoktur. Geri kalış nedenlerimizi ararken bu hasletleri­mizi kaybetmeden endiselenmisdik. Fakat Kıbrıs olayları ve zaferi bu hasletlerimizin taptaze ve dimdik durduğunu görme mutluluğunu tat­tırdı bize. Evet Kıbrıs zaferi bu bü­yük müjdeyi de beraberinde getirdi. Kıbrıs'a gönüllü gitmek için mille­timizin şube önlerinde âdeta kuy­ruğa girmesi, savaş anında bile gü­lümseyen mehmetciklerimizin o gü­

zel manzarası... Ya yıllardır en kö­yü şartlar altında bile hürriyet sa­vaşı veren Kıbrıslı mücahitlerimi­zin durumu. Mehmetçikle kucakla­nırken göz yaşlarını tutamayan ve «Bu günleri de gördük ya ölsek de gam yemeyiz» diyen mücahitlerimi­zin anlatmak istedikleri, haykırdık­ları gerçek nedir? Milletimizin hürri­yet için, bağımsızlık için yeni Pi-levneler, yüzlerce Malazgirt zaferi, daha nice Kürşad ihtilâlleri yarat­ma gücü ve azminde olduğunun en açık ifadesi değil midir? Asker ka­çaklarının bile Kıbrıs'a gitmek için gönüllü olması.. Ve daha binlerce örnek. Bunlar yukarıda bahsedilen millî hasletlerimiz dışında başka ne ile izah edilebilir? Nasıl anlatılır? Ya ordumuza yardım için milletimi­zin gösterdiği büyük ilgi. Millî bü­tünlüğümüz tarihin her devrinde ol­duğu gibi yine mevcut. Yine dünya­nın en büyük ordu milleti olma şe­refi Türk Milletinin. Ve her zaman öyle kalacaktır.

Demek ki milletimizin kendisindeki hasletler maddedeki potansiyel enerji gibidir. Şimdi tek ihtiyacımız; bu potansiyel enerjiyi kalkınmada ve her sahada kullanacak bir liderdir, potansiyel enerjiyi kalkınmada ve çevirecek bir lider. Kıbrıs olayları sırasında Genelkurmayımızın ve or dumuzun gösterdiği cesur ve tedbirli davranışdan da anlaşılıyor ki bazı çevreler gibi ordumuz da gaflete düş memiştir. Her zamanki gibi uyanık ve milletimizin tarihi akışına yaraşır biçimde cesurca beklemiştir. Bu da Kıbrıs zaferinin bize ikinci büyük müjdesidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki : Mille­timiz ecdadı gibi mücadele ruhunu, hürriyet aşkını, cesaretini; kısaca­

sı millî hasletlerini taptaze tutmak ta, onları yaşatmaktadır. Düşman­larımıza karşı her zaman tek vücût gibiyiz. Kendimize güvenimiz tamdır. Bunlar Büyük Türkiye'yi kurmak için yeterli potansiyel enerjidir. Bu enerjiyi harekete geçirecek, kinetik enerjiye çevirecek söz sahibi bir li­der gerek şimdi. Böyle liderler Türk Milleti için her zaman gereklidir. Çünkü tarihin de bize öğrettiği gibi bizim kalkınmamız da, gerileme­miz de bizi idare eden liderlerin yetenekleri ile orantılı olmuştur.

Ülkümüze sarılıp bu liderleri hazır­lamalıyız. Varlığımızın ve yaşama­mızın sebebi olan millî değerlerimi­zi, millî hasletlerimizi canımızdan da ha çok korumalıyız. Milli dâvala­rımız için, Büyük Türkiye için çok çalışıp cesurca savaşalım.

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN

Bahaddin KARAGÖZ «Millet Bütünlüğünde Soyun

Önemi» konulu «En Güzel Ya­zı» yarışmamızda birinci olan ülküdaşımız 1955'te Rize'nin İkizdere ilçesinde doğmuştur. İlk ve Ortaokulu İkizdere'de okuduktan sonra Rize İlköğ-retmen Okulu 'na yatılı olarak girmiş ve oradan Ankara Yük sek Öğretmen Okulu hazırlık sınıfına geçmiştir. 1973'te bu okulun fen bölümünü bitiren ülküdaşımız İstanbul Üniver­sitesi Kimya Fakültesi'ne gir­miş olup hâlen bu okulun ikin­ci sınıfında okumaktadır. Ken­disine sonsuz basarılar dileriz.

13

Page 13: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

AHMET ÖZÜN

EĞİTİM MESELESİ

Türkiye'nin en önemli dert­lerinden biri hiç şüpnesiz eği­tim meselesidir. Bu konu binlerce kere yazıldı, üzerinde konuşuldu, tartışıldı. Fakat ilgili lerin bütün gayreti üzü'lerek

belirtelim ki faydalı olmaktan uzaktır. Bizce alınan tedbirlerin amaçlara ters düşmesi millî ol­maktan uzak olduğundandır. İstanbul İlköğretmen Okulu'nda Millî Eğitim hakkında hazırla­mış olduğu tartışma konumu aynen aktarmak istiyorum.

«Bizler Mahaç; yiğitleri kadar cesur, Çaldıran askerlerinden mert olabiliriz. Daha beşikte iken annemiz bize ALPER -TUNGA, DEDE KORKUT şiirle­rini söylerdi. Okul çağına gir­meden Oğuz Destanı'nı ezberle mistim. Büyüklerimize saygıyı o yaşlarda edindiğimiz alış­kanlıklarla okul çağına erdik. Fakat okula gelince birçok ar­kadaşım, hattâ öğretmenleri­min aksi davranışı ile karşılaş­tım. Birçok konularda bilgi

sahibi oldum, yeterli alışkanlık

lan kazandım. Fakat birçok ve­ya pekçok bilginin bir eksikliği vardı, bunca fazlalığın yanında. Hatta gereksizliğinin yanında. Evet Millî değildi benim eğitim ve öğretimim. Benim öğretmen lerimin de aynı. Benim öğrete­ceğim konuların da eksikliği bu.»

Evet şüphesiz yurdumuzun en bozuk işleyen kurumu Millî Eğitimdir diyoruz. Çünkü hiçbir zaman millî olamayan bu ku­rum amaçlı olarak ehlinden başkalarına terk edilmiştir. Bir türküde geçtiği gibi (Mızrap dertli, perde dertli, saz dertli) dir. Yani: veli dertli, öğrenci dertli, öğretmen daha da dertli­dir.

Her gelen Bakan bir öncesini aratır bu kurumda. Bir takım değişiklikler yapar kadrolarda bütün suç onlarda imiş gibi. Aslında bu yolla bir çok kalifi­ye eleman harcanır. Ders yılı ortasında tayin çıkar. Giden pişman, kalan şaşkındır.

Bakanların öğretmen olma­sına özen gösterilir. Oysa her

öğretmen iyi bir idareci değil­dir, kaldı ki bakan olsun. Bir okulda olay mı çıkmış, çıkaran milliyetçi öğrenci ve öğretmen lerdir. Böyle karar verilir. Okul müdürü, müfettiş, kendileri gi­bi olsun ister herkesi. Buna hakları yok ama ne denir. Bir edebiyat öğretmeni Yaşar Ke­mal'i, bir müzik öğretmeni Ruhi Suyu, bir başkası Yılmaz Güney'i tavsiye edebiliyor.

Fikirse hepsi fikir, serbestse her.türlü fikir serbest, değilse suç kimindir? Siz ey tarafsız olduğunu iddia edip taraf tu­tanlar... Titreyin ve kendinize dönün. Zararın neresinden dö­nerseniz kâr sizin olacaktır.

Gelin hep beraber olalım, Türk'ün tarihini, dilini, ülküsü­nü öğrenelim. Bunu yavruları­mıza öğretelim. Birlik ve bera­berlik buna bağlı olarak da ba­şarı ancak miliyetçilikle olur. Tanrı hepinize, hepimize en doğru yolu göstersin. Ne mut­lu ülkü bayrağına sarılana.

Tanrı Türk'ü Korusun.

Töre - Devlet Yayınevi Galip ERDEM'in Beklenen Eserini Sunar

SUÇLAMALAR (Sağcılık, Faşizm, Irkçılık, Turancılık, Aşırı milliyetçilik,

Gericilik, İslamcılık, Ümmetçilik, Hilafetçilik, Devrim Düşmanlı­ğı, Kapitalizm, Emperyalizm ve Amerikan uşaklığı)

I. Cilt çıktı. 288 Sayfa, 20.00 TL.

Dağıtım : ANDA. Babıali Cad. 50/2

Cağaloğlu - İSTANBUL Kitapçınızdan isteyiniz.

,14

Page 14: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

vizim Zürfoti î +

* * Dergimizin yazarı, kıymetli * $ ülkudaşımız Günerkan AY- * $ DOĞMUŞ 20 Ekim 1974 günü * İ Elâzığ'da Nuran hanımla ev- * * lennıiştir. Ulküdaşımızı teb- + * rik eder, ülkü ve hayat yo- + * lunda başarılar dileriz. J * *

Antalya'lı ülküdaşlarımızdan öğ­retmen Ekrem ÇAĞLAYAN ile ülkü­cü öğretmen Hatice hanım 12 Eylül Î974 günü Antalya'da evlenmişler­dir. Ülkücü gençler genç evlilere Kur'an, kılıç ve bayrak vermişlerdir.

Ülküdaşlarımızdan Bünyamin AK­MAN ile Nevriye hanım 19 Ekim 1974 günü İzmit'te yapılan bir tö­ren sonunda evlenmişlerdir. Tebrik eder, hayırlı olmasını dileriz.

Ülküdaşlarımızman Yaşar KO-\ U N ile Sevim hanım 19 Ekim 1974 günü Gümüşhane'de yapılan bir tö­renle evlenmişlerdir. Tebrik eder, hayırlı olmasını dileriz.

Ülküdaşlarımızdan Salih MURAD-OĞLU ile Halice hanım 20 Ekim 1974 günü İzmit'te yapılan bir tö­ren sonunda evlenmişlerdir. Tebrik eder, hayırlı olmasını dileriz.

Ülküdaşlarımızdan Osman Zeki To-renoz 20 Ekim 1974 günü Demirci'de evlenmiştir. Tebrik eder, hayırlı ol­masını dileriz.

DOĞUM Çorlu'da Ziraat Teknisyenliği ya­

pan ülküdaşımız Dursun AYDIN ve evdeşinin 22 Ağustos 1974 günü OGUZHAN adi verilen bir oğulları

Erzincan'Iı ülküdaşlarımızdan Dur sun ERDEM ve evdeşi Hatice hanı­

mın 12 Eylül 1974 günü KÜRŞ<\D adı verilen bir oğulları,

Erzincanlı ülküdaşlarımızdan Ha­san ERDEM ve evdeşi Döndü hanı­mın 12 Ekim 1974 günü ALPARS­LAN adı verilen bir oğulları,

Kırıkkale'li ülküdaşlarımızdan Fevzi URAZ ve evdeşi Âtifet hanı­mın 12 Ekim 1974 günü TURAN adı verilen bir oğulları,

Nazilli'li ülkücü işçilerden İbra­him ÇEKİM ve evdeşinin SELCEN isimli bir kızları,

Yalnızçam'lı ülküdaşlarımızdan Lâçin BAYDAR ve evdeşinin BOZ-KURT ismi verilen bir oğulları,

Kırşehir Eski Doğan'lı ülküdaşla­rımızdan Mustafa ATEŞ ile evdeşi Nuriye hanımın 14 Ağustos 1974 günü Faruk ERSAGUN ismi verilen bir oğulları,

Bucak Çamlık KöyU'nde bulunan ülküdaşlarımızdan İsmail KÖKLÜ ve evdeşinin 26 Ağustos 1974 günü KÜRŞAD ismi verilen bir oğulları,

Yine Çamlık Köyü'nde bulunan ül­küdaşlarımızdan İsmail ŞEN ve ev­deşinin 20 Ağustos 1974 günü Meh­met ZAFER ismi verilen bir oğulları dünyaya gelmiştir.

Yavru ülküdaşlara hayırlı bir ge­lecek dileriz.

' vv»vwwwvvww»wwv»v»wv\vvv i

TEŞEKKÜR Mübarek Ramazan Bayramı

münasebetiyle bize kart gön­dererek bayramımızı kutlayan ülkiidaşlarımıza sonsuz teşek­kürlerimizi bildirir, bilmuka­bele bütün ülküdaşlarımızın ve bütün İslâm âleminin geç­miş bayramlarını kutlar, bizi daha nice bayramlara kavuş­turmasını yüce Allah'tan dile­riz.

-•*»+»»»»»»»v»%»»»»»»»»»»»»»++»»»+

Bozmr Sahibi: SADİ SOMUNCU-OĞLU * Yazı İşleri Müdü­rü : Osman OKTAY * Umu­mî Neşriyat Md. : Mahir DURAKOĞLU * İdare Ye­ri : Necatibey Cad. 33/10 Yenişehir - ANKARA * Ha­berleşme Adresi : P.K. 151 Bakanlıklar - ANKARA * Posta Çeki Nu. : 10079758 * Yıl : 2 - Sayı : 26 * Yıllık Abone: 24.00 TL. * Fiatı: 200 Kr. * Yurt Dışı : İki misli * Reklâm tarifesi : Tam sayfa 1.000 T. L. Renkli sayfa 1.500 TL. * Kitap ilânları : Santimi 30 TL. * Dizgi ve Baskı : Ye­ni Işık Matbaası Te l : 12 5810 - ANKARA * Da­ğıtım : GAM EDA.

15

Page 15: GÖKALP ve ATATÜRKulkunet.com/UcuncuSayfa/bozkurt_26_yeni_3363.pdf · ti de, millet de, makamı cennet o şehitler de sahip siz kalmadı. Gökalp İmparatorluğun yıkılışının

g «* I>-05 " E «0 cö

CD CN >, 03

CO

V O o CN -£*

Fia

#aoo

GOÇ

Dilâver CEBECİ c... Bir kılıç ne olur? İki tarafı da keskin, üç oluklu, sapı şu büyük

ellerime lâyık, gümüş kakmalı, gün ışığında göz alıcı, ıpıl ıpıl, güzelb'ği doyumsuz bir kılıç verseler elime, cümle günâhlarımdan arınırım.»

Sesi derin bir kuyudan gelir gibiydi. Mecalsiz, ümitsiz, yorgun. Yüksek yastıkta yatmayı severdi. Şim­di de yastığı oldukça yüksekti. Biraz daha yanına sokuldum. Uzun, iri, fakat bir deri bir kemik kalmış ellerini tuttum. Öyle sıcak ki... Derler ki; «Kişinin her şeyi değişir ama gözleri değişmez.» Çok inanmış­tım bu sözlere. Şimdi böyle olmadığını anlıyordum. Neden söylemişler acep? O, benim bildiğim gözler böyle değildi.

İri, siyah, derindi onlar. Fakat ben bu kızıl yalımlarını görürdüm. O gözlere çok özenmiştim. Ay­nalara çok yalvarmıştım. Birgüıı aynaya bakarken kendi gözlerimde o yalımları görebilseydim, bilmem kaç savaşa girip çıkmış bir gazinin mutluluğuna erecektim. Olmadı, olmadı...

Şimdi bakamıyordum gözlerine. Nasıl bakayım? Kop dağlanılın soğuğunda donmaktan kurtulmuş bir adamın gözlerini andırıyordu. Gözlerinden gözlerime Gâvur Dağı'nın kan yağıyordu. Ben bu denlû yıkılmış ı.'ir yiğit görmemiştim ömrümde.

«Beni böylesine özlemezdin» dedim. «Ellerini öpmeye bile fırsat vermedin. Başımı avuçlarına alıp öptün, öptün, öptün...» Duymamış gibiydi. Başını anama doğru çevirip : «Hiç büyümemiş bu.» dedi. Ezil­dim, küçüldüm, tasdik edercesine boynumu büktüm. Oysa kendimi, Çağrı Bey'in bir çerisi kadar zorlu sa­nıyordum. Şimdi yüreğimin ateşi üe avunmak zorundaydım. Aklım ikide bir şu günâhları silen, yok eden kılıca takılıp duruyordu. Ama bu konu geceli epey olmuştu. Şimdi bu fakir köy evinin «Oda» suıda kara sineklerin seslerinden başka ses yoktu. Bu sesler de oldum olası bana yalnızlığı hatırlatır. Bir konu aç­mam gerekiyordu. Anama baktım, sessiz bir ağıt içindeydi. «Pencereyi açayım mı?» diye sordum. Sâdece «İyi olur» dedi. Bir sıçrayışta varıp açtım. İçeriye serin bir hava doldu. Hangi yönden estiğini hemen tes-bit edemedim. Burada güneş nerden doğar, nerden batardı? Unutmuşum. Otlukbeü yönünden estiğini anlıya-bilmek için bir hayli düşündüm. Eh, bu iş de bitmişti. Konu açmağa yardım edeceğini sandığım pencere hiç­bir şeyi değiştirmemişti.

Bu ne müvekkil bir adamdı Allah'ım! «Bak» dedim. «Şöyle namlı bir utacı bulaum. Bir de ona gö­rün. Sonra, otlardan ilâç yapan öyle yörük kadınları varmış ki, bir ölüme çâre bulamazlarmış. Onlardan arayalım.» Gözlerindeki ümit ışıklarını görebilmek için, nazarlarımı onlara çevirdim. Hiç kâr etmemişti. Umur­samaz bir edâ ile dudaklarından güldü. Anam gözlerini silerken beni tasdik etti. «He ya, Allah'tan ümit ke­silmez.» Onun aldırdığı yoktu. Sâdece pencereden içeriye giren Otlukbeli'nin yelinden memnundu.

Sonra, demindenberi aklımın cidarlarını zorlayan o kılıç, tâ dilimin ncuna kadar geldi. Gümüş kakmalı pırıl pırıl, iki ağızlı, üç oluklu kılıca yenildim. Çaresiz ondan konuşacaktım. Çünkü bu konudan hoşlanı­yordu. Biraz daha gerilere gittim. Kılıç konusunda söylediği sözlerin noktalandığı yerde kalmışız gibi devam ettim :

— Kılıç günâhları temizler mi?

— Elbet temizler. Gel gör ki biz kılıçsız bir çağın çocuklarıyız. Ümitsizlikten söylüyorum bunları. De­diğim gibi bir kılıç bulmak. Lokman Hekim'den bile ümidini kesmiş bir hastanın ilâç bulmasına benzer. Sustuğum zaman hep onu düşünürüm. Uyuduğumda düşüme girer...

Burada tekrar sustu. Düşünmeğe ihtiyacım olduğunu hissettim. Dışarı çıkıp, «Harmanlar» a yöneldim. Buradan ufnklar daha uzak, gök kııbhe daha geniş görünürdü. Gün batmak üzereydi. «Koşmaşat» vadisi üstünde kartallar uçuşuyordu.