of 196 /196

kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

  • Upload
    others

  • View
    1

  • Download
    0

Embed Size (px)

Citation preview

Page 1: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 2: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 3: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

kuram ve düşünce dergisi ♦ yıl 4 /sayı 9 / 2018

Page 4: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

KURAM VE DÜŞÜNCE DERGİSİ SAYI 9 | YIL 4 | 2018 ♦ ISSN 2149-1321 Sahibi ADAMOR Araştırma Danışmanlık Medya Ltd. Şti. adına Yusuf SUNAR

Yazı İşleri Müdürü Emir OSMANOĞ LU

Genel Yayın Yönetmeni Murat EROL

Genel Yayın Danışmanı Sait MERMER

Yayın Kurulu Ekrem ÖZDEMİR Emir OSMANOĞLU Hakan A. YAVUZ İbrahim YENEN Murat EROL Sait MERMER

İstanbul Temsilcisi Orhan Gazi GÖKÇE

Karabük Temsilciliği Akademi Kitabevi

Tasarımı ve Uygulama Ayşe UYSAL ÖZTÜRK Ahmet ÖZTÜRK Satış Bayi satışı: 15 TL • Kurumsal satış: 60 TL ADAMOR Araştırma Danışmanlık Ltd. Şti. İBAN: TR61 0006 7010 0000 0083 7963 30

Yayın Türü: Dört Aylık, Yerel Süreli Yayın

Baskı: Salmat Bas. Yay. Ltd. Şti.

İletişim Nasuh Akar Mahallesi, 1403. Cad. 10/5 Balgat-Çankaya/Ankara Tel: 0312 285 53 59 / Faks: 0312 285 53 99 Web: www.notlardergisi.net http://notlardergisi.blogspot.com.tr E-posta: [email protected]

Notlar Dergisi, yılda üç sayı yayımlanan ulusal, düşünce ve kuram dergisidir. Yayımlanan yazıların sorumluluğu yazarına aittir.

© Yayımlanan yazıların telif hakları Notlar Dergisi’ne aittir, yayımcının izni alınmadan yazıların tümü, bir kısmı ya da bölümleri çoğaltılamaz, basılamaz, yayımlanamaz.

Page 5: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

İÇİNDEKİLER SUNUŞ ∣ 7 Özgür Taburoğlu ∣ 9 Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu Necmettin Evci ∣ 29 Okumanın Zararsızlığı Mustafa Çakıroğlu ∣ 57 Uzay-Zaman Eğriliği Altında Bilimsel Açıklamanın Sınırlılıkları -Bilim Felsefesi Notları III- Serhat Belen ∣ 63 Hidâyet’in Hakikati Hayati Özgür ∣ 75 Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire Kenan Arpacıoğlu ∣ 111 Batı Karşısında Türk Dünyası Murat Erol ∣ 135 Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması- “BAKIŞLAR” Ekrem Özdemir ∣ 151 Festival İdeolojisi Hayati Özgür ∣ 175 Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma” Dilara Akdeniz ∣ 187 İki Kadın: Frida ve Camille Fatma Özkaya ∣ 193 Necip Fazıl Kısakürek’in Çile Şiirine Ontolojik Bir Bakış

Page 6: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 7: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Sunuş

iirlerin ve şarkıların eski zamanlardan seslendikleri günleri yaşa-maya devam ediyoruz. Umut, güzel günler, huzur, sükunet, daha fazla fikir, daha az kavga... Geçmiş günler, bunlara benzer umutları

bugünlere doğru itelerken, bugünlerde de yer bulmayan bu kavramlar ve karşıladıkları gerçekler başka gelecek zamanlara doğru yolculuğa çıkmayı sürdürüyor. Sürekli bir ötelenme halini yaşıyoruz, öteleniyor ve erteleni-yoruz. Çünkü güzellikleri, umudu, iyiliği öteledikçe ve erteledikçe ken-dine de yabancılaşanlar kalabalığı oluyoruz. Olmaya da devam ediyoruz.

Dipte, dip akıntıda kendi doğal mecrasında bir akışın olduğunu ve bu-nun her türlü mühendislik çabasının üstünde olduğunu ve geleceğe kala-bileceğini söyleyebiliriz. Üst akıntının dalgasını güçlendirme adına dip-teki akıntıyı kendine katma çabası bir kargaşa doğurmaya devam edecek. Her öz/ü/gür çaba itibar kadar ilmî, sanatsal veya edebî değeri de üzerine hak edip giyinecek.

***

NOTLAR dergisi olarak baştan beri zor bir yolda olduğumuzun far-

kındayız. Zor bir yolda olacağımızın, büyük "sükut" yalnızlığına bırakıla-cağımızın... Gruplar, yapılar, cemaatik ilişkiler ağı dışında bir çaba ortaya

Ş

Page 8: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

sunuş

8

koymaya çalıştık. Başardık. Bunu görmek istemeyenlerin durumu ise, bi-zim başarımızla değil, kendi görme(me) sorunları ile ilgili. Doğal olarak bir dergi çıkarıyorsanız, görülmek, bilinmek, satmak, yaygınlaşmak, et-kinleşme istersiniz. Yayın dediğimiz olgunun maneviyatıdır bu. “Bunları istemiyorum” diyenlerin yalan veya riyasının ömrü kısadır. Bağımsız, öz/ü/gür, temiz, ilkeli, geniş bir bakışla yayın yapma çabasının adı oldu NOTLAR. Hakkın ve ehlinin bilmesinin bir rıza durumu olarak NOT-LAR'ın sayfalarına sindiğini belirtmek gerekiyor.

Bu sayı yine dostlarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız bir davaya omuz verdiler. Bu dava fikir/düşünce davasıdır. Taraftarı az olan, sloganı çok olan bu yalnızlık ortamında yol almaya devam ediyoruz. Özgür Ta-buroğlu, Necmettin Evci, Mustafa Çakıroğlu, Serhat Belen, Hayati Özgür, Kenan Arpacıoğlu, Murat Erol, Ekrem Özdemir, Dilara Akdeniz, Fatma Özkaya davamızın bu sayıdaki "nefesleri" (evet, nefeRleri değil) oldular. Çok nefes almadan, derin nefeslerle yol almayı umut ediyoruz. Selamları-mızı sunuyoruz.

Page 9: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

Özgür Taburoğlu

ragedya, talih şuuruna dair bir anlatı ise, işaret edilen trajik sınıra yaklaştıkça, hareket edenin maruz kaldığı rezonans artar. Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un kızkardeşi Dunya'ya söz ettiği çizgidir bu:

"Sonunda öylesine ileri gideceksin ki, o çizgiyi aşmazsan mutsuz olacak-sın, aşarsan belki daha mutsuz." (266) Dostoyevski'nin roman kişileri, sıkça civarında gezindikleri bu sınırlarda türlü sarsıntılara maruz kalırlar. Trajik sınırlara yaklaşan, temel yüklemler icra etmeye başlar; ürperme, tit-reme, sarsılma, hiddetlenme ve başkaca "dengesizlikler". Raskolnikov'un bir türlü düzelmeyen hastalığı ve ona bağlı titremeleri, ateşi de bu yakın-laşmanın yarattığı vicdani yükün neden olduğu haller gibi anlaşılabilir. Vicdani sarsıntılara, trajik sınırın ötesine ve berisine sıkça gidip gelmeleri neden olur. Onları, bir merhametli, bir acımasız, saldırgan yapan bu gel-gitin ifadesi olduğu yakınlaşma, sınıra tanıklıktır.

Murat Belge'nin Suç ve Ceza'ya yazdığı önsözde dile getirdiği gibi, bu trajik sınırın beri tarafını Sonya, ötesini ise Svidrigaylov simgeleştirir de-nilebilir. İkisi, Raskolnikov'un içinde çekişir; onu, çatışmalarıyla ruhen ve bedenen dengesizleştirirler. Ruhen fevrilik ve içedönüklük arasında, be-denen ise dirim dolu hallerle, yorgunluk arasında geçişimlerin bu duru-mun eğretilemesi olmaktan öte bir anlamı vardır. Hatta Belge'ye göre, bu "vicdani" çekişme, herhangi bir romanda çoğu zaman Svidrigaylov gibi

T

Page 10: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

10

habis kahramanlar hilafına son bulsa da, bir başka romanında yeniden başlar bu döngü. "Vicdani bir uzlaşı"ya varmak tüm yapıt genelinde ola-naksız görünür. Trajik sınıra yaklaşmaktan geri durmayan roman adam-ları, bir türlü rahat yüzü görmezler. Bu huzursuzluğun bir başka göstereni ise, ketumlukla gevezelik arasındaki gidiş gelişlerdir. Bu karşıt ruh ve be-den halleri arasındaki geçişler o kadar sık aralıklarla olur ki, bu yüklem-lerin yarattığı titreşim eğrisi ve sapmalar grafik olarak da okuyucuda du-yulur olur. Çok sayıda roman kişisinin yanında, tek bir kahramanın bile kendi içerisinde barındırdığı bu "polifoni" ve karşıt fikirleri aynı anda sa-vunmaya açık "münazara", Belge'ye göre, karşıt görünse de, aynı kişinin "kendi olmasının" da yollarını açar. Bu gelgitler sayesinde, "hiç engellen-meden her şeyini ortaya koyabilirler" (2003: 11).

Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının kız kardeşini öldürmesine giden dramı anla-tırken, bu eyleme neden olacak bazı gerekçeler ortaya koysa da, özünde nedensiz bir olayı hikâye eder. Olanlar korkunç olsa bile, bir suç ya da cürüm gibi nitelemenin mümkün olmadığı bir nedensizliği tasvir eder. Raskolnikov, öncesinde çoğu zaman kayıtsız kaldığı, sürekli borçlu ol-duğu bu habis kadının varlığını o kadar da dert etmez. Ama günlerden bir gün, onunla karşılaşmasının yarattığı tedirginliğin evin sınırları dışına da çıktığını, sokakta yürürken de bu duygunun devam ettiğini fark eder. Kendisi olmasına engel bir korku, ilk kez o gün içerisine yerleşir. Kadının etrafındakileri sömürmesi, kötü huyları, parasızlık, gerekçeler gibi durur ama asıl neden ve Raskolnikov'un vicdanını rahatsız eden, kendi olmasına engel bu tehdit, yoksulluk ve sefalet arasındaki eşikte o gün ilk kez dur-masıdır: "Doğuştan olan duygularınızın soyluluğunu yoksullukta koru-yabilirsiniz. Ama sefalette hiç kimse, hiçbir zaman başaramaz bunu" (24). Sefil insan, başkasının acımasının, merhametinin nesnesi olur ve bu yüz-den kendi olamaz.

Page 11: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

11

Başkasına merhamet gösterme, yardım etme "hakkını" kendinde gör-meyen Raskolnikov'un, birçok başka Dostoyevski kişisi gibi, kendi olma takıntısı vardır. Kendi, iyi ya da kötü tabiatını sınırlayan, onu başka bir gücün, ilginin, merhametin, ihtimamın nesnesi yapana karşı da vicdani denilebilecek yüklemlerle cevap verir. Raskolnikov'un hastalanması ve ateş nöbetleri geçirmesi de bu tepkilerden ayrı düşünülemez. Ruhen ve bedenen, kendi vicdanı ve dolayısıyla kendilik bilgisiyle baş başa bırakan bir ortamın arayışı içerisine girer; kimsenin diğerine acımadığı ve dolayı-sıyla kimsenin sefil durumda olmadığı. Bu yüzden Raskolnikov, kendi-sine acıyacak insan arayışındaki ayyaş ve bedbaht adam Bay Lebezyatni-kov'dan tümüyle farklıdır. Bu acınma ihtiyacı, onun vicdansız bir kişi ol-masının da yolunu açar. Üstelik kimseye eziyet etmeden, kendisine mer-hamet edecek insan arayışıyla, Nietzschece söylenirse, "kötü vicdanlı" bir adam olur. Spinozaca söylendiğindeyse, neşeyi değil kederi arar: "Çünkü neşeye değil, acıya, gözyaşına susamışım ben!" (36) Ama acınmak için de acı çekiyor olmak gereklidir. Acınmanın yarattığı neşeyi kazanmak için kederli durumlar içerisinde olmalıdır. Üstelik kendisine merhamet edeni de vicdanını karartacak bir ruh haliyle yaşar bu adam. Kızı Sonya'yı ken-disine merhamet etmekle sorumlu kılmış gibidir. Raskolnikov için, kötü vicdanlı bir insana merhamet gösteren de kötü vicdanlı olur. Kızının bir gün şöyle ithamlarla yargılanacağını düşlerken bunu seslendirir: "Huy-suz, veremli üvey annesine, başkasının çocuklarına kendini feda eden o kız nerede? Aşağılık, rezilce sarhoş babasına hayvanlığından dehşete düş-meden acıyan o kız nerede?" (36)

Raskolnikov, yaşlı kadının evini keşfe gittiğinde, mekânın haliyle ür-perir. Evin içinden gelen "değişik sesler", "bir şeyi anımsatmıştı ona sanki, bir şeyleri gözlerinin önüne getirmişti" (17). Ama bunların ne olduğunu bilmeyiz onun gibi; hatta Dostoyevski de bilmiyordur. Çünkü bu "duyu-lardaki hassasiyetin" ilişkili olduğu vicdani derinlik bizzat yapıtı temel-lendirir. Her farklı yazarı ayırt edici kılan bu derinlik veya yükseklik, ruh

Page 12: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

12

hallerindeki titreşimlerin genliğinden anlaşılabilir. Örneğin bir Tolstoy ki-şisi bu sarsılmaları daha az yaşar. Belirli bir kimliğe sahiptir ve onunla uyumlu eylemler icra eder. Onu çekiştiren, kendi olmasına engel ve vic-dani bir derinlikten çıkıp gelen etkilere daha az maruz kalır.

Bu derinlikte hassaslaşan duyulara, herhangi bir yeri veya olayı işaret edebilen, nedensiz, yönelimsiz ışıklanmalar, sesler dokunur. Anlamların değil de, izlenimlerin, intibahların algısı belirginleşir. Raskolnikov, bu vic-dani derinlikle keşif amaçlı olarak yaşlı kadını ziyaret ettiğinde, evin için-deki güneşin konumunu nedensizce izler. Bu sırada duyulur olan ses ve ışık, "ruhunda yepyeni bir oluşumun gerçekleşmesine" (22) neden olur. Bu aydınlanma, bir cürüm şeklinde ifadesini bulur. Kadını ortadan kaldı-rınca, bu yeni ruh hâline uygun, rahatça soluk alabileceği, sıkıntılarından, bitkinliğinden kurtulabileceği, bir an için de olsa kendi olabileceği "başka bir dünya" umudu belirir.

Kadınla görüşürken, sürekli anlamsız seslere kulak verir; türlü ışıklara, parıltılara, renklere gözü takılır. Neyi aydınlattığı belli olmayan, kendi ha-linde bir ışık, yönelimi belirsiz sesler duyar. Etrafı "yarım yamalak aydın-latan" ışığın yanında, içeriği anlaşılamayan, "bağırış, çağırışlar" ya da "fı-sıltılar" kulağına gelir. Işığın ve seslerin yönelimi belirsiz, nesnesiz ve öz-nesizdir. Bu saf duyum malzemeleri, vicdani yüklemler düzeyinde belirir; her titreşime, ürpertiye açık bir bedenin ve ruhun etkinliğini işaretler. Ras-kolnikov, düşüncenin, aklın yerini, "izlenimler", "önseziler", "anımsama-lar"ın aldığı bir düzeyde etrafını izler, işitir. Nedenli nedensiz ürpertileri de bu ruh haliyle ilişkilidir. Tanpınar romanlarında da böyle, bu ürperme-lere neden olan büyük olaylar yoktur. Suç ve Ceza'da tek büyük olay, ne-redeyse diğerleri arasında bir başkası gibi geçiştirilir. Dışarıdan bakıldı-ğında büyük bir cürmün neden olduğu titreşimler, dalgalanmalar vicdanı daha fazla sızlatan etkilere neden olur. Raskolnikov'un hâlini Tanpınar dile getirecek olsaydı, "Geniş, çalkantılı bir deniz gibi, birbirinden hız alan hareketlerle devam eden bir şey" gibidir derdi muhtemelen (2011: 242).

Page 13: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

13

Sıfatsız ve vasıfsız insanların başına gelen ya da ifa ettikleri küçük ey-lemler, tepkiler, asıl dramatik unsuru yaratır. Olaylar Petersburg'da geçse de, herhangi bir yerde ortaya çıkabilecek ve kaybolacak olaylardır. Zaten sınırlı tasvirlerle çizilen peyzaj belirsizdir. Olayların geçtiği oda, bir "me-zar" büyüklüğündedir. Esas hikâye, cinayetin kendisinden daha büyük bir olaya dönüşen ve bu olay ertesinde Raskolnikov'un ruhunda ortaya çıkan yankılar, sarsıntılar, titreşimler üzerine kuruludur. Onu çeşitli temel yüklemler icra etmeye iten, büyük bir olayın yarattığı dengesizlikler, iyi ve kötü vicdan arasındaki kararsızlıklar, gelgitlerdir. Kendisini "hiçbir şey için satmayacak" bir kişi, kendisi olmaya ara vermek zorunda kalabileceği bir sefaletin, gündelik zorlukların ve karşılaşmaların ortasında bu gerilimi yaşar. Çoğu zaman hastalıkla boğuşması da kararlı mizacını koruma ça-basından ileri gelir; yaşlı bir kadını baltayla birkaç kez vurarak öldürdü-ğünde bile koruyabileceği ama sözgelimi yanlış bir cümle kurduğunda vicdan azabı çekebileceği bir mizacı. Kız kardeşini de bu nedenle eleştirir; "ölümden kurtulmak" için bile satmayacağı ama büyük kardeşini bir utançtan kurtarmak için her türlü şeyden vazgeçebileceği için. Onun gibi-ler âdeta yarım vicdanlı kimselerdir: "özgürlüğümüzü, huzurumuzu, vic-danımızı bile, her şeyimizi, her şeyimizi pazara çıkarabiliriz." (59) "Yaşamı bütünüyle yadsımak", "içindeki her şeyi söndürmek" bile bu kararsızlığa yeğlenebilir.

Raskolnikov, yaşlı kadını öldürdükten sonra, ihtiyaçtan, nefretten, in-tikamdan değil de, vicdani bir dalgalanmanın sonucunda cinayet işlemiş gibi, olanları arada kendisine anlatır ve öylece anımsar, düşler. Bu sorgu-lamaların ortasında, suçunu itiraf etmek için gittiği karakolda, "en kuçuk vicdan azabı duymadan öldürür, soyardım" diyebilir (82). Bu kayıtsızlık, kendi vicdanıyla uyumlu olduğundan, tekrar ürperir. İşlediği cinayet ya da soygun, onun vicdanına kayıtlı eylemler değildir. Bu yüzden çaldığı paradan ilk fırsatta kurtulur; bedbaht bir kadına verir hepsini; oysa bu para, sefaletten çıkmasına yardımcı olabilecekken. Sadece dinginliğini,

Page 14: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

14

huzurunu geri ister. Bu yüzden büyük dalgalanmalara neden olan eyle-min yankıları bir süre sonra ortadan kaybolur, sonuçları ortada kalır. Ola-yın arkasından Raskolnikov'un içerisine düştüğü vicdani muhasebelerin nedeni bu olay değil, eylemin harekete geçirdiği titreşimlerdir.

Raskolnikov, kendisiyle söyleşisine ara vermesine neden olan her var-lığı, olguyu, şeyi ortadan kaldırma isteğiyle davranır. Aralıksız kendi ken-dine konuşur; aklından geçiriyormuş gibi değil de, kendisine mırıldana-rak. Kendisini karşısına alıp, onunla söyleşmesine engel olan her ne ise, aradan çekecek bir hiddetle konuşur ve dinler; karşısında biri varken de kendisine konuşur. Kendilik arzusundaki bu aşırılık içerisinde, Nietzsc-he'nin üst insan dediği türden bir mizacın sahip olabileceği bir gerilime sahiptir. Kendiyle söyleşmesinde kesintiye neden olacak şeyi, kimseyi eli-nin tersiyle itmekten, terslemekten, baltayla öldürmeye kadar varabilecek yüklemler içerisine girebilecek bir hiddeti ortaya koyar. Bu nedenle, onun sözgelimi bir soruyu cevapsız bırakmasıyla, cinayet işlemesi arasında ni-tel bir fark kalmaz. Hepsinde, suça ya da nefrete neden olan motif, kendi-siyle arasında bir şey kalmasın isteğidir. Raskolnikov'un aşırı canlılıkla, bitkinlik, ayık halleriyle, sayıklamalar arasında gelgitleri, bedensel ve ruh-sal titreşimleri de bu kendilik arayışlarını işaret eder. Bu ruh halleri ara-sındaki mesafenin, karşıtlığın bir sonucu olan hiddetlenmek, temel bir yüklem olur. Hemen her şey onda bu gerilime neden olabilir. Üstelik bu geçişler çok hızlı olur:

Ansızın kendine gelmişti (…) Rastgele yürümeye başladı. Ürpertisi, sıtma nö-beti gelmiş gibi bir titremeye dönüşmüştü. Üşüyordu. Böylesine bir sıcakta üşüyordu (…) Bir süre sonra daldığı düşüncelerden yeniden ürpererek ayıldı-ğında başını kaldırıyor, çevresine bakınıyor, o anda ne düşündüğünü, nerede olduğunu bir anda unutuyordu (…) Uykunun, uyuşukluğun yerini birden alı-şılmadık, aşırı heyecanlı, şaşkınlığı andıran bir telaş almıştı (…) Sağlıksız ruhsal durumlarda düşler çoğu zaman olağanüstü bir belirginlikle, parlaklıkla, aşırı bir benzerlikle gerçeği andırırlar. Kimi zaman olağanüstü bir tablo oluşur. Ama

Page 15: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

15

ortam, olaylar öylesine inandırıcıdır, öylesine ayrıntılı, öylesine beklenmedik-tir. (69, 70, 86)

Sayıklamaları, düşleri, ayıklığı kadar gerçek, canlılık doludur. Geri-

limli, birisini vahşice öldürecek kadar hiddetliyken, sefil bir hayvanın ha-line ağlayacak kadar merhametli olabilir. Gün boyunca, talihi gibi "pusu kuran", sanki hiçbiri aşina olmadığı, "afallatan" karşılaşmalar tecrübe eder. Oysa daracık bir odada yaşam süren, etrafı sefil insanlarla çevrili, gün boyu belirli bir şey yapmayan, işi olmayan, okulunu yarım bırakmış bir adamdır. Olağandışı hiçbir şeyin cereyan etmediği bir hayatın içinde, şaşkınlıkla dehşet arasında gidip gelir. Aradığı huzura imkân vermeyen aşırı duyguları kat eder. Olağan şeylerin içindeki dehşeti tecrübe eder sü-rekli. Ama tüm bu karşılaşmalar huzur vermekten uzak, kendi mizacına aykırı olduklarından "tiksinti"ye, hatta daha kötüsü "kederli bir tiksintiye" neden olur. Bedenen ve ruhen titreştikçe zayıf düşen bir adamın temel duygularından birisi de bu aralıksız iğrenmedir.

Raskolnikov için, bu tiksintiyi, belirsiz ruh hallerini, mizacını çekiştiren etkileri yok eden ve kendi olmasına yardımcı olan hiçbir şey suç sayılmaz. Yaşlı kadını baltayla öldürmesi de, nicelik olarak büyük bir eylem olsa da, tümüyle iradesi dâhilinde, âdeta bir makine gibi icra ettiği bir fiildir: "ta-sarladığı şeyi yaparken bilinci de, iradesi de yerinde olacaktı. Bunun tek nedeni de onun yapacağı şeyin bir suç olmamasıydı." (89)

Raskolnikov, büyük eylemini "makine gibi" icra eder. Kendinde bir fa-ilin iradi yüklemi ya da kendisini kaybetmiş bir adamın bilinçdışı eylemi olmaktan uzaktır. Kendisi ya da başkasının iradesi gizlice araya sokulma-mıştır. Ortaya çıkan büyük hadise, bir makinenin işlevsel tekrarından farksızdır. Baltanın kadının gövdesine inmesi, kendisini tekrar edip duran bir fiil gibi gerçekleşir. Sanki talihin bir oyunu gibi kendi halinde ortaya çıkar ve sonuçlanır. Raskolnikov'un eylemin ertesinde soğukkanlı ve şu-urlu halleri de bundan ileri gelir. "Baltayı kaldırır kaldırmaz" başlayan bir

Page 16: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

16

kararlılık sonrası, öncesinde oldukça bitkin olsa da, gücü yerine gelir. Bu eylemin yarattığı, bir çöküntü ve umutsuzluk olmadığı gibi, coşku hali de değildir. Bir makinenin duygusuzluğu ve mekaniği gereği eylem başlar ve biter. Talihin bir oyunu olan bu olaydan önce ve sonra ortaya çıkan ruhsal ve bedensel titreşimler, salınımlar eylem anında ortada yoktur. "Bi-linci tamamen yerindeydi. Tutukluğu baş dönmesi tamamen geçmişti (...) Çok dikkatli tedbirliydi." (96) Vicdani sorgulamalar, olayın öncesi ve son-rasına aittir. Oysa Dostoyevski, bu cinayeti Raskolnikov'un vicdanıyla uyumlu şekilde, aklen ve bedenen herhangi bir bocalama işareti göster-meden icra ederken tasvir eder.

Vicdanıyla uyum içerisindeki kimsenin aklı ve ruhu herhangi bir sü-rüncemeden uzak, kendi mizacı ve dolayısıyla talihiyle uyum içerisindeki yüklemi icra eder. Eylemi, herhangi bir öntasarım, kaygı heyecan korku güdülemez. Nietzsche'nin "doğrudan eylem" olarak tarif ettiği türden bir kendiliğindenliğin egemenliği vardır. Bu cinayet, bir hınç edimi değildir bu yüzden. Gecikmeden alınmış bir intikam gibidir. Ama birikmemiş bir hıncın intikamı. Bu yüzden bir makine kararlılığına sahiptir. Cinayet, ne inandırıcı bir motife sahiptir ne de tam bir ön hazırlığı vardır. Yaşlı kadı-nın neden öldürüldüğüne dair inandırıcı bir gerekçe tam olarak tarif edil-mez. O anda orada olmazsa olmayabilecek bir eylemdir. Yaşlı kadının kız kardeşi orada olmasa o da öldürülmeyecektir. Cinayet öncesinde veya sonrasında Raskolnikov'un nadiren kendinde olduğu anlardan birisi de bu olay anıdır. Ne hiddetlidir ne kararsız ne hastalıktan mustarip ne de ruhen ve bedenen titreyen.

Raskolnikov'un cürüm gibi görünen eylemi, tasarlanmadan, âdeta dü-şünmeden, düşüncesiyle arasına zaman ve yer farkı koymadan ortaya çı-kar. Raskolnikov, yaşlı kadının cinayetinin kusursuz bir cinayet olması için çalışmaz. Talihin oyunu bazı tesadüfler olmazsa bir ön hazırlığı da yoktur. Neredeyse aklına düştüğü anda eyleme geçer. Fiil ve icrası ara-sında, Nietzsche ve Scheler'in hınç eylemlerini tarif ederken ifade ettikleri

Page 17: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

17

o zaman ve yer farkı bulunmaz. Ama yapılan, rastlantısal, kazayla olmuş gibi de açıklanamaz; eyleme yön verecek herhangi bir "düşünce kırıntısı" olmadan, "hafızası aradan çekilmiş" olarak cereyan eder (109). Düşünce-deki "kaynaşmaya", bedendeki titreme, birbirine vuran dişler eklenir. Ci-nayet sırasında bir makine soğukluğu içerisinde aradan çekilen akıl, yerini sonradan sarsıntılara bırakır.

Üstelik tüm bu kaynaşmalar, ölçüsüzce sarsılan ruhlar ve bedenler her zaman dar odalarda yer alırlar: "Odası öylesine küçüktü ki, yataktan kalk-madan uzanıp kapının çengelini rahatlıkla kaldırabilmişti." (111) Dar olma-sının yanında, havasız, kapalı, sıcak veya soğuktur. Ortam, titreşmekte ola-nın, rezonans içerisindeki ruh ve beden parçalarının daha da kaynaşmasına neden olur. Temel yüklemlerin muhiti bu dar ve basık odalara sıkışıp kal-mış bir varlığın eylemi yankılanarak daha da büyür, kendisini çoğaltır, ge-nişletir. Bu yüzden, Raskolnikov'un aradığı o vicdan huzuru bir türlü ger-çekleşemez. Bu sarsıntılar uzamında, bir temel yüklem diğerine ulandıkça, aklın, ruhun ve bedenin rahat edebileceği bir yüklemde buluşamaz. Raskol-nikov, temel yüklemler düzeyinde işleyen metonimik seyir içerisinde bir hezeyandan diğerine, bir kafa karışıklığından bir başkasına savrulur. Bu sı-rada aklı bir süre düze çıksa bile, hastalığı fırsat vermez. Başka bir metonimi zincirine kapılmış halde, teşhisi ve tedavisi olmayan hastalıklar arasında kalır. Bir an çok zinde, bir başka zaman bitkindir. Arkadaşları ve ailesi de hastalığı konusunda kararsızlığa düşerler. Bir ruh halinin diğerine, bir be-densel marazın diğerine ulanmasının belirtisi ise, ürperti ya da titremeler olur. Titreyerek ya kendine gelir ya da kendini kaybeder. Sevinçle, kor-kuyla, hayretle, dehşetle ya da tutkuyla ürperebilir. Yani bir temel yüklemi diğerine bağlayan yine onlardan bir başkasıdır; ürpermeler, sarsılmalar, tit-reşmeler, dalgalanmalar, uyanışlar birbirine ulanır.

Cinayetin yarattığı dalgayla türlü ruh ve beden halleri içerisinde gezinen Raskolnikov, âdeta Spinozacı duygulanımları, kederli ve neşeli duygu bi-çimlerini kat eder. "Dopdolu, doğrudan, tam anlamıyla bedensel bir sevinç

Page 18: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

18

anıydı." (118) O güne kadar "hiç tatmadığı", acı ya da sevinç veren duygular içerisine girer. Akıl yürütmeler düzeyinde değil de duygular, hezeyanlar, sevinçler, kederler düzeyinde yaşam sürmeye başlar. Basit bir tefsirle, ağır vicdan azabının ya da bir türlü üzerinden atamadığı hastalığın bir sonucu gibi anlaşılabilecek tüm haller "doğal" sayılabilir. Aklın tahkim etmediği, mantıklı davranış ve düşüncelerin sınır çekmediği bu duygu akışları içeri-sinde her şey beklenmedik anda tersine dönebilecek bir şekil alabilir. Se-vinçler nedensiz yere hiddete dönüşebilir ya da merhamet kine. İğrenti duygusu, bu değişken zeminin bir başka belirtisidir:

Bir duygu handiyse her saniye biraz daha sarıyordu benliğini. Karşılaştığı in-sanlara, çevresindeki her şeye sonu olmayan, fiziksele yakın, ısrarlı, öfke dolu, nefret dolu bir tiksintiydi bu. Yürürken karşılaştığı herkesten iğreniyordu... Yüzlerinden, yürüyüşlerinden, her şeylerinden iğreniyordu. Biri onunla ko-nuşmaya kalkışsaydı düpedüz yüzüne tükürür, belki bir yerini ısırırdı. (131)

Tiksinti, şekilsiz, vasıfsız olana gösterilen bir hiddettir. Kendi duygu

hallerinin akışı içerisinde kimse bu kararlı, haysiyetli görünüme bir türlü kavuşamaz. Tiksinti, kendi olamayana gösterilen bir duygu biçimidir. Mi-zaç bulmayana, suretsize dönük bir aşağılamadır. Bir bakıma, ondaki kes-kin duygu akışları içerisinde herkes vicdansız, kendilikten yoksun bir sı-fatsızlığa bürünür. Ondaki sıtma, bedenindeki hastalık nöbetleri, titreme-ler, karşısına geçenin mizaç çizgilerinin yok olmasına neden olur âdeta. Dünya, çizgilerini kaybettikçe, tekin bir yer olmaktan çıkar. Türlü tehlike-ler ortaya çıkar; yol ortasında yürür, son anda ezilmekten kurtulur bu ke-narlarını ayırt edemediği dünyanın ortasında aşinalık duygusunu kaybe-der. Son anda ezilmekten kurtulduğu arabayı çeken atlara inen kırbaçla dış dünyaya ait bir çizgi belirginlik kazanır. Kırbaç, atla beraber Raskolni-kov'a da iner sanki. Dostoyevski ve Raskolnikov'un arkadaşları tüm bun-ları bir vicdan azabı ve hastalık fonu ardında saklasa da, o derinde cereyan eden ruh ve duygu hallerine maruz kalan (ya da mazhar olan) bir roman

Page 19: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

19

kişisi vardır ortada. Çok derinlere ve aynı anda çok yükseklere çıkmış ol-masından, etrafını, manzarayı farklı şekillerde temaşa eder. Tanpınar ro-manlarında gibi, ruh hali ve nazır olduğu manzara koşut olsa da, Raskol-nikov dünyaya çok uzak bir yerden bakar:

Bütün o geçmiş, o eski düşünceleri, eski sorunları. Eski ilgi duyduğu konular, eski izlenimleri, bütün bu manzara, kendisi de, her şey de çok derinlerdeymiş, aşağılardaymış, ayaklarının altındaymış, gözden kaybolmuşlar gibi görünü-yordu ona. Sanki bir kuş gibi çok yükseklere çıkmış, her şeyi görmez olmuştu (...) Kendisini her şeyden ve herkesten makasla kesip yırtmış gibi geliyordu ona. (136)

Vahşice çizilmiş, kırbaçla atılmış olanlar dışında manzarayı, dış dün-

yayı tasvir eden çizgiler olmadığı gibi, zaman ve yer şuuru da kaybolur. Raskolnikov'un içkinlik zemininde, şekil bulmamış maddenin ayırt edile-mez bir akışı vardır. Bu yüzden şehrin bilinmez bir yerinden "tabut gibi" dar odasına döndüğünde, aradan ne kadar zaman geçtiğinin ve hangi yol-dan geri döndüğünün farkında değildir. Duyuların, akıl yürütme yetisi-nin yanında, hafızası da aradan çekilmiş gibidir. Bu yüzden yarım uykuda gibi ulaşır sesler ona. Önceden hiç duymadığı sesler, çığlıklar, bağırış, "gacurtu gucurtu", "patırtı kütürtü", "ahlayıp poflayanların" seslerini du-yar. Yansıtmalı fiiller, doğaya öykünen isimler, sıfatların ifadesi seslerdir kulağına gelen. Motor-şeması, muhayyilesi, hafızası, akli yetileri aradan çekilmiş halde, kararmış bir dünyanın sesleriyle, fiilleriyle karşılaşır. Onun için sanki yeni bir eylembilim biçim buluyormuş gibidir. İnsanların hâl ve hareketlerine ve onlardan çıkan seslere anlam veremez: "Böylesine bir vahşeti, azgınlığı düşünemiyordu." (136) Sesler, içine karışan öfke, hid-det, dehşet yüzünden, "hırıltı" gibi ulaşır kulak verene. Etrafta konuşanla-rın duygularına göre, niceliği, tonu değişen, yükselen alçalan seslerdir bunlar; fısıltıyla bağırtı arasında bir nicel aralığı kat eden. Aynı şekilde dışarısının, aydınlık veya karanlık dışında belirgin bir niteliği yoktur. Bu

Page 20: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

20

durumlara neden olanın, sıtma olduğu tahmin edilen, bir türlü teşhis edi-lemeyen bir hastalık olduğunu düşünürüz. Oysa hastalık, vicdani bir du-yumun, muhasebenin hem nedeni hem de sonucudur. Bu seviyede duyan, hayata karışan adamın iyileşmesi de olanaksızdır. Hastalığıyla birleşen vicdan azabı, etrafını bir çeşit ışık ve ses almaşığı içinde görmesine neden olur. Ona, bir şeyin önce sesi veya ışığı, sonrasında kendisi ulaşır. Önden ışığı içeri giren hizmetçi kız sonradan gelir sözgelimi. Işık ve ses görünür, işitilir oldukları anda nesnesine de biçim verirler. Ya da Raskolnikov, şey-lerin temelindeki o ışık ve ses oyununu görmeye açık ruh hâlleri içerisin-dedir. Şeylerin nesneleşme anına tanık olduğu bir içkinlikte, dehşet içeri-sinde bakınır etrafına.

Raskolnikov, kalabalıklar içerisinde kendi olmanın imkânsızlığını fark ettiğinden, süreğen bir vicdan azabından uzak durmak için hep yalnız kal-maya çabalar. Başkalarıyla bir aradayken bu yalnızlığı kolaylaştırmak için hiddetli davranır, diğerlerini azarlamaktan, hor görmekten çekinmez. Ka-labalığın kendisini dışarı atması için çaba gösterir. Başka türlü aralıksız küçük ya da büyük eylemlerle intikam alması gerekir. Biraz da kendisin-den korur etrafındakileri. Genellikle kendisine merhametli davranan, Ni-etzsche'nin kötü vicdanlı olarak sınıflandıracağı türden bir ihtimam gös-teren bu yakın çevresini tümüyle dışarıda bırakmak ister. Bazen nereye gideceğini bilmeden, kendi hilafına fiiller içerisine girse de, "yabani ener-jisi" kısıtlanmasın ister. Sahip olduğu "kararlı" mizacın önünden herkes çekilsin ister. Romantiklerin kendilik arayışlarına benzeyen bu çabası her zaman yalnızlıkla sonuçlanır. Zaten vicdani sorgulamaların, sarsılma-larla, ürpermelerle dolu derinliğinden ancak bu yalnızlığı göze alan bir kararlılıkla çıkılabilir. Romantik sorgulamalar, kopuşları daha da sınıra taşımak üzere işlev görür.

Her sarsıntı, titreme, ürperti, başkalarıyla kurulmuş yeni köprüleri at-maya, mevcut dayanakları aradan çıkarmaya neden olur. Bu kopuş, trajik

Page 21: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

21

sınıra doğru meyleder ve orada aynı zamanda varoluşun fiziksel sınırı du-rur. Romantizmin poetikasındaki ölüm vurgusu ve hatta sevgisi, bu sını-rın da ötesine göz dikmelerinden ileri gelir. Raskolnikov, biraz da kötü vicdanlı yakınları, arkadaşları ve ailesinin ihtimamı sayesinde buralardan uzak kalır. Oysa Raskolnikov kendi yok oluşunu arzular. Örneğin her an suçunu itiraf etmek ister ama araya başka şeyler girer. Suçunun itirafı her an dilinin ucunda dolaşır. Cezasını arar durur. Onunki gibi bir eylem, zaten açığa çıkmaya, ifşa edilmeye yazgılıdır. Çünkü Heideggerce söyle-nirse, "vicdan-sahibi-olma-kararlılığıyla" davranır. Olanların üzerine git-mese, kimse onu suçlamayacağı, rastlantıların ortalığı temizlediği bir du-rumdayken böyle davranır. Aşırı açık sözlü olmasının bir devamıdır bu itirafçılığı. Kendilik arzusunun doğal bir uzanımıdır. İşlediği cürüm, dü-rüstlüğüne, doğrudanlığına engel değildir. Cinayeti, özgüvenini sarsmaz, ikiyüzlü davranmaya itmez. Hatta bu ikiyüzlülük, cinayetten daha büyük suçtur; kendi olmaya daha büyük bir engeldir.

Raskolnikov, bir yandan da dışarı çıkmadan, başkalarının arasına ka-rışmadan yapamaz. Kendiliğin, ancak başkaları arasında aranabileceğini düşünür gibi: "Dışarı çıktı. İsterik bir duyguyla (öte yandan biraz da da-yanılmaz bir haz vardı bu duyguda) tüm bedeni titriyordu." (195) Ama başkasıyla kendisi kaynaşmadığında, bu hoyratlığı geriler: "Yorgunluğu hızla artıyordu. Şimdi ilk heyecanla, uyarılan ilk duyguyla gücü birden yükseliyor, geri geliyor, sonra duygularının zayıflamasıyla orantılı olarak hızla gücünü yitirmeye başlıyordu." (196) Kendi ve başkasının karşılaş-masından huzur veren bir uyum ortaya çıkmaz. Raskolnikov'un ödün ver-mez kendilik arayışından, biraz da narsisistik ve Heinz Kohut'un "patolo-jik" olarak niteleyeceği bir arayıştan bu huzursuzluk ortaya çıkar. Vicdani sorgulamalar yorucudur. Bu düzeyde davranmak, duymak, konuşmak yıpratır ve bu nedenle Raskolnikov kendisini durmadan yatağa bırakır. Aslında onu muayene eden doktorun belirlediği gibi hasta da değil gibi-

Page 22: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

22

dir. Ondaki sıtma belirtilerinin nedeni ruh ve duygu hallerinden ayırt edi-lemez. Yorucu olan, ne duymasına ne de ifadesine olanak sağlayan, sü-rekli kuruldukça bozulan, yaratıldıkça çözülen ayrımsız bir madde ve ruh akışıdır. Önünde akıp gitmekte olan, anlık enerji patlamaları, dirimsel ar-tışlara neden olsa da, sonradan ani çöküntülere, katlanılmaz yorgunluk-lara sebep olur. Sıtma belirtileri, akıp gitmekte olan maddelere ve ruhlara, içerisine ve dışarısına şekil veremeyen bir adamın yılgınlığından ayırt edi-lemez. Öyle ki, kendisini atmak üzere köprünün başına gittiğinde aşağı-daki suyun görüntüsünden iğrenir. Kendisini içine bırakacağı maddenin şekilsizliğine katlanamaz. İntihar kararlılığı, bir anda üşengeçlikle son bu-lur: "Evden 'her şeyi bitirmek' için çıkarken içindeki enerjisinden iz kal-mamıştı. Yerini tam bir uyuşukluk almıştı." (201)

Raskolnikov, biraz da Kafka ve onun roman kişileri gibi, kendi suçu-nun cezasını arar; intihar için köprüye gider, suçunu itiraf etmek için ka-rakola gider, meyhanelerde, dost çevrelerinde yarım itiraflarda bulunur ama bu kararlılığını aşağı çeken bir karşı direncin, kendi olmasına engel bir başka gücün etkisiyle eylemlerini tamamlayamaz. Cesaretsizlikten de-ğil, yılgınlıktan, biraz da kör talihten başaramaz. Hiçbir zaman vicdani sı-zısını dindirmeye çalışmaz. Hattâ daha da üzerine gider; hiçbir koşulda telafi arayışında olmayan bir tragedya kişisinden farksızdır. İyi ya da kötü vicdanlı olmak mümkündür onun için ama kendisiyle ters düşmemelidir. Merhametli insanlar ise çoğunlukla ikiyüzlüdürler. Sadece bu yüzden bile kötü vicdanlı olmayı hak ederler; "Nefret eder gibi severler." (272) Merha-met etseler de, böyleleri, "içten bir üzüntüyle, acıyla kıvransa da, hiçbir insanın kurtulabilmesinin söz konusu olmadığı o tuhaf mutluluk duy-gusu vardır hepsinin içinde" (212).

Raskolnikov'un merhametinin nesnesi ise kendisine uzak kimseler olur. Meyhanede tanıdığı Bay Lebezyatnikov'un karısı ve çocukları olur sözgelimi. Önüne çıkan herhangi bir kişi de olabilir. Yeter ki yüreğini sız-

Page 23: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

23

latsın, vicdanını titretsin. Açık sözlülüğü, hiddeti gibi merhameti de do-laysız ve kendiliğinden, önceden işaret vermeyen, kendisini de hazırlıksız yakalayan bir duygudur. Nasıl ki iki yaşlı kadını çok da hesaplamadan öldürdüyse, onlardan çaldıklarının bir kısmını da öylece bir anda başka-sına verir. Vicdani paylaşımı, bir gazap gibi veya merhamet görünü-münde ortaya çıkabilir. Yardım ettiğinde rahatlamaz, kendi gibi olmanın verdiği huzuru yine de bulamaz. Neredeyse cinayet ertesinde yaşadıkları hallerin benzerlerini tecrübe eder: "Sessizce, hiç acele etmeden, sıtma nö-betine tutulmuş gibi titreyerek, yaşamına birden doluveren o kavrana-maz, coşkun, yepyeni duygunun bilincine varmadan iniyordu basamak-ları." (220) İyi ya da kötü tüm eylemleri benzeri duygulara neden olur; her durumda bir sıtma nöbetinde gibi titrer. Vicdani yüklemler gibi yerini bu-lan iyi ya da kötü eylemleri onun yaşam "enerjisi" olur. Hasta yatağından aniden ayaklanması da bu tutkulu yüklemlerin bir eseridir.

Bu yaşam gücü kendi nedeni ve sonucunu yaratır: "Güç olmadan bir şey yapamam. Gücü de güçle elde etmek gerek." (222) Çelişkili şekilde, ayağa kalkması için iyi ya da kötü fiillerde bulunması gerekir; gücünü bit-kinliğine borçludur. Bedensel ya da ruhsal düzeyde duygulanmadan bu gücü üretemez. Vicdanı, onun üretken güç kaynağıdır. Titredikçe, ürper-dikçe, sarsıldıkça çalışan bir ruhsal ve bedensel aygıt, bu vicdanı yakıt gibi kullanır. Değişken ve tutarsız görünüşü de bu salınımlar, iyi ve kötü ara-sındaki geçişimler, neşe ve keder arasındaki gelgitlerle işleyen aynı aygı-tın dışavurumudur:

Bir dakika önceki Raskolnikov bir dakika sonrakinden bambaşka biri oluyordu. Neydi onu böylesine altüst eden? Kendi de bilmiyordu. Suda boğulmak üzere olan birinin saman çöpüne tutunduğu gibi. (223)

Üstelik bu tutarsız görünüşüne rağmen, etrafındakileri "kendileri ol-

mamakla" suçlayabilir: "Tek istedikleri tam anlamıyla kişiliksiz olmak… Kişiliksiz olmaktan haz duyuyorlar! Yeter ki kendileri olmasınlar, yeter ki

Page 24: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

24

kendi kendilerine benzemesinler." (236) Kendilik, çok derin ve kökensel bir tutarlılık biçimi, kaynak olarak, dışarıdan kolaylıkla fark edilemeyen bir mizaçla eşanlamlıdır. Raskolnikov için, ilginç şekilde yalan söylemek de bir kişilik belirtisi olabilir. Kendine ulaşmak, bu yalanlamadan, görü-nür bir benin hallerini yadsımaktan geçer. Yalana başvurmak, gerçeği de-neysel olarak bulmanın bir yoludur. Her gerçeğin arkasında böyle peş peşe söylenmiş yalanlar bulunur. Ama onların sonucunu gerçek gibi ayakta tutan güçtür. Bir bakıma yalanını kararlılıkla savunma istencidir.

Raskolnikov'unda aşırıya varmış bu kendilik tutkusunu dostu Razumihin, "monomani" olarak adlandırır. Başkasının ne söylediğine, dü-şündüğüne önem vermeyen, kendisiyle arasına girmesin diye dışarıdan gelen her varlığa kapalı bir adamı tarif eder. Kimseyle irtibat kurmaması, hiddeti, ince zekasına rağmen "şakalaşmaması" hep bu muhtemel empa-tinin önünü kesmek içindir. "Kendisini korkunç derecede büyük gören" bu adam, iç sesini kesmeye girişen herhangi bir etkene karşı her an uya-nık, gerilmiş sinirleriyle bekler. Bu ses onun gücü, varoluş kaynağıdır. Ke-sildiğinde niteliksiz bir adam olacağına dair bir önsezisi vardır. Annesi, onun "iyi yürekli" olduğundan emin olsa da, bu sesler yüreğinden gelen-leri önceler, iyi yürekli duygulardan daha ilkel bir istençle seslenir ona. Monomanisi, paranoyası, sürekli kendisiyle konuşması, kendisine seslen-mesi, kendine öyle ya da böyle ayar vermesi, hep kendine sadakat içindir. Sebatkar bir kendilik duygusu, hem de iki cinayetin ortasında, onun asıl meselesi olur.

Sabırla kendini tutmasının, içinde neler döndüğünün tek işareti renk değiştiren yüzü ve gözleri olur. Bu uzuvların renk ve dirimleri, "solgun yüzlü, ölgün bakışlı" olmakla, "canlı yüzlü aydınlık bakışlı" olmak ara-sında salınır; bir solup bir kızaran; bir türlü huzurlu bir surete kavuşama-yan. Diğer kısımların sefaletine rağmen, zengin ifadeli yüz ve gözlerdeki bu renk titreşimleri yoksulların iç dünyalarını ele verir. Yüz, ruh halinin

Page 25: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

25

renklerini alır; aniden renk değiştiren yüzü ve canlılıkla yorgunluk, üşen-geçlik arasında hal değiştiren bir beden. Yoksulluk içerisindekiler için te-mel ifade olanağı yüzler ve gözlerdir. Yüz de çoğu zaman solgundur ama gözler ruh hallerini ele verir. Etrafına nazar eder; eğer mutevazılıkla öne eğilmediyse. Gözlerde canlılık devam eder; aydınlanır, kararır, ölgünleşir. Yüz ve gözler, üstü başı yırtık, yamalı yoksul insandaki kendilik işareti olur; ondaki "soyluluğun" belirtisidir. Raskolnikov'un kardeşi Dunya'nın yamalı ve delik giysilerini fark eden Razumihin de bunu dile getirir: "'Ha-pishanede çoraplarını kendi yamayan kraliçe,' diye geçiriyordu içinden, 'hiç kuşku yok, gerçek kraliçeydi o anda'." (258)

Yoksullukları nedeniyle suça ve suçlanmaya en yakın olanlar da onlar-dır. Çünkü kamu vicdanı onlara uzaktır. Kendi inşa etmedikleri bir adalet ve yasa düzeni içerisinde sadece merhametin ilgisi oldukça yüzleri fark edilen insanlardır. Bu yüzden Raskolnikov, kızkardeşinin varlıklı bir avu-kat olan Pyotr Petroviç'le evlenme isteğine en baştan karşı çıkar. Adamı tanımadan bu karara varmış gibidir. Üstelik adamdaki muhtemel olum-suzluğa ait ikna edici bir işaret de yoktur. Müesses yasa Pyotr Petroviç'in yanındadır ve er geç Dunya'nın karşısına çıkacaktır. Dunya kendisini feda ederse bu düzen içerisinde varolabilir. Raskolnikov'un onların evliliğine temelsiz görünen itirazları biraz varlıkbilimsel temellere yaslanır. Gerek-çeleri, ailesine, damat adayına ve arkadaşlarına bu nedenle anlaşılmaz gö-rünür.

Pyotr Petroviç, suçu ve suçluyu tarif eden bir sınıfın temsilcisidir. Ras-kolnikov ile farklı vicdanlardan insanlar olmaları baştan bir uyuşmazlığın işaretidir. Suç da bu farkların üzerinde tanımlanan bir soyutlamadır. Bu suç tarifi, yoksulların istencini yansıtmayan bir yasa ve adaletle bağdaşık-tır. Oysa Raskolnikov, suçun farklı tarifleri olan bir varlıkbilim düzeyinde yaşam sürdüğünden, "vicdanının sesine kulak verip bazı engelleri aşmaya

Page 26: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Özgür Taburoğlu

26

hakkı olduğunu ama bu hakkın elbette yasal bir hak olmadığını" dile ge-tirir (304). Vicdanının sesini dinleyerek türlü fiiller icra eden "büyük adamlar" mutlaka birer "suçlu" olmalıdır:

Değil büyük insanlar, toplumda çok az, sürüden ayrılan, yani söyleyecek çok küçük de olsa bir şeyi bile olan insanların tümü, yaradılışları gereği, (kuşkusuz, az ya da çok), kesinlikle birer suçlu olmak zorundadır. Yoksa sürüden ayrılma-ları çok güç olur. Sürüde kalmaya, gene yaradılışları gereği, razı olamazlar kuş-kusuz. Bana sorarsanız razı olmamaları da gerekir. (305)

Raskolnikov, sefaletle yoksulluk arasında salınan koşullar içerisinde, bu

büyük adamların istenciyle, suçlu olma cesareti ve kararlılığıyla hareket et-mek ister ama ortaya çıkarabildiği büyük eylemler olmaktan çok bazı cü-rümler ve neredeyse nedensiz yere öldürülen yaşlı kadınlar olur. Vicda-nıyla eyleyip, sürünün dışına çıkma isteğine, ne çevresi, ailesi ne de bedeni izin verir. Fiilleri kendi üzerine döner. Kendi olmak istedikçe, daha çok kay-bolur, beden ve ruhen daha da silikleşir, bitkin ve bedbaht olur. Hiddeti de, koşullarıyla vicdanı arasındaki bu aşılmaz mesafeden ileri gelir. Büyük ey-lemlere girişmek ve yükselmek için çok aşağılardadır. Güçlü bir mizacı, aşırı bir kendilik arzusu ve gururu olsa da, onları hayata geçirebileceği araç-lardan yoksundur. Raskolnikov'un kendi ayrımlarına başvurursak, koşul-ları ve tarihçesi gereği aşağı, mizaç olaraksa üstün insanlar zümresine dahil gibidir. Üstelik, yine kendisine göre, bu iki insan topluluğu arasında her-hangi bir geçişlilik yoktur; "bu iki grubu birbirinden ayıran çizgiler oldukça keskindir". Birinci kesimden insanlar "hammadde" vazifesi görürler ve üs-tün insanların üzerlerine basarak "büyük eylemler" icra etmelerini mümkün kılarlar. Onlar birer üretim aracıdır. Kendi halinde bir şekilleri yoktur; "ya-radılıştan tutucudurlar, uysaldırlar, her şeye boyun eğerek yaşayıp gider-ler." Üstün insan zümresi ise, "dünyayı harekete geçirir, amacına doğru gö-türür."(305) "Geniş bilinç ile derin yürek" sahibi onlar, yasalara göre değil

Page 27: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Raskolnikov'un Vicdanı ve Kendilik Tutkusu

27

de vicdanlarına göre davranmaya hak sahibidirler. Vicdanıyla bağdaşık ey-lemin, iyi ya da kötü gibi bir niteliği de olamaz; "vicdanın izin verdiği kanın dökülmesi olağan" karşılanabilir onlar için (309).

Raskolnikov, ikili ve uzlaşmaz talihleri arasında hareketsiz kalır ve sonuç-suz, işlevsiz bazı edimler icra eder. "Kocakarı"yı öldürmesini de bu talihsiz-liği, yazgıları arasındaki yarığı birleştirmek için yaptığını dile getirir. Bu cina-yeti geriye dönüşlü olarak, geniş yürekli, yasa koyucu insanların düzeyine kendisini yükseltecek bir hamle gibi tarif eder. Ama bu büyük fiil sonucuna ulaşamaz. Kendi ırsiyetini aşamaz, üstün insanların talihiyle buluşamaz:

Kocakarı saçma! Belki de bir yanılgıydı kocakarı. Önemli olan o değil şimdi! Yalnızca bir hastalıktı kocakarı. Bir an önce yenmek istedim onu. Bir insanı öl-dürmedim ben, bir prensibi öldürdüm! Prensibi öldürmesine öldürdüm ama, onu aşıp öte yana geçmedim, bu yanda kaldım gene. Ancak öldürebildim. Ne var ki, anlaşılan onu da yapamadım. (322)

Raskolnikov'un vicdanıyla uyumlu olacağını düşlediği büyük eylemi

dehşet verici bir cürüm gibi sonuçlanınca, yükselmek yerine daha da aşa-ğılarda bulur ve kendisini bir "böcek" gibi tarif etmeye başlar. "Kişisel çı-kar", nefret ya da hırstan bağımsız, "yüce bir amaca" hizmet için giriştiği eylem için "Büyük Varlık"ı tanık göstermesi onu tarifsiz bir ikiyüzlü ya-par. Bir Spinozacı gibi, "olası bir adalet duygusunu ağırlık ölçüsüyle, met-reyle, aritmetikle ölçmeyi düşündüğü için" eylemi kendisine döner. Bü-yük eylemin, koşullardan, talihten, ırsiyetten bağımsız ferdi bir eylem say-ması onu daha da bahtsız kılar. "Geniş ruhlu olmasının tehlikeleri"ne ye-nik düşer. Suçlu olmadığını düşünse de, çareyi, yasaya sığınıp, itiraf ede-rek, cezasını çekmekte bulur. Mutlu sonlu melodramlarda gibi, içeridey-ken onu bekleyen Sonya'nın aşkına sığınır; "yepyeni bir yaşama yeniden doğuşun ışıltısı"yla yüzünü geleceğe çevirir (642).

Alıntılar Dostoyevski, Fyodor (2003). Suç ve Ceza, çev. Ergin Altay, İstanbul: İletişim.

Page 28: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 29: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Okumanın Zararsızlığı

Necmettin Evci

1.

aşlık 'okumanın zararları'nı ima eder gibi oldu veya okumanın faydalarından bahsetmeyeceğimizi hissettiriyor. Bu ima ve hisler düğümü arasında daha başından yolu yokuşa mı sürüyor oluyo-

ruz? Ya da en iyisi 'Her şeyin fazlası zarar' deyip işin içinden sıyrılmaya mı bakmalıydı? Bu çekincelerin çoğu genel kabullerin kınayıcı tepkisin-den azade olmak içindir. Ancak Anton Çehov'un "Merdyayev" adlı kah-ramanının yalvarırcasına, hatta çıldırmış olarak "Müdüre söyleyin beni bu okuma belasından bağışlasın" şeklindeki talebine ilgisiz kalamayan-lar, okumanın bir başka boyutunu, sayfaların gerisinde, ötesinde görmek istemeli veya görme isteğine hazır olmalıdır. Bize tuhaf gelen, bu öyküde de ima edildiği şekliyle kuşkusuz okumanın faydaları yönündeki kanaa-tin sorgulanır olmasıdır. Doğrusu biz de böyle düşünüyoruz. Yüce yara-tanımızın hazreti peygambere vahyin kapılarını 'Oku' buyruğuyla açma-sı sebebiyle, okumanın yararına düşünmenin de ötesinde inanıyoruz. Okumaya ilişkin hikâyeleri ile Çehov'u anmışken, hemen yanına Dosto-yevski'yi, Herman Hesse'i, Don Kişot'u ile Cervantes'i, Don Kişot'u, tem-sil ettiği tasavvur ve algı biçimini yönüyle inceleyen Foucault'yu, yine Don Kişot isimli kitabıyla Garaudy'yi iliştirmek gerekir. Mümkün olsa bu yazıyı sadece bu yazarların ilgili açıklamaları üzerinden kursaydık.

B

Page 30: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

30

Hatta her bir eseri, müstakil bir değerlendirmenin konusu yapsak. Sıkıcı olmamak adına buna yönelmeyeceğim. Ne ki, bu öyküler, anılar, değer-lendirmeler üzerinden kuracağımız çerçeve, anlatıma da okumaya da bir keyif katacaktır.

Entelektüel ilgiler, değişen durumlara göre yazmaktan ve okumaktan zevk alır. Bu duygunun biraz da hakikat adına hakikatten uzaklaşmanın zevki olduğunu söyleyenlere, beni haklı çıkaracak mahiyette bir diyece-ğim bile olamaz doğrusu. Ne ki, size zevk verenin, başka var oluş seviye-leri için işkenceye dönüştüğü, dönüşeceği de bir gerçektir. Bunu başta akrabalar olmak üzere bizleri evimizde ziyaret eden kimi tanıdıklarımı-zın, duvarlarını, içi tıka basa kitaplarla dolu rafların çevrelediği çalışma odamızı görünce hayrete düştüklerinden ve "Bunların hepsini okudun mu?" diye sormalarından biliyorum. Hele değişik dönemlerde kimi ça-lışma arkadaşlarım oldu ki, onların akşama kadar kitap okuyor oluşuma akıl erdiremediklerini tebessümle karşıladım. Onlar her gün kamyonlar dolusu yük taşımalı, en ağır işi yapmalıydılar ama iki sayfa okumama-lıydılar! Onlar için bu imkânsızdı. Zar zor okumaya alıştırmak istedikle-rimden "Okuyamıyorum. İki cümle okumadan başım ağrıyor, ağırlaşıyo-rum. Müthiş bir kasvet haliyle göz kapaklarım iniyor, uykum geliyor, uyuyakalıyorum" şeklinde mazeretlere az muhatap olmuş değilimdir.

Kimi insanlar kitapsız edemez; daha doğrusu okumaksızın yapamaz-lar. Kimilerine de ağır bir yük olur; onu kaldıramazlar. Kelimelerin dün-yasına giremez, kelimeleri diline, dimağına, dünyasına katamaz. Bu ki-taptan ve kelimelerden uzaklaşma halinin genel bir yaşama biçimine dönüşmesi toplum adına büyük felakettir. Aklın, duygunun, bilincin çökmesi veya çöküşün hızlanması demektir. Sezai Karakoç olayı daha geniş bir açıdan yorumlar: "Kitapla zaman, zamanla insan birbirinden

Page 31: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

31

uzaklaşmış ve kendi başlarına yaşar olmuşlarsa, bir dağılma ve çözül-menin bütün şartları doğmuş olacaktır."1

Yüce Kur'an'ın 'kitap yüklü eşek' benzetmesinden hareketle konuyu farklı bir açıdan düşünmek istiyoruz.2 Kur'an mesajlarının bizden genel isteği, derinlemesine düşünmek, sahih inanç ve salih ameldir. Bu amaç-lara dönük olmayan her türlü bilgi ve bilgi araçları boşuna bir çabadır. Kitap ve eşek metaforu üzerinden yapılan paradoksal açıklama, doğruya yönelmek için okumanın tek başına yeterli olmadığıdır. Ancak sırf bu ayette bile kitapların ve okumanın yararları kabulünden hareket edil-mekte, doğru olmayanın yanlış okumak olduğuna vurgu yapılmaktadır. Anlatmaya bile gerek yok ki, her okuma doğru değildir ve yanlış yol ve tarzla yapıldığı zaman okumanın da zararlı olacağıdır.

Kuşkusuz ilk yanlışlık zihinlerin olgunluk seviyesi, hakikate olan işti-yakı ve anlama biçimi ile ilgilidir. Anlama biçiminizde bir yanlışlık var-sa, okuduğunuz Kur'an da olsa yanlıştan kurtulamazsınız. "İnsanoğlu yanlış okuyarak doğru anlayamaz. Doğru anlamak doğru okumaya bağ-lı. 3 Düşünmeksizin bağımlı olduğumuz ön kabuller koşullanmasını aşı-larak irdelediğimizde, okumanın da zararlarının olabileceğinden söz edilebilir. Belki de esas mesele, buyruk olması sebebiyle ibadet hem de öncelikli bir ibadet olan okumanın, hakikat ve hikmetine uygun anlaşıl-mamasıdır. Öyle ki, çoğu zaman okumanın sağlaması gereken faydalar, bizzat okuma sandığımız çabalarla bile engelleniyor olabilir. Okumak zihni açar, düşünceyi geliştirir, ruhu tezyin eder, duyguları inceltir, dünyamızı genişletir, zenginleştirir. Ne var ki, bugün zihindeki kapalılı-ğın, akıldaki tıkanmanın, daralan ufkumuzun esas sebeplerinden biri de

1 Sezai Karakoç, Sütun –Günlük Yazılar II, 6. bas., s. 197, Diriliş yay, İst. 2011. 2 Onlar kitap yüklü eşekler gibidir" (el Cuma:5), Ayrıca, "Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerini dinlersin. Sanki onlar dayak direkleri gibidir… Onlardan sakın. Allah onları helak etsin. Nasıl olup da haktan döndürülüyorlar?" (el Müna-fikun: 4) ayetleri üzerinde düşünülmelidir. 3 Mustafa İslâmoğlu, Savaş Kesmeyen Sözler, s.59, 5. bas., Denge yay, İst. 2006.

Page 32: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

32

okumak, daha doğrusu yanlış okumaktır, Bu sıkıntı, ulusal ve küresel ölçekte, modern öğretileri yaymak için kurgulanmış eğitim programları ile genel bir soruna dönüşmüştür. Fıtrî ve ilahî olandan uzak bir zihni yapının temelleri, ulusal eğitim, kültür, okul ve okuma programlarıyla inşa edilmektedir. Böyle de olsa okumanın zararlarından bahsetmek bir şaşkınlık oluşturmuyor değil. Bu şaşkınlığa kültür faaliyetlerine uzak olmayanlar bile sebep olabiliyor.

Kültürel faaliyetler yapan bir vakıf, kitap ve kütüphanecilik haftası vesilesiyle benden bir konuşma yapmamı istemişti. Konuyu 'Okumanın Zararları' diye önerdiğimde başkan yanlış anlaşılacağı gerekçesiyle kabul etmemişti: "Olur mu kardeşim! Kitap haftasında okumanın zararlarından bahsetmek olacak şey değil!" Aslında kitap okumanın baş ağrısı yapmak, gözü yormak, şurada burada hiç olmazsa markette pazarda geçirilecek zamanı, kelimelerin peşi sıra heba etmek, ömrü kısaltmak, daha da kötü-sü okuma sebebiyle tutuklanmak, cezalandırılmak gibi risklerinin oldu-ğunu başkan da biliyor olmalıydı. Zaten yeterince bahsedildiği için ben sadece bir örnek verip bu tür zarar ve faydalardan bahsetmeyecektim. İşte onlardan biri: "Okumayı özendirecek bir gerçek, kitap okuyanın daha uzun ömürlü oluşudur. Bu gerçek iki biçimde oluşur. Kitapsever sahiden de çok yaşar. Çünkü kitap yaşamanın iksiridir. Dertlere, belala-ra, yaşamın fırtınalarına karşı koyacak en güvenli ruhsal güç, kitap oku-narak edinilir. İkinci neden ise zaman kavramının insan zihni algılanma-sındaki göreceliktir. Okuyan insan daha geniş ufuklarda ve iyice yoğun-laştırılmış zaman içinde yaşar. Zamanı iyi ve verimli kullanmış olur. Yaşamını anlamsız uğraşlar ya da boşluklar içinde geçiren gibi ziyan etmez"4 Briggs aslında hınzırlığına yazar bu ifadeleri. Ne ki zarar ve fay-dayı bu kategoride anlayanlar fazlasıyla çoktur.

4 Asa Briggs, Peter Burke, Medyanın Toplumsal Tarihi, çev. Ümit Hüsrev Yolsal, Erhan Uzun, s.235, Kırmızı yay, İst. 2011.

Page 33: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

33

2. Hiç tartışmaya bile gerek yok ki fayda veya zarar, bakılan yere, görmek, bulmak istediğinize, hassasiyetlerinize, amaçlarınıza göre değişir. Oku-makla nasıl bir yarar elde ediyoruz? Veya okumanın, kime, ne, nasıl ya-rarı olabilir? Okumanın yarar ve faydalarının konu edildiği her durumda Anton Çehov'un iki hikâyesini hatırlamadan edemem. 'Bahis' başlıklı olanının değerlendirmesini başka zamana erteleyip, başlarken andığım "Okuma" başlıklı hikâyesini özetleyeyim: İvan Petroviç, genel müdürü olduğu kurumda sanatçı dostu Galamidov'u ağırladığı bir sıra, bir me-mur olan Merdyayev evrakları imzalatmak için zamansız ve anlayışsız bir şekilde odaya girip kâğıtları genel müdürün önüne sürer. Petroviç'in sanatçı dostu ile sohbeti, kâğıtları imzaladıktan sonra kendisini huzursuz eden bu kaba, inceliksiz davranış üzerinden sürer. Sanatçı dostu Gala-midov, her türlü kabalık ve anlayışsızlığın okumamaktan kaynaklandı-ğını söyler. "Okumanın büyük yararları var" der, "Hele okumaya başla-yın, ufkunuzun ne kadar genişlediğini göreceksiniz." Öneri kafasına ya-tan genel müdür Petroviç, bütün memurlara okumayı mecbur kılar. Okunması için dağıttığı kitapların okunup okunmadığını özenle kontrol eder. Ancak okumak, memurlara başarılması imkânsız ölçüde zor gelir. Muhasebe memuru bu işi yapamayacağını ayrı bir gerekçe ile açıkça söyler: "Yo, ben bu işte yokum Ekselâns. Gerekirse emekliye ayrılmaya razıyım. Bu kitaplardan insanın başına neler gelebileceğini bilirim. En büyük torunum bunları okuya okuya anasının yüzüne karşı 'budalasın' diyor." Fakat okuma emrinin en büyük etkisi günlerdir bir tek cümle bile okuyamayan Merdyayev'de görülür. Zayıflamış hatta derdinden içmeye başlamıştır. Arkadaşlarına "Müdüre söyleyin beni bu okuma belasından bağışlasın. Size ömür boyu duacı olurum" der. Bu ağır yükü kaldırama-yıp birkaç gün sonra çıldırır. Olayın hazin etkisi ile dairede kasvetli bir huzursuzluk yaşanır. Genel müdür Petroviç köklü çözüm olarak eski

Page 34: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

34

düzene dönülmesini ve kendisine kitap okumanın yararlarını anlatan sanatçı Galamidov'un kurumdan içeri alınmasını yasaklar." 5

Bu hikâyenin tahlilini yapacak değiliz. Bu öykü bize nasıl bir mesaj verir? Okumak iyi midir, kötü müdür? Hayır, basit indirgemeler yap-maksızın mesajı çoklu çağrışımlarıyla birlikte anlamaksızın, sanat eseri-nin estetik mahiyeti kavranamaz. İster sanat eserinde ister gerçek hayatta olsun, bir anın tek açısı olmaz. Hakikat tek gerçekliğe indirgenemez. Özellikle sanat eserlerinin başarısı, farklı düşünce ve sonuçlara imkân veren çağrışımlar uyandırmasına bağlıdır. Çehov, bir sanatçı dürüstlüğü ve hikâyeci ustalığı ile bize sadece olanı aktarken tam da bunu yapıyor. Her bir kişiyi, kendi gerçekliği içinde, her gerçekliği kendi ortamında değerlendirmek gerektiğini hissettiriyor.

İsmet Özel, konuyu daha şahsi seviyeden sorgulayarak tartışmaya katkı verir: "Okuma becerisi, herkesten önce o beceriyi edinenin işine yarayacaktır denilebilir mi?" diye sorar. "Hayır, işte bu söylenemez. Çünkü okumak, okuyabilmek kendi başına bir etkinliktir ve insan haya-tının devamı bakımından kimseye hiçbir fayda sağlamaz. Bu faydasız faaliyete insanlar "literatür" veya edebiyat adını vermişler." 6 Özel, pratik ilişkiler içinde gelişen soru ve cevapları şahsi tercihiyle çözümlüyor. Özel'de okur evvela birey, okumak da bireysel bir faaliyettir. Durum böyle olunca, bireyin arzu ve istekleri başkasının beğenisine, yarar veya zarar anlayışına göre belirlenemeyeceğini söylüyor. Bu yaklaşım elbette yanlış olamaz. Bizim için okumanın yararlı veya zararlı olacağına başka-sının karar verdiğine hep tanık olursunuz. Bu bir benzeme veya benzet-me çabasının yansımasıdır. Basit bir gerçektir; biri için faydalı görülen diğeri için zararlı, zararlı görülen de ötekine faydalı olabilir. Bu noktada farklı katların, kesimlerin ilgilerin tercih ve yönelimlerine başkasını mec-

5 Anton Çehov, Korkulu Gece, çev. Nihal Yalaza Taluy, 3. bas, s.42-46, Varlık yay, İst. 1991 6 İsmet Özel, Hayatın Mânâsı Versus Mânâlı Bir Hayat, s.296, Şule yay, İst. 2010.

Page 35: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

35

bur etmemek gerekir. Ayrıca kâr nedir, zarar nedir? En az bu kadar önemli olan diğer mesele, kimin okur olduğudur? Okur demekle kimi kastediyoruz?

Kendi baktığı yerden 'Okumak karın doyurmaz' diyenlere somut kar-şılıklarıyla verilecek pek cevabımız da olmayabilir. Bartes bir yerde 'eline kalemi alıp yazan herkes yazardır' mealinde bir cümle kurmuştu. (Bu yaklaşım bizim anladığımız yazar kişiliği ifade etmez. Ancak son tahlilde yazar standardının, bizim tercih ve onayımıza göre belirlenmeyeceği gerçeğinden ha-reketle Bartes, tanımında haklıdır. Yazarlar da ilgi alanlarına, derinliklerine göre farklıdır. Reklâm ve katalog yazarlığından edebi eserlere kadar her biri ayrı hassasiyet ve incelik gerektiren çeşitli yazı alan ve kategorileri vardır. Dilin ve yazının kendi ölçütleri ile değerlendirildiğinde en sığ olandan derinliği baş dön-dürenine kadar çeşitli yazar tipi ile karşılaşırız. Bizim beklenti ve ölçülerimiz ise elbette tartışılır.) Benzer şekilde biz de kelime ve cümlelerin sembolik karşılıkları olan yazıyı okuyan herkese okur diyebilirdik. Bu olabildiğin-ce geniş yelpazede var olan okur kesimi, kendi içinde ilgi ve bilgilerine göre sınıflanabilirler. Yazarlar gibi okurların da sığ olanı, derin veya yaratıcı olanı vardır.

Biz okura ilmi, felsefi, sanatsal nitelikler yükleyerek yaklaşmak istiyo-ruz. Bu anlamda her kategoride eğitim kurumlarıyla ilişkili olan kişileri bile sadece bu özelliklerinden dolayı okur kapsamına almıyoruz. Okur olmayı hayatla, varlıkla bir anlam ilişkisinin zorunlu aracı, uğraşı görü-yoruz. Okumak ilim, sanat, estetik, düşünce, bilgi gayreti ile var olmalı-dır. Okumak ilme, hakikate yönelmek, onları dert ve dava edinmektir. Hayatı, düşünceyi önemsemek, onları ciddiye almaktır. Okumak anla-maktır, fark etmektir, keşfetmektir. Okumak insanın kendisini gerçekleş-tirme çabasıdır, bu çabaya yönelik olmalıdır. Okuduğu ölçüde insan cehaletten kurtulur. Formel, kurumsal okumaların daha açık söyleyişle mektepli olmanın, daha da açık söyleyişle diplomalı olmanın insanı ce-haletten kurtarmadığını, bir kısmını son zamanlarda yaşadığımız hazin,

Page 36: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

36

trajik tecrübelerden de biliyoruz. Hatta insanın bu kadar cehalet ancak okumakla mümkün olduğunu söyleyesi geliyor. Özgür Taburoğlu bu noktada pozitivist okuma düzenini çok isabetli değerlendirmektedir: "Okuryazarlık, farklı cehalet biçimlerinin yaratılmasına da neden olur." 7 Bakkar ise daha hazin bir durumu ifade eder: "Kitapların bazıları okuyu-cuyu aydınlatmak şöyle dursun, ona aptallık aşılıyor." 8 3. Okumayı kültürel zeminine oturtmak için tarihsel serüveni içinde hangi aşamalardan geçerek bugünkü vazgeçilmez değerini bulduğuna dair özet bir hatırlama yapmamızda yarar vardır. 9

Binyıllar boyu süren zorlu aşamalar sonrasında bugünkü anlamını nasıl bulduğu bilinemezse, sadece okumayla hayata giren veya varlığı-mızı terk eden olumlu olumsuz yanlarımıza bilgisiz kalınmaz, ayrıca okumanın kendisi de gereği gibi anlaşılamaz.

Okumanın, her biri bir sesin işareti olan harfleri, onların dil düzeni içinde birleşmesini, ayrışmasını sökmek anlamına gelen karşılığı, mo-dern zamanlarla birlikte yaygınlık kazanmıştır. Kadim dönemlerde okumak, özellikle vahyin ilk geldiği ayetinde Kur'an'ın da kast ettiği şekliyle düşünmeyi, anlamayı ifade eder. Okumak ilk ve öz anlamıyla yazı okumak değildir. Okumak yazmadan önce gelir. "Toplumlar yazı olmadan da var olabilirler ve olanları da vardır ama hiçbir toplum oku-madan var olamaz."10

7 Özgür Taburoğlu, Resim Söz ve Yazı, s.211, Doğu-Batı yay, Ankara 2013. 8 Abdulaziz Bakkar, Verimli Kitap Okuma Teknikleri, s.42, çev. Savaş Kocabaş, Söy-lem yay. İst. Tarihsiz. 9 Bu konuyu daha tafsilatlı incelediğimiz yazılarımıza bakılabilir: Necmettin Evci, "Retorikle Paradigma Arasında Sözün Dönüşümü", Notlar Dergisi, S.5, 2016; "Yazı, Ki-tap, Okuma Dolayımında Sözün Serüveni", Ay Vakti, S.167, Mart- Nisan, İst. 2017 10 Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, çev. Füsun Elioğlu, s.20, YKY, İst.2007.

Page 37: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

37

Okumak, düşünmek, anlamak, kavramak, anlatmak, açıklamak, öğ-renmek, idrak etmek, öngörmek gibi geniş ve doğrudan zihni yetkinlikle alakalı bir kavramdır. Türkler de hemen hemen aynı anlamlarla kullan-mışlardır. Bu faydaları sağlamayan okumalara okuma denmez, denme-melidir.

Yazının, bildiğimiz anlamıyla Sümerlerle birlikte kullanılması ile bir-likte 'yazmak' gibi 'okumak' kelimesi de yeni ve mevcut karşılığını bul-maya başlar. Yazıya, doğal olarak okumaya öncelikle dinî, sonra siyasî ve en son ekonomik nedenlerle ihtiyaç duyulmuştur. Tarihin ilk dönem-lerinden bu yana binyıllar boyu konuşmaya dayalı sözlü kültürün ege-menliği, ilmî, edebî faaliyetlerde yazıya ve okumaya duyulan ihtiyacı geciktirmiştir. Bu arada Ong'un ifade ettiği gibi sözlü gelenek tabirinin temel bir yanlış içerdiğini de söylemiş olalım. Yazılı olanın dışında ko-nuşmaya dayalı her verim için bu tabiri kullanırız. Yazı sözsüz gelenek midir? Yazıda söz yok mudur? "Sözlü ve sözel ayrımını eşanlamda kul-lanmamalı. 'Sözlü' terimiyle sadece konuşmak, ağızla dile getirilen söy-lemi, 'sözel' terimiyle sözle, kelimeyle ifade edilen her çeşit bilgi, açıkla-ma vb. söz birim veya dizisini kastediyoruz." 11 Ancak ibarenin kullanım tarzı ve yeri sebebiyle biz şifahi olandan yani konuşmayla gelişen kültür verimlerinden bahsetmiş oluruz.

Yazıdan önce, hatta uzun asırlar yazılı dönemde bile, kaligrafik oku-ma, düşünme ve bilgi edinme yöntemi olarak benimsenmemiştir, benim-senemezdi; teknik sebeplerle buna imkân da yoktu. Sokrates okuyan kişilerin zekâsının zayıf olduğunu söylermiş. Hatta okuyanlara fazla itibar etmez onları sohbet meclisine katmazmış. Sokrates'in, kuşkusuz bugün yadırgadığımız asli bir gerekçeyle böyle yaptığı anlaşılıyor. An-cak o insanlar gün gelip insanın derin yalnızlıklar yaşayacağı, kalbini, gönlünü açarak sohbet edeceği insanlar bulamayacağını nereden bilecek- 11 Walter J Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Sema Postacıoğlu Banon, s. 35, Metis yay, İst. 1995.

Page 38: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

38

ti? Bu durumda kitaplar, insana gerçek bir dost arkadaş olarak yardımcı olur. Artık zihni ufalana ufalana küçülen insanın dünyasını kitaplar ge-nişletir olmuştur. Dahası okumak yüksek ilginin, entelektüel seviyenin göstergesidir. Kitap duyguyu, düşünceyi besleyen, canlı tutan bir araçtır. Sohbetten belki yaşadığımız hayattan, o hayatın realitelerinden bizi uzaklaştırdığı gerçeğinin nasıl bir durum olduğunu belki Sokrates de düşünememiştir. Yoksa düşünmüş müdür?

Söze, doğal olarak hafızaya, hatırlama ve hatırlatmaya dayalı yaşama biçimi içinde, her türlü zihni faaliyet için yazıya, okumaya gerek duy-mamanın anlaşılmaz bir yanı yoktur. Yazı ve okuma ile insanın kendini her seviyeden gerçekleştirmesi, konuşma merkezli bir hayatla birlikte oluyordu. İnsan varlığı ona göre yetenekler, nitelikler, birikimler kazanı-yordu. Yazının dolayısıyla okumanın kültür hayatına girmesiyle birlikte bu gelenekten hemen kopulmuş değildir. Sözlü geleneğin birebir insan iletişimi ve etkileşimine dayalı sohbet havası, okuma aşamasında da sürmüştür. Yazılı döneme geçince, bir anda insanların tümünün yazmayı ve okumayı öğrenmiş oldukları zaten söylenemez. Ancak özellikle kutsal kitapların ve hukuk metinlerinin yazılı olması, insanlarda yazıya karşı bir saygı oluşturmuştur. Bir şey yazıya geçtiyse o mutlaka önemli olma-lıdır. Önemlidir ama mabetlerde, meydanlarda konuşup dinleyerek vakıf olunan anlam, bu kez anlaşılmaz bir şekilde birtakım işaretlerin, şifrele-rin içine gizlenmiştir. Şifre ve gizlilik kitabın büyüsünü artırmış, yazılı olana erişim bir zevk ve ayrıcalık olmuştur.

Siyasetten ekonomiye, kültürel gelişmelere kadar gittikçe artan bir karmaşa ve yoğunlukla değişen hayata ve dünyaya koşut olarak yazı, daha fazla kullanılır oldu. Kullanılır oldu ama yazının Sümerlerde devlet teşkilatının kayıt enstrümanı olarak kullanılmasından bilgi deposu ola-rak en önemli iletişim ve öğrenim aracı olmasına kadar binlerce yılın geçmesi gerekmiştir. Yazılı dönemde bile şifahi kültürün izleri, etkileri ortadan kalkmadı, kalkmaz. Çünkü konuşma en etkili, en canlı, en sıcak,

Page 39: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

39

en zengin, en aktif eğitişim ve etkileşim yoludur. Derrida'ya göre; "Yazı, sözün taşıdığı 'doğrudanlığı', 'dolayımsızlığı' gölgeler. Yazmayı ve oku-mayı öğrenen, sözlü dünyanın sağladığı 'sıcaklıktan', sağınlıktan, kabile-sel birliktelikten uzaklaşır; kendi yorumunu, görüşlerini, bakış açısını, kanaatlerini taşıyan sofistçe, sofistike bir dünya yaratmaya başlar." 12 Derrida'nın okur için yaptığı benzetme önemlidir. Okur, bir anlamda modern dünyanın münzevisi değil midir? Kitaplar, sayfalar onların için-de huzur bulup nefislerini terbiye ettikleri iç âlemleridir. Okur için ses-sizce iç âlemine dönmesinden başka çare bırakmayan elbette yazının okura sağır doğasıdır. "Yazılı söz, okuyucuyu dinlemez." 13 Sorularınıza cevap vermez. Kitaba izafe edilen konuşma veya cevaplar, kendi ko-nuşma ve cevaplarımızdır. Sonsuz bağlanışlara uygun benliğimizin iç deviniminden yankılar, yansımalardır. Kitapların bu yankıyı hareket veren işaret işlevi vardır. 4. "Okur-yazarlar, kitap ve basılı ürünlerden gerekli bilgileri almakta, dille konuşma yerine gözleri daha çok kullanmaktadırlar" diyen Verne ise okur-yazarlığın kişilerarası sözlü iletişimi azalttığını belirtmektedir. 14 Konuşarak, daha doğrusu birebir insan ilişkisi ve etkileşimiyle yaşanan hayatın varlığımıza etkisi, okumanın etkisi ile karşılanamaz, kıyaslana-maz. Kültürün sözden yazıya kaymasıyla değişen toplum alışkanlıkları içinde dil becerilerimiz de değişmiştir. Kavradığımız veya kavrayamadı-ğımız boyutuyla kültürün niteliğini düzenleyen değişim, zihni yapımızı, aklın, duygunun işleyişini, dilimizi, tavrımızı kısaca bütün bir varlığımı-zı etkilemektedir. Bu bağlamda Postacıoğlu'nun "Okuma insanların en

12 Özgür Taburoğlu, Resim Söz ve Yazı, s.201, Doğu-Batı yay., Ank. 2013. 13 Taburoğlu, age., s.180. 14 Firdevs Güneş, Okuma Yazma Öğrenimi ve Beyin Teknolojisi, s.42, Ocak yay, Ankara 1997.

Page 40: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

40

bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez" diye başlayan tespitle-rine katılmamak mümkün değildir: "Bir kitapla bir dost arasındaki esas farklılık bilgeliklerinin az veya çok büyüklükleri değil, onlarla iletişim kurma tarzıdır. Okuma, konuşmanın tersine yalnızlığımızı sürdürürken, yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca derhal dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekânın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını tamamen verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi edinmesi-dir."15 Ancak okuma alışkanlığını konuşma alışkanlığından bağımsız görmek doğru olmaz. İnsanlar uzun asırlar okuma uğraşını, konuşma alışkanlıkları ile sürdürdüler. Yani sohbet eder gibi okudular. Bu usul, maddi yetersizlik ve teknik imkânların veya imkânsızlıkların zorunlu kıldığı bir durumdu.

Elle yazılan kitaplara erişim, ilim ehli için bile zordu. Kütüphanelerde kitap okuma halkaları oluşturulur; en iyi bilen olarak daha çok müderris veya hoca konumundaki kişi okur, diğerleri bir sohbet dinler gibi dinler-lerdi. İnsanların yazılı eserlerden yararlanmaları, bilenlerin bilmeyenlere yardımı şeklinde tezahür etmiştir. Evlerde, mabetlerde veya başka uy-gun yerlerde, eski sözlü geleneğin davranış biçiminden de pek uzaklaş-mayarak okumalar düzenlenmiştir. Okumak ve okuyanı dinlemek, ona sorular sorarak adeta kitabı sohbetin merkezine koymak, keyifli ayrıcalı-ğa dönüşmüştür. İlk kütüphaneler günümüzde olduğu gibi herkesin kendi köşesinde sessizce kitaplarına gömüldükleri mekânlar değildir. Orada insanlar kitapların etrafında kümelenirler, sesli olarak okur, tartı-şırlardı. Bir anlamda retorik geleneği, kitaplar üzerinden ve etrafından sürdürülürdü. Sesli okunmayan kitap okunmuş sayılmazdı. Bu anlaşılır gibi değildi. Göz kelime ve cümleyi çözmeli, dudak söylemeli, kulak

15 İlhan E. Postacıoğlu, Okumak ve Yaşamak, s.44-45, Fatih Gençlik Vakfı yay, İst. 1987.

Page 41: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

41

duymalı, dostlar tartışmalıydı. Her kelimenin, her ifadenin tadına do-yulmalı, zevkine varmalıydı.

İlk dönemler, sessiz okumalar yadırganmış, hatta böyle okuyanlar bu davranışları sebebiyle ceza bile almışlardır. "Sessiz okuma Hıristiyan kilise adamlarının hiç öngöremediği bir tehlikeyi de beraberinde getirmekteydi: Tek başına okunabilen ve göz anlamlarını çözerken üzerinde düşünülebi-len bir kitap, bir dinleyici tarafından yapılacak açıklamalara ve yönlen-dirmelere, sansüre ve yergiye kapalıydı. Sessiz okuma okur ile metin ara-sında doğrudan, tanığı olmayan ve Augustinus'un neşeli deyimi ile "aklı ferahlatan" tekil bir iletişim sağlıyordu." 16 Ayrıcalık için, okuma ve ilim meclislerinde bulunmanın yettiği ortamda, her bir cümle, kelime hatta her bir harf bile önemi idi, önemli olmak zorundaydı. Gerek duyulduğu za-man okuyan kişi açıklama yapar, dinleyenler sorardı. Böylece Mortimer Adler'in önemli bir ayrımla üzerinde durduğu 'kitabın cevap veremeyen sessizliği' aşılmış olurdu. 17 Böylece kitap sadece sesli okunup tartışılmakla kalmaz, farklı ilgilerin, soruların süzeğinden geçirilerek anlam kuvvetlen-dirilir, açılır, çeşitlendirilirdi. Bu okuma biçimi, bizim post-modern ve Hermenötik okuma aşamasında yeniden keşfedip canlandırmaya çalıştı-ğımız çoğulcu, katılımcı ve yorumlamacı okuma biçimidir. Bu yeni okuma biçimlerinin, konuşma geleneğinden uzaklaşmakla yitirilen faydaları, baş-ka bir yöntemle yeniden kazanma ihtiyacından doğduğu söylenebilir.

Matbaa icat edilmediği için seri baskının yapılmadığı, eserlerin tek ya da çok az sayıda elle yazılarak üretildiği, doğal olarak okuma yazma

16 Alberto Manguel, age, s.70. 17 Kitap- okur ilişkisi bakımından yazarın şu ifadeleri önemlidir: "Eğer canlı olarak karşınızda duran bir öğretmene bir şey sorarsanız, muhtemelen sizi cevaplayacaktır. Ve eğer söyledikleriyle kafanız karışırsa ne demek istediğini açmasını isteyebilir ve bu sayede, düşünce dünyanızdaki sıkıntılı durumdan kurtulabilirsiniz. Buna karşın, bir kitaba soru sorduğunuz-da bunu yine sizin cevaplamanız gerekecektir. Bu anlamda bir kitap da tıpkı doğa veya dünya gibidir. Bir soru sorduğunuzda sizi ancak kendi kendinize düşündüğünüz ve analiz ettiğiniz ölçüde cevaplandıracaktır." Bkz. Mortimer J. Adler, Charles Van Doren, Kitapları Nasıl Okumalı, çev. A. Erkan Koca, s.23, Birleşik yay, Ankara 2011.

Page 42: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

42

oranının düşük olduğu, daha da önemlisi sözlü kültürün geçerli olduğu dünyada, ilgilisi dışında yazıya çok da ihtiyaç duyulmayan dönemde okumak, cemaatle yapılan bir faaliyettir. Burada iki husus çok önemlidir. Biri okurun henüz birey olmadığı veya bireyselleşmediği, diğeri ise okumanın hayatın içinde bir yer edindiğidir. Bu her iki husus da oku-mayı oldukça zevkli ve etkili kılar. Niçin diye sormaya bile gerek olma-malı. Çünkü evvela salt sanal ve zihni bir faaliyet değildir. Doğrudan hayatın içindedir. Okumak hayattan ayrı bir kurgu veya kurmaca değil-dir. Hayat okumaya sığınmayı gerektirecek bir olguya dönüşmemiştir. İkinci olarak okumak çaresiz, tenha yalnızlığımızı avutmak için bir çare de değildir. Hatta ait olduğumuz ilim çevresi ile birlikte yaptığımız bir faaliyettir. Orada bir bilenin öncülüğü ve gözetiminde, düşler, düşünce-ler, sorular, cevaplar buluşur, birleşir, ayrışır. Okumak canlı anlamını hayatla birlikte, hayat içinde bulur. Bir bakıma okumak konuşmanın, buluşmanın, kaynaşmanın bahanesine dönüşmüş gibidir. Bir de bu tarz okumalarda insanlar birlikte var olurlar. Birbirlerini daha iyi anlama, denetleme imkânı elde ederler. Çünkü her şey göz önünde, ortadadır. Kimin ne duyduğu ne düşündüğü bellidir.

Çok ilginçtir; Avrupa'da uygulanan ilk sansürün okurun bireyselleş-meye başlamasıyla birlikte sessiz ve tek başına okuma çabası üzerine geti-rildiği söylenebilir. "16. yüzyıl sonları Venedik'inde bir ipek işçisi 'sürekli okuyor' ve bir kılıç ustası 'uyumayıp sabaha kadar okuyor' diye Engizis-yon Mahkemesi'ne ihbar edilmiştir. Benzer biçimde hem aynı dönemde hem de daha sonra laik yetkililer de denetlenemeyen okumanın zarar ve-rici olduğunu düşündüler. Özellikle gazete okumanın sıradan insanları, hükümeti eleştirmeye teşvik ettiği düşünüldü."18

Tarihin akışı içinde zaman, sevinçlerimizi, isteklerimizi, kaygılarımızı nasıl eğip büküyor. Dün insanlar sessiz okudukları gerekçesiyle cezalandırı-

18 Asa Briggs, Peter Burke, age, s.69.

Page 43: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

43

lırken bugün "Sesli okuma, kötü okuma alışkanlıklarının en fenasıdır"19 diyenler az değildir. Tarihlerindeki uygulamaların tersine bugün kütüpha-nelerdeki sessizliğe gelince bu modern dönemin armağanı belki zorlaması-dır. Şu an hatırlayamadığım bir kaynakta okumuştum: Jakoben pozitivistler kiliseye karşı üstünlük sağlayınca, dine ve ibadete olan saygınlığı külliyen ortadan kaldırmak istediler. Pozitivizm, papazları entelektüeller olan 'yeni din' olarak ihdas edildi. Eski dinin yani Hıristiyanlığın kurumları yerine başta 'Akıl Tapınakları' olmak üzere yeni kutsal mekânlar tasarlandı. Sergi salonları, müzeler, konser salonları, tiyatrolar, kütüphaneler, modernizmin yeni kutsal mekânları olarak kabul ve telkin edildi. O nedenle bu yerlere kiliseye girer gibi, sessizce ve saygı duyarak girmek gerekecekti. İşte kütüp-hanelerde, zaten bireyselleşerek kitaplarda kendi dünyalarına gömülen okurlarımızın sessizliğinin ardındaki tarihsel sır ve sebep budur.

Okumanın cemaatle ve birlikte yapıldığı klasik dönemlerle, bireysel çaba olarak sürdürülen modern zamanlar arasındaki farkın iyi analiz edilmesi önemlidir. Birinde düşünce ve duyarlık, canlı bir tartışma ve etkileşim ortamında hareket kazanırken, diğerinde hayatın gerçek boyu-tuna yakın olmayan bir döngüye girer. Döngü ne kadar açılımlı, heyecan verici olursa olsun, sonuçta bireysel bir faaliyetle sınırlı kalır. Canlı, sos-yal etkileşim ve iletişim içinde anlam kazanmaz. Kazansa bile bu ancak okurun özel çabaları ile mümkün olabilir veya olmaktadır. 5. Eski okumalar hayatın doğal ve nezih bir uzantısı, parçası olarak bizi aynı zamanda sosyalleştiren bir çabaydı. Hayattan uzaklaşmayan oku-malar, okuyandan yararlanmak isteyen bir toplumda hürmetle karşıla-nıyordu. Oysa günümüzde okumak, hayatın ve toplumun bunaltıcı iliş-kiler biçiminden kaçan insanların sığınağı olarak algılanmaktadır. Bütün 19 Senail Özkan, Schopenhauer Paradokslar Üzerinde Raks, s. 78, Ötüken yay, İst.2006.

Page 44: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

44

yalnızlığımızla, korkularımızla, eksik yarım duygularımızla, çeşitli sorun ve sıkıntılarımızla ona sığınıyoruz. Bizi rahatlatacak müjdeyi, haberi, bilgiyi onlardan alıyoruz. Onların açtığı pencereyle soluklanıyoruz. Ne-jat Bozkurt, bu gerçeği sanatın daha geniş alanı üzerinden ifade eder: "İnsan gerçeklikten sıyrılmak, yaşamın güç koşullarından ve gerçeklerin ağırlığından birazcık kurtulabilmek için sanatlara sığınır. Sanatların or-tak paydası olan imgeler dünyası ona biraz nefes alma olanağı sağlar. Çünkü dünya, insanlar için zorlaştıkça bizler de kaçınılmaz bir biçimde sanatçıların yarattıkları, yani bizim özlediğimiz, soyut imgeler alanına sığınırız."20 Bu bağlamda kitaplar da, ağzı var dili yok bir uysallık ve sadece bize açılan içtenlikle hem bize anlatıyor, hem bizi dinliyor yani bizimle dertleşiyor. Hem sonra eskideki gibi kitap zor bulunur bir nesne de değil. Her zevke, her ilgiye uygun, her derde deva kitapları bulmak çok kolay. Bilgisayar tuşuna bir tıklamayla ertesi gün kitabınız kapınıza geliyor. Kitapçılara gidip, rafları, kitap sayfalarını karıştırmak bile nos-talji oldu neredeyse.

Bütün bunlar bir yana artık bireysel gücüyle var olan okurun yükü ve sorumluluğu daha ağır gözükmektedir. O anlamı, anlamayı kendi zihni gayretiyle, hayal gücüyle çoğaltacak, birbirine ekleyecek, yaşantıya dö-nüştürecektir. Kitap, okur olarak tanımladığımız samimi sanatçının, dü-şünürün yitiğini aradığı tek ve en gerçekçi dünyadır. Bu gerçek en yalın itirafını Cemil Meriç'in ifadelerinde bulur: "Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumun sınır taşları kitaplardı. Bir kanat darbesiyle Olemp, bir kanat darbesiyle Himalaya. Ayrı bir dil konuşuyordum çağdaşlarımla. Gurbetteydim. Benim vata-nım Don Kişot'un İspanya'sıydı, Emma Bovari'nin yaşadığı şehir. Sonra

20 Nejat Bozkurt, Eleştiri ve Aydınlanma, s.112, Say yay, İst. 1984.

Page 45: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

45

Balzac çıktı karşıma, Balzac'ta bütün bir asrı yaşadım…"21 Böyledir; çün-kü okur için kitaplarda keşfedilen dünya nesnel dünyadan daha nezih, daha tutarlı, daha doğru, daha gerçekçi olabilir. Montaigne "kitaplarla kurulan ilişkinin, daha sağlam, daha çok bizim" olduğunu söyler22 Oysa Kafka, bir genç dostunun "Kitaplar olmadan yaşayamazdım. Benim için onlar dünya demektir"23 sözünü ilginç bir hatıra olarak nakleder. Ancak Kafka bu yaklaşımı sağlıklı bulmayarak eleştirir. Kafka'nın sonradan değineceğimiz eleştirisine kaynaklık eden anlayışı önemsemek gerekir. Kafka, en yüksek düzey ve yoğunlukta bireyselliklerin yaşanmaya baş-ladığı bir dönemin düşünürüdür.

Genel anlamda insanı, özel karşılığıyla okuru yalnızlığına iten veya bir savunma mecburiyeti olarak iç dünyasına yönelten asıl sebep, rengi, ritmi, yönü ile gittikçe ağırlaşan, ağırlaştıkça bunaltan yabancılaştıran, yabancılaşmayı artıran modern hayat ve anlayıştır. Böyle bir dünya oku-run hemen hiçbir beklentisini karşılayamamaktadır. Tek çıkış yolunun içimizden geçtiği bir kuşatılmışlık yaşanmaktadır. Orası bize daha ya-kındır, bize daha dosttur, daha serindir, sakindir. Orası dışarıdan daha gerçek, daha sahicidir. Okurun duygu, düşünce dünyasını besleyen tat-min edici kaynaklar, gerçek dünyadakine göre daha zengin, daha inan-dırıcı, daha coşkundur. Bu durum yazar için de okur için de söylenebilir. Son tahlilde ikisi için de daha anlamlı olan dünya, sayfalar boyunca ku-rulur. Selim İleri bu etkileşimi bizzat kendi üzerinden şöyle ifade eder: "Okuma delisi bir yazarım. Yazdıklarımın asıl ve tek kaynağı, bugün çok açık seçik ayırt edebiliyorum ki okumalarımdır. Okudukça kendimi bul-dum. Şimdi de güzel bir eseri okurken yazmak arzusuyla çıldırırım."24

21 Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim yay, 9. bas., s.37, İst.1994. 22 Montaigne, Denemeler, çev. Sabahattin Eyyuboğlu, s. 266,Cem yay, İst. 1987. 23 Alberto Manguel, age, s.114. 24 Feridun Andaç, Söz Uçar Yazı Kalır, -Yüzyılın Son Tanıkları- 2. Bölüm, s.395, Can yay, İst. 2002.

Page 46: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

46

Okudukları bir yazarı, daha da kapsayıcı anlamıyla düşünürü besle-yen ana kaynaktır. Bir düşünür veya sanatçı, fark etme, düşünme, anla-ma karşılığı ile okuyarak var olur. Okumasıyla, okuduklarıyla var olur. Aradıklarını, yitirdiğini okumakla bulur. Özlemini duyduğu dünyayı, idealleri, umudu, başarıyı, her şeyi okuyarak kurduğu dünyasında bu-lur. Okumak ona dünyalar, hayatlar, yaşantılar kazandırır. Bir yazar veya okur, nesnel dünyanın nimet ve imkânlarından uzak yaşayabilir, ama kelimelerle kurulan dünyadan uzak yaşayamaz. Kelimesiz dünya, sözsüz, sessiz dünya onun için yavandır, boyutsuzdur, tatsız, anlamsız-dır. Tam da dünya tatsızlığı, boyutsuzluğu, yavanlığı sebebiyle coşkusu-nu, cazibesini yitirmiştir, yitirmek üzeredir. Daha doğru deyişle yine bu sebeple kitapların içimize serdiği dünya, daha tercih edilir niteliğe sahip-tir. Özlenen bir hayata uzak düşmek yazar için de okur için de muharrik sebeptir. Okur yaşamak istediklerini nasıl kitaplarda arıyor, bulmaya çalışıyorsa, aynı şekilde yazar için de en yaşayamadıkları, yazma sebebi olabilir. Ne diyordu bir şairimiz? "Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir" Sırf bu dize bile sanat yapıtında aranacak gerçekliğin mana ve ma-hiyetini ortaya koymaya yeter. İlhan Berk "Başkalarını bilmem ben yaşa-yamadığım için yazıyorum." 25 derken yazma gerekçesinin kişisel nede-nini yalın içtenlikle ifade eder. Yaşanmamış hayatlar yazar için bir ukde olabilir. Tatmin ya da mutmain oluşun yazmaya gerek bırakmayacak bir hal olduğu da söylenebilir. Yaşanmışlıklar, okur veya yazar olarak sizi yazıdan mahrum eder. "İnsan kendi doğrularını dış dünyanın somutlu-ğu içinde bulursa şiire yüz vermez. Kendini bir başkasına yansıtarak görmek istiyorsa, kendini bir başkasına söyleyerek işittirmek, başkasına öğreterek kendini öğrenmek istiyorsa şiire kavuşur." 26

Yaşanmamışlıklara karşı yazmayla bir ödeşme, hesaplaşma içine girer-siniz. "Edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır. Edebiyat şöy- 25 İlhan Berk, "Ben" III, Soyut Öncü Edebiyat Dergisi, S.17, Ocak 1975. 26 İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu, s.27, Çıdam yay, İst.1993.

Page 47: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

47

le der yaşama: 'Beni aldatamazsın. Alışkanlıklarını biliyorum."27 Pa-vase'nin daralan içini, yükünü kaldıramayıp sığındığı kitaplar da geniş-letmeye yetmedi. Tıpkı Yesenin, Mayakovski, Woolf gibi geriye gerçek eserleri olan(!) itiraf niteliğindeki yapıt ve mektuplar bırakarak kendilerine kıydılar. Özetle yazı ve yazarla birlikte belki okurun yaşamla hep meselesi olmuştur. Doğrusu bu meseleyi hayatla zıtlaşan bir konum ve ruh haliyle yaşamak ne ölçüde doğrudur veya ahlâkidir? İşte sanat araştırmacılarımı-za yeni bir konu. "Okuma sanatı, her şeyden önce, yaşamı kitaplarda bul-mak ve kitaplar sayesinde onu daha iyi anlamak sanatıdır." 28 diyen André Maurois bu tartışmada daha dengeli bir yerde duruyor gözükmektedir.

6. Yaşamanın imkânsız olduğu durumlarda okur veya yazarsınız. Buraya kadar tamam. Bir de okumanın ve yazmanın imkânsız olduğu yaşamlara mahkûm edilmişseniz ne yapacaksınız? Kendinizi yıkılmadan, yıpran-madan nasıl ayakta tutacaksınız? İşte tam burada Dostoyevski imdadı-mıza yetişir. Bize öyle bir ufuk açar ki, okumanın, yazmanın en ileri amaç ve aşamasının var olmayı başarmak olduğunu öğretir. Gerçek ma-nada var olama meselesi olmayanlar gerçek manada yazar da okur da olamazlar. Sahte kişilikler, ne hakiki yazar, ne hakiki okur olabilir. Esa-sen derin duyarlık, tertemiz bir ruh, sapasağlam bir benlik sahibi olarak yazarın veya okurun okuması gereken gerçek metnin kendisi, gözlemi olduğunun dersini verir Dostoyevski. Sibirya'da yıllarca kürek mahkûmu olarak hapis yatmıştır. Dünyanın en azılı katilleri, karanlık adamları, en azgın sapıkları ile birlikte kaldığı bu cehennem bile onu korkulduğu kadar zorlamaz. Zorlamamasının sebebi, en kötü insanın bile içinde bir iyiliğin saklı olduğuna inanmasıdır. Gerçek bir romancı

27 Cesare Pavase'den, Susan Sontag, Sanatçı Örnek Bir Çilekeş, yay. Haz. Yurdanur Salman-Müge Gürsoy, s.78, Metis yay. İst. 1991. 28 André Maurois, Yaşama Sanatı, çev. Nihal Önol, s.28, Varlık yay, İst.1968.

Page 48: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

48

hassasiyeti ile oradaki insan ilişkilerini inceden inceye süzer. Baudelai-re'in 'doğa' okumasını, anlamını sökmesini bilenler için bir tapınak, hatta şifresi doğurganlığını hiç yitirmeyecek bir hiyerogliftir." 29 sözünün canlı gerçekliği olarak her olay, her kişi kendisi için açık, esrarlı bir kitaba dö-nüşür. Başka okuma şansı da yoktur; çünkü hapishanede yazılı bir nes-nenin bulundurulması yasaktır.

Büyük üstat o yıllarını 'Ölüler Evinden Anılar' adlı kitabında özetler. Bir yerinde şöyle yazar: "Birkaç yıldır elime kitap değmediği için hapis-hanede ilk okuduğum kitabın, üzerimde yaptığı garip, heyecan dolu etkiyi anlatmak oldukça zor… Kitabı akşam, kışla kapandıktan sonra okumaya başladım; bütün gece, şafak sökünceye kadar okudum. Bu, bir dergiydi. Sanki öbür dünyadan bir müjdeydi bu. Eski hayat, bütün açık-lığıyla, parlaklığıyla önümde canlandı. Okuduklarımdan, bu hayata göre geriliğimin derecesini anlamaya çalıştım. Orada, bensiz, ne kadar yaşa-mışlardı? Neyle, hangi meselelerle heyecanlanıp ilgileniyorlardı? Teker teker kelimeler üzerinde durarak satırların derinliğine inmeye uğraşıyor, onlarda gizli anlamlar, eski şeylere imalar bulmaya çalışıyordum. Zama-nımda insanlara heyecan veren şeylerin izlerine rastladığım oluyordu. Sonra da, derin bir kederle, bu yeni hayatta kendimi yabancı, kesilmiş bir dilim olarak görüyordum. Yeniye alışmam, yeni kuşakla tanışmam ge-rekti…"30

Burada bir yazar için en önemli imkân olan yazı ve okumadan ayrı kalmanın ağır hasret ve arzusunu ifade etmekten çok daha fazlası var. "Teker teker kelimeler üzerinde durarak satırların derinliğine inmeye uğ-raşıyor, onlarda gizli anlamlar, eski şeylere imalar bulmaya çalışıyordum" cümleleri gerçek ve verimli okumanın, sözü en ince ayrıntısına kadar süzme ciddiyetiyle mümkün olacağını öğretir. Sırf bu cümleden hareketle

29 Nejat Bozkurt, age, s.246. 30 Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar, çev. Nihal Yalaza Tulay, s.376, Adam yay. İst. 1983.

Page 49: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

49

verimli bir okumanın nasıl olması gerektiği çıkarılabilir. Evvela Dosto-yevski ve onun gibi insanların, hayata ve varlığa bağlanma yolları sadece yazı değildir. Bu kişiler haklı bir sanatçı tepkisi ile kendilerine kelimeler-den başka bir gerçeklik kuramayan insanlardan farklıdırlar. "Sanat, hayatı anlayan zekânın, onu en ilgi çekici, en güzel şekillere sokması demektir" diyor Edman. 31 Gerçek yazar ve sanatçılar, hayat ve insan tasavvurlarını okumanın ve kitapların sınırladığı bir alan içinde kurmazlar sadece. Derin hissedişlerle canlı ve anlamlı kıldıkları bir hayatın eksiklerini okuyarak veya yazarak tamamlıyor gibidirler. Kitaplar içinde bir hayatı yaşamak yerine hayat içinde kitaplarını yazar veya okurlar. Bu noktadaki ayrım okumanın zarar ve yararını en iyi anlayacak veya açıklayacağımız insani gerekçedir.

Kitapların dünyası sanal, yani kurmacadır. "Gerçekten de sanatçının kurduğu dünya, yani kurmaca (fiction) yoluyla oluşturduğu teori, man-tığın ya da matematiğin verilerine göre değil, duyguların, düşlemlerin, özlemlerin verilerine göre düzenlenmektedir."32 Gerçekte olmayan, kurmaca dünyaya olan ihtiyacımız, kitaplara olan yönelişi kışkırtır. Her ilgi seviyesine göre kışkırtma objeleri ve seviyesi değişir. İmrenme, öy-künme veya hayal kurma insan ruhunun en köklü psikolojik eğilimleri-dir. Bu ihtiyaçların kaba gerçekliklerle sınırlanması veya gereksiz görül-mesi doğru değildir. Yazınsal düzeyde üretilen anlam, hazır anlamın kendisinden daha ötedir. 33 Okuru, hususen de sanatçıyı hem güçlü kılan hem de zayıflatan bu öte anlamlardır. Düş de, hayal de bizim boyutu-muzdur. Belki nesnel gerçekliğimizden daha öncelikli boyutumuzdur. Kitaplara, diğer düşünce ve sanat eserlerine olan ihtiyacımızın kaynağı budur.

31 Irmin, Edman, Sanat ve İnsan, s.12, MEB yay, Ankara 1991. 32 Nejat Bozkurt, age,S.51-52. 33 Onur Bilge Kula, Dil Felsefesi Edebiyat Kuramı-II, s.33, İş Bankası yay, İst. 2012.

Page 50: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

50

1950'li yılların Paris'inde bir yayınevi kitaplarının reklâmını yaptığı afişe "Yaşamanıza imkân olmayan şeyleri okuyunuz" yazar.34 Gerçek hayatta tattıklarınızın, dokunduklarınızın bir sınırı vardır. Ama düşler öyle mi ya? Dimağımızda oluşan hayatların büyü ya da trajedisine, say-falarda tattığımız lezzetlere, tanıdığımız güzelliklere hiçbir gerçeklik denk düşmez. Onlar ulaşılmaz, erişilmez tatta, lezzette veya güzellikte-dir. "Jöle, hiç görmediğim ama Enid Blyton'ın kitaplarından tanıdığım, gizem dolu bir yiyecekti ve sonunda tattığımda lezzeti, okurken bana verdiği doyumsuz tadın yanından bile geçemezdi." 35 diyen kişi asla ya-dırganmamalıdır. Buradaki jölenin doyumsuz lezzeti, kitaplardan gelmiş olmasındandır. Başka bir açıdan kitaplardaki yiyeceklerin lezzeti, gerçek manada tadılamıyor olmasındandır. Bu lezzet, soyut algılar katında du-yulur ve yaşanır. Aslında o, okumanın verdiği hazdır.

Tam da burada, okumakla hayat arasındaki ilişki tekrar tartışılır ol-muştur. Okumak mı hayat mı; hangisi tercih edilmelidir? Birini tercih etmek öbürüne mesafeli durmak anlamına mı gelir? Her bir olgu ve ger-çekliği kendi doğası içinde değerlendirmeli değil midir? Kafka'dan anla-tılana tekrar dönmekte yarar var: "Bir gün bir meslektaşının oğlu ile Prag'da yürürken, bir kitapçının önünde durup, vitrinine bakıyor. Genç arkadaşının kafasını bir sağa bir sola döndürerek kitap adlarını okumaya çalıştığını görünce, gülerek 'Demek sen de çok kitap okumaktan sallabaş olmuş bir kitap delisisin' diyor. Genç adam, 'Kitaplar olmadan yaşaya-mazdım. Benim için onlar dünya demektir' karşılığını verince, Kafka ciddileşiyor. 'Bu hata' diyor, 'Bir kitap dünyanın yerini tutamaz. Bu ola-naksızdır. Yaşamda her şeyin kendi anlamı ve amacı vardır ve bunların yerini başka bir şey alamaz. Bir kişi kendi deneyimini, örneğin, başkala-rının kişiliğinden yola çıkarak sağlayamaz. Dünyaya göre kitapların ko-

34 İlhan E. Postacıoğlu, age, s. 6 35 Alberto Manguel, age, s.23.

Page 51: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

51

numu bu. İnsan bir ötücü kuşu kafese kapatır gibi yaşamı kitapların içine tutsak etmeye çalışıyor, ama bunun yararı yok. 36

7. Okuduklarımız yaşamak isteyip de yaşamadıklarımız olabilir. Yaşadık-larımı okuyup yazıyorsam yazının büyüsü zaten kaybolur. Hayat içinde bulduklarınızı kitapta aramanız önemsizleşir. Ancak pratik hayat kadar insanın iç yaşantısı da önemlidir. Okumak iç dünyamızı, hayalimizi, duygumuzu, bilgimizi genişletir, çoğaltır. Burada bir sorun yok. Belki de sorun hayatı aksatan, gerçekliğin oranlarını bozan okuma tarzındadır. Belki de Cervantes'in Don Kişot'ta verdiği en önemli mesajlardan biri de buydu. Don Kişot'a dönüşmezden önce adı 'iyi yürekli' lakabını taşıyan Alonso Quijada olan Don Kişot, hatırlanacağı üzere şövalye kitapları okumayı çok seven bir kişidir. Yazarı Cervantes de, başta Osmanlılara karşı yapılan İnebahtı deniz seferi olmak üzere birçok savaşa katılmış, hapis yatmış, şövalye ruhlu bir insandır. Don Kişot, Endülüs'ün yıkılma-sından ve Avrupa'da Rönesans sürecinin başlamasından sonra yazıldı. O süreçte kapitalist yayılmacılıkla beraber paranın öne çıkan en önemli değer olarak, insan asaletinin kabul edilmiş dayanaklarını sarstığı buna-lım yıllarıdır. Değeri çökmüş toplum suç şebekelerinin, karanlık ilişkiler ağı içinde savrulmaktadır. Ahlâk, inanç, incelik asalet kalmamıştır. Zu-lüm, zorbalık yaygındır. Don Kişot, evi hepsi en ince ayrıntısına varınca-ya dek okunmuş şövalye kitaplarıyla dolu bir kişidir. Kötü gidişatı dü-zeltmek için evinden, ilâhî, peygamberi bir sorumluluk duygusuyla çı-kar. Evvelâ şunu bilmek gerekir, Don Kişot çoklarının sandığının tersine bilgili, birçok gerçeğin farkında, hatta gücünün, girdiği kavgada yenile-ceğinin bile farkındadır. Ancak onun için umutsuzluk ve sessiz kalmak büyük günahtır. Asalet budur, bunu gerektirir. "Hakiki asalet, faziletten 36 Alberto Manguel, age, s.114.

Page 52: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

52

ibarettir" "Ben ölerek yaşamak için doğdum, sen de yiyerek ölmek için." Gibi erdemli cesur laflar eder. Bu sözlerde o iyi kalpli kahramanın haya-ta, insana ilişkin tertemiz tasavvurlar vardır. Garaudy Don Kişot'u örnek aldığını söyleyerek onu Dostoyevski'nin Budala'sına benzetir. 37

Don Kişot bizde, belki bütün dünya kültüründe saf, ölçüsüz ama da-ha da önemli ucuz kahramanlık, sonuç alınamayacak riskli durumlar karşısında kullanılır. Bu yakıştırma ve suçlamalar Dostoyevski'nin Buda-la adlı romanındaki Mışkin için de yapılır. Mışkin'in ve Don Kişot'un ortak karakteri, saf ve peygamberi bir ruh temizliğine sahip olmalarıdır. Nitekim üstat, bu kahramanı "hazreti İsa yaşıyor olsaydı, acaba nasıl olurdu?" sorusuna cevap ararken canlandırmıştır. Eksiklik ve yanlışlık nerededir? Eksik ve yanlış olan, toplum düzenine ölümcül bir hastalık olarak kötülüğün sirayet etmiş olmasıdır.

Foucault, Donkişot'ta yaşanan hazin trajedilerin, trajikomik serüvenin Don Kişot'un bütün varlığının dil, metin, basılı kâğıt ve daha önce ya-zılmış öykülerden başka bir şey olmamasına bağlar. Yani ona göre Don Kişot'u kitaplar ayartmış, dengesini bozmuştur. Yazı ve şeyler dünya-sında kendine benzerlikleri ayna gibi yansıtır. Tüm değerleri ve tüm oranları tersine döndürmektedir. 38 Bu ifadeler şiddete yönelen 'öteki' algısının benzerlik kurma çabasıyla da yaşanacağını ifade eder gibidir. Burian'ın tespiti tartışmanın hararetini serinletmekle kalmaz; önümüzü de açar: "Okuyucu özellik arayacağına benzerlik arar. Oysa sanat eseri ve okurun beyni, soyunu korumak için birleşen iki varlık gibidir." 39

Belki de her şeyin allak bullak olduğu bir çağda yaşayan Cervantes'in bu şaheserinde gerçeğin, hakikatin ölçülü, dengeli anlaşılmasını arzula-

37 Roger Garaudy, Don Kişot, 4. bas, çev. Cemal Aydın, özellikle s.13- 58 arası, TEV yay, İst. 2016. 38 Michel Foucault, Kelimeler ve Şeyler, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, 5. bas, s. 83-88, İmge yay, Ankara 2015. 39 Orhan Burian, Denemeler, s. 29, Cem yay, İst. 1993.

Page 53: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

53

ması en temel mesajlardan biri olmalıdır. Diğer taraftan bütün bu yanlış ve kötü gidişlere de birilerinin dur demesi gerekir. Kitapta bu mücadele-nin ruh ve felsefesi veriliyor da, etkili, doğru yöntem okura bırakılıyor gibidir. Bütünüyle kitaplarla kurulan bir dünyanın, insanı gerçeklerden, böylelikle de sağlıklı ölçme ve değerlendirmeden uzaklaştırdığını ima eder. Güçlü bir imadır bu. Oysa beğensek de beğenmesek de o gerçekler-le çevrili olarak yaşamak durumundayızdır.

"Çok Kitabı Olan Adam" öyküsünde Herman Hesse'de benzer bir te-mayı farklı bir kurgu ve duyarlıkla anlatır. 40 Yaşadığı dünya ve hayattan bunalan bir adam kendini odasına kapatır, kitaplara verir. Daha çok Yu-nan ve Roma döneminin tarihi, kültürel ve edebi eserlerini okur. Onlarla mutlu olur. Daha sonra çağdaş yazarları da okur. Her birinden ayrı bir haz ve mutluluk duyar. Bütün ömrü böyle geçer. Yaşlanmıştır. Bir gün gördü-ğü bir rüya gerçeği anlamasına yardımcı olur. Rüyasında bütün gözleri kitap dolu raflarla çevrili bir odadadır. Pencere sövesinden masanın en ucuna kadar her yer üst üste, yan yana kitaplarla doludur. Birden bir sar-sıntı olur. Tavan ve duvar açılır. Oradan ışık dökülür. Çok kitabı olan adam dışarıdadır. Hayatın tam ortasında. Kitaplarda okuduğu, hep düşte ve düşüncede yaşadığı dünyanın tam ortasındadır. Ancak nereye gidece-ğini, ne yapacağını bilemez haldedir. Yaşamaya geç kalmış, birçok şeyi kaçırmıştır. O sırada kuru, çelimsiz, zayıf bir kız yanına yaklaşır. Bir sokak kızıdır bu. Bizim bilge, kızın önünde diz çöker adeta yalvarır. "Ne olur tut ve bırakma beni." Öykü, kızın verdiği cevapla biter. "Bırakmam seni. Gel benimle."

Bu öykü de üç beş cümleyle anlatılamayacak anlam zenginliğine sa-hiptir. Okumakla edindiğimiz bilginin, mahiyeti, hayatta gerçekliğin ne tarafına düştüğü, gerçekliğin hangi boyutlarıyla anlaşılması gerektiği sorgulanır. Öykünün ilk cümlesi, hem içeriği şekillendiren ana temayı 40 Herman Hesse, "Çok Kitabı Olan Adam", Yılmaz Özbek, Okumak Anlamak Yo-rumlamak, 2. Bas, s.27-48, Gündoğan yay, İst. 1996.

Page 54: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

54

hem de bizim savunduğumuz olguyu anlatan güzel bir örnektir: "Genç-liğin ilk döneminde onu korkutan yaşamın gürültüsünden kaçarak, ki-taplara sığınan bir adam vardı. Odaları kitaplarla dolu bir evde yaşardı ve kitapları dışında hemen hemen hiç kimseyle ne dostluğu ne de ilişkisi vardı. Güzeli ve gerçeği yakalama tutkusuyla dolup taştığı için, insanlı-ğın en asil kişileriyle yan yana yaşamak, yaşamın karşısına çıkardığı şu ya da bu insanlarla ve rastlantılarla yüzleşmesinden daha doğru geliyor-du ona." Anlaşıldığı üzere çok kitabı olan kahramanımız, modernizmin bunaltıcı düzeni içinde yüklenmemiz gereken sorumlulukların ağırlığı ile kitaplara kaçmaktadır.

Öncelikle tarih kitaplarına yönelmesindeki ilk sebep de modernizmle özdeşleşen bugünden kaçıştır. Bugünden düne, gerçekten düşe kaçış! Bu durumu hepten olumsuz bir durum olarak da algılamamak gerekir. So-nuçta bir yanlışlığa ortak olmaktansa ondan kaçmak da en azından pasif bir direniş, hiç olmazsa reddediş demektir. Hesse bu öyküde okurun dünyasına farklı bir yaklaşımda bulunur. O da sokakta karşılaşıp umu-dunu bağladığı kızın, kendisini eve götürmesinden sonra dışarıya yansı-yan şuuraltı arzu ve itiraflarıdır: "Ah, ne kadar iyi kalplisin. Düşünüyo-rum da yaşamım boyunca bir mezarda, kâğıttan bir mezarda yaşamışım! Bunun ne demek olduğunu bilir misin? Bilmez misin? Daha iyi ya! Bir-likte yaşayalım, birlikte yaşayalım. Güneş doğdu mu? İlk defa güneşi göreceğim" dedi." Yaşam bilincinin bizzat yaşayarak ve hayatın içinden edinilmesi gerektiği, kurmaca dünyanın doğal yaşamın yerini alamaya-cağı vurgulanır. Yoksa yaşamın cilveleri ve gerçekleri karşısında oyun-cağa dönüşebilir, acınacak duruma düşebiliriz.

8. Sonuç olarak, hayatımızda yazı olsun veya olmasın, kelimenin asli anla-mına uygun olarak okumak durumundayız. Özellikle de hayatın her anında ve alanında vazgeçilmez egemenliği olan okumaktan ayrı bir

Page 55: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Okumanın Zararsızlığı

55

hayat kimse için artık düşünülemez. Okumanın, entelektüel ilgileri bes-leyen en önemli en verimli kaynak olarak önemi, başta ideolojik neden-lerle olmak üzere cehaletin egemen kılınmak istendiği ortamlarda daha da artmaktadır. Ancak kelimelere yönelmek bizi bütünlüklü hayat ve varlık tasavvurundan uzaklaştırmamalıdır. Aksi takdirde okumak hayat-tan kopuk, hatta zararlı bir faaliyet olur. Hesse'in çok kitap okuyan ada-mı gibi kendimizi kâğıttan bir mezara kapatmış oluruz.

Benzer olumsuz tecrübelere tanıklık etmiş olacak ki Ali Şeriatî "Keli-me ve kelimelere aldanmamak gerek" diyerek yalın bir uyarıda buluna-rak devam eder: "Çünkü sözcükler ancak kendi bağlamlarında anlam kazanıyorlar. Kelimeler ancak bir toplumda ve bir toplumun nesnel ve gerçek şartlarında biçim, duygu ve yön kazanabilirler." 41 Kelimeleri ha-yattan, hayatı kelimelerden uzaklaştıran okuma tutumlarıyla, arzulanan verimlerin hâsıl olamayacağı ortadadır. Kafka'nın kitabın dünyanın ye-rini tutamayacağı görüşünden, birinin diğerinden iyi veya kötü olduğu değil, kendi realiteleri içinde anlaşılması gerektiği sonucu çıkarılmalıdır. Birini diğerinin yerine koymak her ikisinin de gerçekliğini yitirmesine yol açar. Özetleyerek örnek verdiğimiz hikâyelerin ana temalarının, daha çok bu hususa odaklandığı söylenebilir.

Kitaplardaki kurmaca dünyayı gerçek hayatla karıştırmama özeni, ki-taplara ciddiyetsiz yaklaşmak şeklinde anlaşılmamalıdır, "Kitapları ne kadar ciddiye almalıyız Sevgili Dostum?" diye yazar Proust André Gide'e, "Hayatını edebiyata adamış bir adam olarak Proust, şaşırtıcı biçimde, ki-tapları çok ciddiye almanın, daha doğrusu kitaplara fetişizme varan bir hayranlık duymanın tehlikelerini biliyordu. Kişi, kitaplara gereken saygıyı gösteriyormuş gibi görünürken, edebi yaratımın özüne ters düşebilirdi.

41 Ali Şeriati, Öze Dönüş, çev. Ejder Okumuş, s.250, Fecr yay, Ank. 2013.

Page 56: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necmettin Evci

56

Başkalarının kitaplarıyla sağlıklı bir ilişki kurmak için, kitapların yararlı olduklarını bilmek kadar sınırlı olduklarını da bilmek gerekir." 42

Okumakla biz ne yaparız, ne yapmalıyız? Proust yine en makul cevabı verir: "Okuma süreci içinde her okuyucu

aslında kendini okur. Yazarın ürettiği yapıt bir optik araç görevi görür yalnızca. Böylece okuyucu, o kitabı okumadan belki de asla farkına vara-mayacağı şeyler keşfeder kendi içinde. Okuyucunun, okuduğu kitap saye-sinde kendi kendinin bilincine varması, kitabın gerçekliğinin bir kanıtı-dır."43

Fark etmek, kendimizi anlamak, keşfetmek ve gerçekleştirmek. Ne eksik ne fazla. Bu yazara veya kitaplara kesin bir teslimiyet anlamına gelmez. Onunla didişmek, inatlaşmak, cedelleşmek anlamına hiç gelmez. Kendini ve hakikati anlama çabasında olan bir okur, böyle saçma tutum-lar içinde olamaz. Kitapların sağladığı imkânlarla düş, düşünce ve duy-gu dünyamızı daha genişletir, çeşitlendirir, zenginleştiririz. Okumak hayattan ve varlıktan kopmak için değil hayat ve varlıkla daha anlamlı daha sağlıklı ilişki kurmak için olmalıdır. Hayat ne sadece kitap sayfala-rında akıp gidiyor ne de dışarıda.

Dengelemek, ölçülü olmak zaten hayatın ve varlığın esprisi olmalıdır. Bir şeyin varlığı diğer anlamı geçersiz veya önemsiz kılmaz, kılmamalı. Bir alana, bir açıya yoğunluk, diğer alanlara, açılara karşı körlük yaratır. Gözü gönlü, zihni açık okura kim ne diyebilir? Doğrusu okumak, tam da böyle bir açılım sağlamak için olmalıdır. Bizi hayattan, hayatı bizden koparan okumalar esprisini yitirmiştir. Bizi kapatan okumalar da, bizi kapatan hayat da esprisini yitirmiş demektir.

42 Alain de Botton, Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?, çev. Banu Tellioğlu, s. 370, Sel yay, İst 2010. 43 Alain de Botton, age, s.28.

Page 57: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Uzay-Zaman Eğriliği Altında Bilimsel Açıklamanın

Sınırlılıkları Bilim Felsefesi Notları III

Mustafa Çakıroğlu

“Bilim dediğimiz şey bilim adamlarının kabul ettiği şeydir.” İsmet Özel

ilim nedir? sorusu, "avakadonun faydaları nelerdir?" veya "Antalya-İstanbul arası kaç kilometredir?" soruları gibi doğrudan, bir google hamlesiyle cevaplanabilecek bir soru değildir. Ama kendimizi

kandırmak istersek bunu da yapabiliriz. Kendisine sadece kitaplarda rast-ladığımız o eşsiz, ulaşılmaz ‘salt-mutlak bilim’ ülküsüne eleştirilerim ola-caksa da öncelikle bilimin cari açıklamalarına yer vermek istiyorum.

Bilimi; ontolojik (konusu itibariyle), epistemolojik (amacı itibariyle) ve metodolojik (yöntemi itibariyle) yönleriyle ele alabiliriz.

Bilimde konu nedir? Bilgisini üreteceğimiz şey nihayetinde ‘bir varlığın’ bilgisidir. Yine de bu ‘varlık’ mefhumu o kadar da açık değildir, zira bilimin içinde bilimin ken-dine has normlarına uygun olup da var-olmayan şeyler olabilir mi? Bilimi yalnızca deney ve gözlemle sınırlar isek olamaz! Aksi takdirde elbette!

B

Page 58: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Mustafa Çakıroğlu

58

Bilimin aynı anda hem güçlü hem de zayıf tarafı; konu edinip incele-diği varlıkları soyutlaştırarak bir dizge ortaya çıkarmaktır. Bu şekilde, sözkonusu bilim veya bilim dalı, incelediği somut varlıkların sadece ilgi alanına giren özelliklerini ‘açıklar’, açıklama iddiasını taşır. Böylece kendi bilgi alanını yani konusunu oluşturmuş olur. Örneğin Kardiyoloji bilim da-lının konusu kan basıncı, miyokard infarktüs (kalp krizi), kalp kapakçığı, kalp yetersizliği, ateroskleroz (damar sertliği) vb. iken mekanik bilim dalının ko-nusu hız, ivme, kütle gibi mekanik özellikleri olan nesnelerdir. Bu bilim alanı dizgeleri kendisi dışındaki tüm dizgeleri dışarıda bırakarak bir açık-lama yapar/yapabilir. Bir nevi soyutlama, basitleştirme ve idealleştirme yoluyla. Misal; geometri ve matematik derslerinde gördüğümüz mükem-mel daireler, küreler doğada o mükemmelikte bulunmazlar. Onları sadece teorik olarak ele alabiliriz. Zira uzay-zaman eğriliği her şeyi büker. Ama bi-lim yapmak için hesap-kitap yapmalı, hesap-kitap yapmak için de sonuca ulaşmak istediğimiz şekilde önermeler kurup, verileri de idealize etmek, amacımıza ulaşmak için bazı şeyleri dışarıda bırakmak zorunda kalırız, bilimsel bilgi üretmenin doğası gereği. Bilimin epistemesi / amacı Yalın bir şekilde söylersek; bilimde amaç; konu edindiği varlığı açıkla-mak, ona dair bilgiler ortaya koymaktır. Böyle bilgilere de ‘bilimsel bilgi’ denilmektedir. ‘Bilimsel bilgi’ yaygın kültürel algı itibariyle tek doğru ve tek geçerli-sağlam bilgi gibi propoganda edilse de bunun gerçekte ne ka-dar böyle olup olmadığına ilişkin sorgulamalarımızı ilerleyen satırlarda konu edineceğiz.

Bilimde her olguya karşılık olgunun mümkün kıldığı bir önerme de mevcuttur. Bu olgular da nesnelerden, nesnelerin özelliklerinden, terim-lerden (özellik ve yüklem terimleri gibi) oluşur.

Page 59: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Uzay-Zaman Eğriliği Altında Bilimsel Açıklamanın Sınırlılıkları -Bilim Felsefesi Notları III-

59

Olgulara karşılık gelen önermeler doğru ise (tekabüliyet var ise) bilim-sel bilgi elde edilmiş olur. Önermelerin doğru olması ise önermelerin ilgili bilim uzmanlarınca kabul edilmesine ve bu kabulün gerekçelendirilebil-mesine bağlıdır. Önermeler yalın olup, içerdiği her terim ve yüklemden ne anlaşılması gerektiği sarih ve muhkem olmalıdır. Bilimsel bir etkinlik-ten bunu bekleriz. Bilimin yöntemi Olguları açıklamak için yapılan işlemlerin bütünü (theoria ve praxis) bili-min yöntemini oluşturur. Bu metodun theoriasını gözlem, deney ve ölçme oluştururken, praxisini de çıkarımlar (tümdengelim ve tümevarım) ve (bilim-sel) hipotezler oluşturur.

Tümdengelimsel çıkarım monoton ve bir ölçüde totolojiktir, zira bize yeni bilgiler sunmaz, öncülleri doğru ise sonucu zorunlu olarak doğrudur.

Tümevarım ise bize öncüllerdeki bilgilerden daha fazla şey sunar. Tü-mevarımda öncüller doğru olsa bile çıkarımlar yanlış̧ olabilir, bu yönüyle dinamiktir. Bilim için pragmatik bir yöntem olan tümevarımın felsefi bir değeri yoktur.

Nihayetinde Bilim bir ‘açıklama’ etkinliğidir. Gerçekliği, evreni (her an-lamıyla) nedenleriyle açıklama çabasıdır. Bunu yaparken teoriler, aksi-yomlar, postulalar, hipotezler, öndeyiler, yasalar oluşturur, yasacı olduğu kadar istatistiksel, olasılıksı, birleştirici, pragmatik, nedensel açıklama modelle-rine başvurur. Bilimsel açıklamanın değeri dakiklik, tutarlılık, kapsamlılık, yalınlık ve verimlilik gibi ilkelerle ölçülür.

Geçen yüzyıllar içinde ‘bilim’ denilen şeyden ne anlaşıldığı onunla il-gili önemli ipuçlarını, ontik imgeleri de temayüz ettirir. Klasik bilim ve modern çağ̆ bilimi seklinde bir mukayese yaptığımızda sunu açıkça görü-rüz:

Page 60: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Mustafa Çakıroğlu

60

Modern çağ öncesi bilim Modern bilim Bilgi erdemdir Bilgi güçtür Tanrı/doğa merkezli İnsan merkezli Doğayı anlamak Doğaya hükmetmek Gözleme dayalı Deneye dayalı Bilgelik(hikmet) Bilginlik

Günümüzde bilim, teknolojiye dayalı ve güçlü olma arzusunun eşlik

ettiği bir hırsla beslenmektedir. Bilim denilen etkinlik günümüzde, bir dizi istatistiğe, sözleşmelere, makale sayısının adedine, atıf sayısına, öğrencisi-nin sübjektif memnuniyetine göre sekil alan, örgütlenme modeli itibariyle bilim-toplum, bilim-iktidar ilişkileri etik düzeyde sorgulanabilir düzeyde-dir. İlerleme ve aydınlanma miti üzerine kurulu bir tarih-zaman vizyonu olan bilim, iddia ettiği gibi evrensel doğruyu sadece ama sadece kendi te-kelinde barındırdığını iddia eder bir dile ve güçlü bir narsist propogan-daya sahiptir. Acaba gerçekten de öyle mi? Aydınlanmacı, insanı ve ya-şamı mükemmelleştiren(!) modern bilim anlayışına itirazlar, karsı çıkışlar yok mu? Elbette var. Bu itiraz noktaları kısaca şunlardır:

• Yönteme ilişkin • Dile ilişkin • Bilim-Din ilişkisine dair • Bilim-İktidar ilişkisine dair • Bilim-Çevre ilişkisine dair • Entelektüel kaygılar

Bu itirazlardan bir kaçını açalım. Yukarıda bilimin yöntemi konusuna bakıldığında görülecektir ki, bu yöntemler yanlışlanabilirlikle test edilmiş ‘doğrulama’ yöntemleridir. Bilim tarihine baktığımızda ise bilgi dediği-miz keşifler ve icatlarda, sezgi, yaratıcılık, serendipity gibi unsurlar öne çı-

Page 61: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Uzay-Zaman Eğriliği Altında Bilimsel Açıklamanın Sınırlılıkları -Bilim Felsefesi Notları III-

61

kar. Yönteme dair eleştiride öne çıkan husus, yöntemlerin bilimin ilerleyi-şini sınırlandırdığı, özgür düşünceyi ve yaratıcılığı körelttiğidir. Bilimi ile-riye taşıyanlar bu kuralları çiğneyenlerdir.

Dil konusunda ise, ‘dilin sınırları dünyanın sınırlarını belirleyeceğinden’

olgular dünyasının iyi resmedilmesi, betimlenmesi çok önemlidir. Bilim-sel etkinliklerdeki kavram yanılgıları çok karşılaşılan bir durumdur. Bir de buna cari olan bilim dilinin ağdalı ve kapalı yapısı eklenirse dile ilişkin sorunlar oldukça yaygındır.

Her türlü bilme etkinliği bir yerde ‘inanmayla’ mühürlenir. Bilimin inançlardan sözde arındırılmış doğası bilim yapmayı zorlaştırmaktadır. Sadece duyu organlarımızla evreni ne ölçüde bilebiliriz? Bilimin doğa-sıyla evrenin doğası ne ölçüde örtüşür? Cevaplanması gereken ve cesaret isteyen sorular, hala.

Bilimle bilim olmayan arasındaki fark gittikçe azalmaktadır. Bu, bili-min veya çağın modernleşmesinden değil, bilakis pseudo-science’ın (sahte bilimin) bilim şeklinde dolaşıma girmesiyle oluşmuştur. Bilim dediğimiz şeyle bilim olmayan şey arasını nasıl ayıracağız? Bilim olmayan şeyler sırf bilim olmadıkları için ilgiye layık değiller midir? Bilimin kıymeti nereden ileri gelmektedir?

Fiziğin geliştikçe metafiziğin önemini yitireceğine dair inançlar günü-müzde boş çıkmıştır. Ortaya çıkan her türlü yeni bilgi soyutlamaları da beraberinde getirmektedir.

Bilim tarihine bakıldığında sarahatle görülecektir ki; bizim bugün bi-limsel gelişmeler diye nitelediğimiz şeyler sadece aklın ve deneyin değil, çılgınlığın, akıldışılığın ve tutkulu insan doğasının bir ürünüdür.

Sormakta fayda var: bugün ‘bilim yapan bilim insanlarını’ mutlu eden şey ‘gerçeği’ bulmak mı, yoksa sosyal prestij, para ve şöhret mi?

Page 62: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Mustafa Çakıroğlu

62

Görüldüğü üzere, bilim nedir? tartışmasında bilimi gerçeğe ve hakikate ulaşmada yegane yol olarak görenlerle, diğer tarafta ona kuşkuyla yakla-şan, insan doğasına ve doğaya aykırı, kısıtlayıcı bulan anti-bilimciler ve sorular var. Mitos olmadan logos olmaz! Bu satırların yazarı, bilimin insan bilgisinin ideal kaynağı şeklinde idea-lize edilip, sanat, din, metafizik vb. alanların marjinalleştirilmesini bilimi kısırlaştıran bir unsur olarak görmekteyim. Nitekim bilimin, felsefenin kö-kenlerine indiğimizde, mitos olmadan logos olamayacağını görmüş olmamız gerekir. Son Uzay-zaman her şeyi büker.

Page 63: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Hidâyet’in Hakikati

Serhat Belen

ürk’çe’de “hidâyet” doğru yol, hak olan ‘Müslümanlık yolu’nu ifade etmek için kullanılır. Hidâyete etmek Müslüman olmak, İs-lam dinini kabul etmek manasına gelir. Gayrimüslim biri dinini

bırakarak, İslam dinini benimser ise, ona "Müslüman oldu" ya da" hidâyete erdi" denir. Hidâyetin zıddı dalalettir. Bir Müslüman hak din olan İslam’ı terk ederek başka bir dini benimser ise irtidad etti, dalalete düştü denir. Bu deyimler Türklerin İslam yoluna bakışlarının bir tezahü-rüdür. Zira hak olan bir din insanı dünya ve ahirette huzur ve mutluluğa kavuşturacak hidâyet rehberidir. Hidâyetin günlük dildeki ifadesi bu şe-kilde olmakla birlikte Arapça’dan dilimize geçmiş olan hidâyet kelimesini Araplar İslamiyet’ten önce de bilir ve kullanırlardı. Hidâyet (hüda, hedy) “doğru yola gitmek, doğru yolu göstermek” manasında masdar, “doğru yol, kılavuzluk” anlamında isim olarak kullanılır ve “amaca ulaştıracak yolu gösterme, bu yol için kılavuzluk etme” diye de tanımlanabilir.1

Kur’an-ı Kerim’de hidâyet kelimesi yer almamakla birlikte 'hüdâ' sek-senbeş yerde geçmektedir. Bu kavram Kur’an’da çeşitli fiil sığalarının yanı

1 Kamus Tercemesi, “hdy” md.; Ebu’l Beka, sf. 952

T

Page 64: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Serhat Belen

64

sıra hâdî, hüdâ ve mühtedi isimleriyle birlikte 300’den fazla yerde tekrar-lanmakta2 ve Allah’a izafe edilmektedir. Bunun bir gösterge olduğu kabul edilirse, genel ve hakiki anlamda hâdî, yol gösteren ve hidâyete erdiren yalnızca Hakk Teala’dır. Hidâyet Allah’tandır. Onun için dualarla hidâyet yalnızca O’ndan istenir. Fatiha suresini her okuyuşumuzda O’ndan hidâyet isteriz: “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fatiha, 1/6-7)

Yüce Allah, insanların hidâyetine vesile olması için apaçık bir gerçek olarak Kitab’ı indirmiş, rehber olarak da içlerinden peygamberler gönder-miştir. Kur’an-ı Kerim’de yüce peygambere şöyle buyurulmaktadır: “Hidâyet yolunu gösteren yardımcı olarak sana Rabbin yeter” (Furkan, 25/31). Bu ayet-i kerimenin işaret ettiği üzere, Kur’an-ı Kerim ve onu ha-yata en doğru şekilde tatbik eden Resulullah (SAV) birer hidâyet vesilesi-dir. Peygamberimiz (SAV) Kur’an-ı Kerim’de şöyle emrolunmuştur: De ki: "Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim." (Ey Muhammed!) Sana vah-yolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm veren-lerin en hayırlısıdır. (Yunus, 10/108-109). Bu ayet-i kerimelerde yüce Al-lah, resulünün söylediklerine (sünnetine) ve Kur’an’a uymayı bir hidâyet vesilesi olarak sunmaktadır. Onlara uyarak, istikamet üzere sabretmekle Allah’tan hidâyetin geleceği haber verilmektedir. Ayet-i kerimede yüce Allah, “Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Al-lah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O doğru yola gelecekleri daha iyi bilir” (Kassas, 28/56). Yine bir kudsi hadiste Allah-ü Teala, “Ey kullarım! Benim hidâyete ulaştırdıklarımdan başka hepiniz yanlış yoldasınız. O halde benden hidâyet isteyiniz ki, sizi hidâyete erdireyim.” Buyurarak

2 İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, Hidâyet md. Sf 473

Page 65: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hidâyet’in Hakikati

65

hidâyetin ancak kulun iradesi ile Allah tarafından ihsan edileceği belirtil-mektedir.

Mezkûr ayet ve hadislerin muhtevasından anlaşılacağı üzere hidâyetin benimsenmesine vesile olan amillerin başında kişinin iradesi ve kararlılığı gelmektedir. Hidayete götüren irade ancak halis bir niyetle vaki olur. Ni-tekim Kur’an-ı Kerim’de “Uğrumuzda mücâhede eden ve hak yolu ara-yanlara biz yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah, iyilik peşinde koşan muhsinlerle beraberdir” (Ra’d 13/33), “Allah fasıklar topluluğuna doğru yolu göstermez” (Münafikûn 63/6) buyurulmaktadır.

Hidâyetin hakikati, ilgili tüm ayet ve hadislerde izhar edilmiştir, sadece bakmasını bilen görür. Zira hakikat bir sırdır. Sırra mazhariyetin şartı mâri-fettir. Mârifetin şartı ilimdir. İlmin şartı hidâyettir. Hidâyetin şartı salih ameldir. Salih amelin şartı halis niyettir.

“O her an bir yaratma üzeredir” (Rahman, 55/29) mealindeki ayeti ke-rimenin manası uyarınca, içerisinde bulunduğumuz kevn-ü fesad ale-minde cereyan eden her türlü oluş ve bozuluşun yaratıcısı Allah-ü Te-ala’dır. Şüphesiz kadir-i mutlak olan Allah’ın gücü her şeyi yaratmaya ye-ter. Ve cümle oluş ve bozuluş onun iradesine tabidir. Zira ayet-i kerimede, “Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir” (Yasin 36/82) buyurulmaktadır. Hidâyet de Allah’ın ya-ratmasıyla ol’ur.

Allah’ın peygamberlerine ve veli kullarına özgü ihsanı olan mucize ve keramet halleri dışından Allah’ın yaratması belli bir adet üzeredir. Buna sünnetullah (Allah’ın sünneti) denmiştir. Sünnet lügatte yol manasına gelir. Cümle varlık Allah’ın yolu üzere hidâyet (doğru yol) bulur, o yönde var olur (var olan her şey doğru yoldadır, zira onun yaratmasında yanlışlık olmaz). Kâinatta meydana gelen olgu ve olaylar Allah'ın koyduğu birta-kım kurallara, kanunlara tabidir; her şeyde bir sebep-sonuç ilişkisi vardır.

Page 66: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Serhat Belen

66

Evrenin yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar tabiat olayları bu kanun-lara bağlı olarak gerçekleşir. Yine akıl3’da hidayet sünnetullah icabı bir kanuna tabidir. Hidâyet hak olan istikametin hakiki manada idrakiyle vaki olur. Akıl hak yola erişmedikçe ruh da hidâyete erişemez. Aklın doğru yola erişmesi için ‘mârifet’e ihtiyacı vardır. Mârifete erişmek için ilim ve tefekkür gerek’tir. İlim amelin semeresidir. İlim, tefekkür amelini; mârifet ise ubûdiyyet amelini iktiza eder.

Yukarıda ilmin şartının hidâyet olduğunu ifade ettik, bir önce cümlede de ilmin tefekkür amelini iktiza ettiğini. O halde hidayet ve tefekkür ara-sında bir ilişki vardır, çünkü hidâyete ancak tefekkür ile erişilir. Tefekkü-rün manası, üçüncü bir bilgiyi elde etmek için akılda iki adet bilineni hazır bulundurmaktır.4 Tefekkür faaliyeti akıl ile gerçekleştirilir, beyin ile değil. Akıl ruhun külli idrak etmesidir, cümle varlık ile irtibat kurmasıdır. Aklın konusu işlemci güç olarak beynin sağladığı verilerin ötesidir. Dolayısıyla tefekkür faaliyeti yalnızca beyin ile değil, ruh ve beden birlikte külliyen girişilen bir faaliyet olup, sonucunda hâsıl olanlar mahsûsâtın ötesindedir.

Açık etmeye çalıştığımız tefekkür faaliyetini İslam felsefesinin çetrefilli mevzularından olan ittisâl kavramının yardımıyla teşrih edebiliriz. Fârâbî - İbn Sînâ geleneğinde hidâyet kavramının karşılığı faal aklın (fizik dünya ile fizik-ötesi dünyanın sınırını ayıran ve aynı zamanda bu iki dünya ara-sındaki geçişi ve bağlantıyı sağlayan; fizik-ötesi etkileri, kendi üzerinden fiziki dünyaya aktaran tanrısal akıl) yetkin insan aklını aydınlatmasıdır. Dolayısıyla bilgi hadisesi bir yönüyle beşer üstü bir aydınlanmadır. İnsan aklının kendisiyle ittisâl kurup bilgi aldığı bu ontik varlık (faal akıl) hem tabii varlıkların hem de aklî kavramların ilkesi olarak kabul edilmiş ve bu durum bilginin imkânı, kaynağı ve değeri açısından önemli sonuçlar do-ğurmuştur. Özellikle faal aklın Cebrâil ile aynı varlık sayılması, bilgeyi

3 Akıl lafzı ile ruh ve bedeni birlikte kuşatan, kendi dışında var olanlar ile irtibat kur-maya yarayan ve külli bir idrakin öznesi olan mücerred aklı kast ediyoruz. 4 İmam Ebu Hamid Gazzâlî, İhya-u Ulumiddin

Page 67: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hidâyet’in Hakikati

67

aydınlatan felsefî bilgiyle peygamberi aydınlatan vahyin aynı kaynağa bağlanması İslâm düşüncesinde derin etkiler doğurmuş ve yoğun tartış-malara yol açmıştır. Fârâbî’nin ideal yöneticisinin faal akılla ittisâl edebi-len, ilhama mazhar bir kişi oluşu sebebiyle onun siyaset felsefesinde dev-let başkanıyla peygamber arasında sıkı bir benzerlik kurulmaktadır.

İbn Bacce bilgi, ahlak ve mutluluğa dair kaleme aldığı İttisalü’l Akl Bi’l İnsan adlı eserinde insanın rasyonel gelişimini her biri bir insan tipini kar-şılayan üç aşama içerisinde ele almakta ve bu aşamaların her birinde tü-mellerle (düşünülürler) bir “ittisâl”in gerçekleştiğini öne sürmektedir. İn-sanî son yetkinliğin kazanılabilmesi için zorunlu olarak geçilmesi gereken bu aşamaların ilki sıradan insanların, ikincisi teorik düşünenlerin, üçün-cüsü mutlu insanların anlama ve kavrama düzeylerini dile getirmektedir. Bu yönüyle İbn Bacce’nin ittisâl aşamaları, Ragıb el-İsfehani’nin5 hidâyet aşamalarıyla benzerlik göstermektedir.

Filozofların “faal akılla insan aklının kurduğu bağlantı” anlamında kullandıkları ittisâl kavramı tasavvuf sahasına geçildiğinde genellikle farklı mânalara gelmektedir. Hiçbir Müslüman filozof “Tanrı ile bir olma, tek varlık haline gelme” anlamında bir ittisâl veya ittihaddan söz etme-miştir. Hatta bu konuda İbn Sînâ, Yeni Eflâtuncu Furfûriyûs’un (Porphy-rios) şahsında ittisâli “aynîleşme” mânasında kullananları eleştirmekte-dir. Faal akılla ittisâl eden insan aklı ferdiyetini koruyarak “akl-ı müs-tefâd”a benzer bir şekilde daha gelişkin bir akıl mertebesine erişmektedir. Dolayısıyla ittisâl “fenâfillâh” veya “Nirvana” anlamında değilse de belli bir hidâyet aşamasını temsil etmektedir.

Tasavvuf literatüründe ittisâl terimi de kullanılmakta ve bununla kı-saca “Allah’tan başka şeyle meşgul olmama ve Allah’la sürekli birlikte olma” mânası kastedilmektedir. Felsefedeki ittisâl ile özellikle vahdet-i

5 Bkz. Ragıb el-İsfehanî, el-Müfredat, 538-40

Page 68: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Serhat Belen

68

vücûdcu tasavvuftaki ittihad arasındaki en belirgin fark insana ait ferdîli-ğin yok olup olmaması noktasında kendini gösterir. Buna karşılık her iki sahadaki ittisâl fikrinde mutluluk ahlâkına ait ortak bir yan görmek müm-kündür. Çünkü Allah ile aklen (ruhen ve fikren) ittisâl halindeki bir sûfî ne kadar yüksek bir mânevî haz duyuyorsa faal akılla ittisâl kuran filozof da aynı derecede yüksek bir mutluluğa ulaşmış olur ki bu tefekkür ile ge-len hidayetten başkası değildir.

Tefekkürün bir sonucu olarak akılda yeni ilimleri yaratan Allah’tır. Hidâyet, tefekkür sonucunda Allah’ın, kulunu doğru yola iletmek için akılda hak olan ilimleri yaratmasıdır. Daha önce bilinen iki mârifeti (bilgi) akılda hazır etmek ve üçüncü mârifete varmaya tefekkür, itibar, tezekkür, nazar, teemmül ve tedebbür denir. Mârifetler akılda bir araya geldiğinde ve hususi bir sırayla sıralandığında başka bir mârifeti meyve olarak verir. Bu bakımdan mârifet, mârifetin doğurduğudur. O halde bir araya gelen mârifetlerden doğan mârifetlerin zinciri uzayıp gitmektedir. Dolayısıyla ilim ve tefekkür de sonsuza doğru uzayıp gitmektedir. Bu durumda ser-maye, ilimlerin semere vermesine vesile olan mârifetlerdir. Öyleyse kula düşen iyi bir tüccar gibi elindeki sermayeyi yani mârifetleri değerlendire-rek kâr etmektir.

Bazen kişide ilimlerin sermayesi olan mârifetler olur. Fakat onları gü-zelce kullanmayı, telif etmeyi, netice vermeye götürücü tertibi yerli ye-rince yapmayı bilemez. Bu durumda kul Allah’ın hidâyetine mazhar ola-cak yetkinlikte değildir. Kullanma ve meyve alma yolunun mârifeti bazen, tabi olarak var olan bir akli gelişkinlik sayesinde olur (sûfilere göre bu, kalpte var olan ilahi bir nur iledir). Tıpkı bütün peygamberlerde olduğu gibi, onlar doğuştan Allah’ın hidâyetine mazhar olmaya yatkındırlar ve niyetlerine göre semeresini alırlar. Böyle bir akli gelişkinlik ya da ilahi nu-run bulunması pek enderdir. Bazen de öğrenmek ve fazlaca mümarese yapmakla elde edilir. Bu yolla elde edilenler sınırsızdır. Bu durumda halis

Page 69: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hidâyet’in Hakikati

69

bir niyetle, hak yol uğrunda mücahede ederek elde edilen mârifetler saye-sinde kul hidâyeti bulacaktır. Bazen de mütefekkir bir kimsenin aklında bu mârifetler hazır olur. Meyvesinin nasıl hâsıl olduğunu bilmeksizin hâsıl olur. Bu durumda da Allah-ü Teala kuluna ihsanda bulunmuş ve ona hidâyet eylemiştir. Fakat onu ifade etmek hususunda tabir sanatını az kul-landığından bunu kullanmaya gücü yetmez. Nice insan da vardır ki Al-lah’ın hidâyetiyle hakiki bilgiye mazhar olmuştur da, bu bilgisinin sebebi sorulduğunda onu ifade etmeye gücü yetmez. Oysa bilgisi geçmiş iki mârifetten hâsıl olmuştur, yani tefekkürden diğer bir ifadeyle ittisâlden.

Tefekkürün meyvesi olan ilim hâsıl olduğunda kalbin6 durumu deği-şir. Kalbin durumu değişince azaların amelleri de değişir. Çünkü kalp bü-tün azaların çobanıdır. Bu hususta Peygamber efendimiz (sav), “Ey Al-lah’ım hem güdeni hem de güdüleni muhafaza eyle!” diye dua etmişler-dir. Bu bakımdan amel hale tabidir; hal ilme, ilm hidâyete, hidâyet de te-fekküre tabidir. Öyleyse tefekkür hem başlangıç hem de bütün hayırların anahtarıdır.

Hidâyetin amellere de sirâyet ettiğini görmekteyiz. Ancak hidâyet ve ameller arasında çift taraflı bir etkileşim bulunmaktadır. Yani hidâyet amellerin salih olmasında; salih ameller de hidâyetin kazanılmasında te-sirlidirler. Amellerin salih olması ise, o amele isabet eden iradenin veya niyetin halis olmasıyla ilgilidir. Bu bakımdan hidâyet ile kişinin iradesi arasında bir bağıntı mevcuttur.

Kur’an’daki bazı âyetlerde fertlerden söz edilerek Allah’ın dilediğini hidâyete erdirdiği, dilediğini de dalâlete düşürdüğü geçmektedir. (meselâ bkz. Ra‘d, 13/27; İbrâhîm, 14/4; Nahl, 16/37; Fâtır, 35/8) ve 0’nun bu ira-desine kimsenin karşı gelemeyeceği ifade edilir (Zümer, 39/36). Râgıb el-İsfahânî’nin de belirttiği gibi, Allah’ın bu tiplerden nefyettiği hidâyet,

6 Buradaki kalp lafzından maksad akıldır, külli idrake özne olan akıl.

Page 70: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Serhat Belen

70

kendi iradeleriyle onu benimsemeyen kişilerden menettiği tevfîk ve uh-revî mükâfat mânasına gelir. Bu durumda da Allah’ın mükellefe verdiği akıl ve sezgi, gönderdiği vahiy ve peygamberler aracılığıyla hidâyeti be-nimseme eylemi, en azından buna samimi olarak yönelme hareketi yine kula ait olacaktır. İsfahânî meselenin bu noktasına şöyle bir yorum daha getirmektedir: Hidâyeti de dalâleti de benimseyebilecek bir yaratılışa sa-hip kılınan insan, meselâ hidâyeti tercih ettiği takdirde o yönde bir alış-kanlık kazanır ve bu durum kendisinde zamanla bir tabiat haline gelir, öyle ki bundan ayrılmak istese artık gücü yetmez. Buna karşılık dalâleti tercih eden de aynı konumdadır. Allah, hidâyete eren kullarını dalâlete düşmekten koruyacak vasıtalar yarattığı gibi dalâlete düşenlerin hidâyete ermesini önleyecek engeller de yaratır.

Kişi bir ameli gerçekleştirmekten muradı ne yönde ise ona göre hidâyete mazhar olur. Zira Hz. Peygamber: “Ameller(in doğruluğu ve ke-male ermesi) ancak niyetlere bağlıdır. İnsan için neye niyet etmişse ancak o vardır. Bu bakımdan kimin hicreti Allah’a ve Resulüne olursa, onun hic-reti Allah’a ve Resulünedir. Kim de dünyaya veya evleneceği bir kadına hicret etmişse, onun hicreti de hicret (niyet) ettiğinedir.” buyurmuşlardır. Bu hadisi şerifte hicret lafzının manası niyettir. Yine bir hadisi şerifte “Kim bir iyiliğe niyet eder, fakat onu yapamazsa kendisine bir sevap yazılır.” buyurulmuştur.

Bilal b. Sa’d şöyle demiştir: “Kul mümin olduğunu söylediğinde Allah-ü Teâlâ onun ameline bakmadan onu sözüyle baş başa bırakmaz. Amel ettiğinde ise takvasına bakmadan onu ameliyle baş başa bırakmaz. Takva sahibi olduğunda da neye niyet ettiğine bakmadan onu bırakmaz. Eğer niyeti doğru ise diğer hareketleri de haydi haydi doğrudur.” Amellerin direği niyetlerdir. Bu bakımdan amel, hayır olabilmesi için halis bir niyete muhtaçtır.

Hadis-i şerifte Resulallah (sav) efendimiz, “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” buyurmaktadır. Bu hadisle kastedilen mana şudur: Her ibadet,

Page 71: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hidâyet’in Hakikati

71

niyet ve amele tanzim olunur. Oysa hem niyet, hem de amel hayırlardan-dır. Fakat taat için olan niyet, yine taat için olan amelden daha hayırlıdır. Gaye şudur: kul için hem niyette, hem de amelde bir tercih vardır. O halde her ikisi de ameldir. Bu tür niyet en hayırlılarıdır. İbadetler kalplerin (ak-lın) gıdasıdır. Maksad; kalplerin şifası, idamesi, ahirette felah bulması, Al-lah ile mülaki olmak suretiyle niyetlenip saadete ermesidir. Öyleyse mak-sad, sadece Allah’ın mülakatı ile saadet zevkidir. Allah’ın mülakatı ile de ancak Allah’ı seven ve O’nu arif olarak (tanıyarak) mârifetler elde eden ve hidâyete mazhar olanlar nimetlenirler.

Mârifetler ancak tezekkür ve tefekküre devam etmekle ziyadeleşir. Nefsi tezekkür ve tefekküre, ancak uhrevi hayırlara meyledip dünyeviler-den uzaklaşması amade kılar. Bu da ancak taate devam edip günahları terk etmekle perçinleşir ve kalp takva sahibi olur. Takva kalbin sıfatıdır. Öyleyse bu bakımdan kalp amellerinin genel olarak azaların hareketlerin-den daha üstün olduğu şüphesizdir. Sonra niyetin de kalbin amellerinin hepsinden üstün olması gerekir; çünkü niyet kalbin hayra meyledip irade etmesi demektir. Azaların amellerinden gaye ise; kalbi hayır irade etmeye alıştırmak, hayır meylini oraya perçinlemektir ki, kalp dünya şehvetlerin-den kurtularak tezekkür ve tefekküre yönelsin.

Bütün ibadetlerin tesir ve etkilerinin bu minvalde anlaşılması gerekir; zira ibadetlerden maksad, kalbin hallerini; azaların değil, sadece kalbin sıfatlarını daha iyileriyle değiştirmektir, hidâyeti talep etmektir. Bu ba-kımdan alnın yere konulmasında, alın ile toprağın bir araya getirilme-sinde başka bir gaye bulunduğu zannedilmemelidir. Bilakis adeten böyle yapmak tevazu sıfatını pekiştirir. Zira kalbinde tevazu hisseden bir kimse, azalarını da bu tevazu ile süslerse, tevazu, o kişide gittikçe kuvvet bulur; kalbinde bir yetime karşı şefkat hisseden kimse onun başını sıvazladığı ve onu öptüğü zamanki merhamet hissi daha da kuvvet kazanır. Buna göre niyetsiz amelin asla fayda vermeyeceği ortadadır; zira yetimin başını kal-ben gafil olduğu halde veya bir elbiseyi sıvazlar gibi sıvazlayan kimsenin

Page 72: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Serhat Belen

72

azalarında, kalbindeki merhamet hissini pekiştirecek hiçbir tesir uyan-maz. Tüm bedenin çobanı olan kalbe tesir etmeyen, azalara da tesir etmez. Tıpkı bunun gibi, kalbi dünya ile meşgul olduğu halde secdeye varan kim-senin alnını yere koyması, kalbindeki tevazuu takviye edecek bir tesir uyandıramaz. Bu bakımdan bunun varlığı ile yokluğu birdir. Hedefe nis-betle varlığı ile yokluğu bir olan şeye batıl adı verilir. Bu bakımdan ‘niyet-siz ibadet batıldır’ denilir. Bunun manası ‘gafil olduğu halde yaparsa’ de-mektir. İşte niyetin amellerden daha hayırlı olmasının izahı budur. Görül-düğü gibi ibadet azaların hareketidir (amel); azaların hareketi ancak halis bir niyete tabi olursa hayra ve hidâyete kapı aralar.

Bir niyeti halis kılan şey onun seküler bir amaca değil, uhrevi bir amaca matuf olmasıdır. Kişi ancak halis bir niyetle amelinin neticesinde hidâyete mazhar olur. Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in nübüvvetini kanıtla-maya ağırlık veren Yûnus sûresinde, putların ve seküler çözümlerin özel-likle âhiret mutluluğu açısından hiçbir yarar sağlamadığı ifade edildikten sonra (10/26-33) putların, evrenin oluşumunu sağlayan yaratma eylemini iptidaen ve tekrarlamak suretiyle üstlenip üstlenemeyeceği sorulmakta, ardından da onları hakka iletip iletemeyeceği hususu gündeme getiril-mekte ve şöyle denilmektedir: “De ki, hakka sadece Allah iletir. Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa hidâyet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı?” (Yûnus, 10/34-35). Beş defa hidâyet, dört defa da hak kavramının tekrarlandığı bu son âyet, hidâyetin seküler değil ilâhî menşeli oluşuna Kur’an’da ne derece önem verildiğini göster-mektedir.

Günümüzde hidâyetin yalnızca Allah’tan geldiği gerçeği görmezden gelinmekte, insanların hidâyete ermelerini temin etmek saikiyle seküler yöntemlere başvurulmaktadır. Bugünün şartlarında İslam’a girişi ve İs-lam dairesinde kalışı zorlaştırdığı için insanlara hidayet vesilesi olarak su-nulmuş Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinden ve Peygamber Efendimiz (SAV)’in sünnetinden taviz mi vereceğiz ya da bunları gündemimizden

Page 73: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hidâyet’in Hakikati

73

çıkaracak mıyız? İşte sorulması gereken soru budur. İslam ahkam ve aka-idi tüm zamanları ve mekanları ihata eder. Dolayısıyla belli bir çağın şart-larının bu ahkam ve akaidden bazılarına uygun olmadığından bahisle, o hükümler kadük bırakılamaz veya gizlenemez. Aksi takdirde bu işlem in-sanlar için hidayet yolunun kapatılması manasına gelir. En doğrusunu an-cak Allah bilir…

Ente’l Hâdi ente’l Hakk Leyse’l Hâdi illa Hû Dünya fâni bâkiye Hû Lâ ilâhe illâ Hû

İster idim Allâh'ı, Buldum ise ne oldu Ağlar idim dün-ü gün Güldüm ise ne oldu

Erenler meclisinde Deste kızıl gül idim Açıldım ele geldim Soldum ise ne oldu

İşit Yûnus'u işit Ûş yine deli oldu Erenler mânisine Daldım ise ne oldu

Ente’l Hâdi ente’l Hakk Leyse’l Hâdi illa Hû Dünya fâni bakiye Hû La ilahe illa Hû

Page 74: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 75: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

Hayati Özgür Voltaire’in Hayatı ve Eserleri

sıl adı François- Mariet Arouet olan Voltaire, 21 Kasım 1694’te noter bir babanın ve soylu bir annenin oğlu olarak Paris’te doğdu. İlk eğitimini henüz üç yaşında, düşüncesinde önemli bir

etki bırakacak olan vaftiz babası ve ilk hocası rahip Abbe1 de Cha-teauneuf’tan aldı, on yaşına geldiğinde orta öğrenimi için dönemin pres-tijli okullarından birisi olan Cizvitler’in yönetimindeki Louis-le Grand Ko-lejine yazıldı, sekiz yılını geçireceği bu okulda edebiyat alanında yetkin-leşti, zira bu yetkinliğin bir yansıması olarak yazdığı şiir ve tiyatro eserleri Voltaire’in tanınmasında bir hayli etkili olacaktır. Orta öğrenimini tamam-ladıktan sonra babasının isteği üzerine yaklaşık üç yıl hukuk eğitimi aldı, ancak edebiyata duyduğu ilgi nedeniyle eğitimini aksattı, bu durum ba-bası tarafından büyük tepkiyle karşılanmasına rağmen Voltaire edebiyata olan duyarlılığını sürdürmeye devam etmiştir. Nitekim babasının meslek

1 Abbe; çoğu kez-din adamı anlamında-‘pere’ kelimesinin yerine kullanılan bir unvan, esasen kiliseden bağımsız din adamlarını tanımlamak için kullanılmaktadır, bu kişiler her ne kadar rahip kılığında dolaşmayı sürdürseler de hayat adamı olarak toplumda sivrilmişler ve dine saygının dışlandığı çevrelerde ön plana çıkmışlardır.

A

Page 76: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

76

edinmesi yönündeki tavsiyesine; ”Ben edebiyatçı olmaktan başka bir şey iste-miyorum."2 yanıtını vererek bu konudaki hassasiyetini ifade etmekten ka-çınmamıştır. 1715 yılında kral XV. Louis’in yerine atanan naip Philippe’in yönetimine yönelik eleştirileri nedeniyle sürgüne gönderildi, kral ile olan yakınlığına bağlı olarak(mektuplaşma) bağışlandı ancak, sivri dili nede-niyle isimsiz bir taşlamanın kendisine atfedilmesi üzerine 1717’de tutuk-lanarak Bastille hapishanesine götürüldü, Voltaire ismini burada edindi, yaklaşık bir yılını geçirdiği Bastille’de La Henriade (tamamını Bastille’de yazmamıştır, ancak eserin büyük bir kısmı burada geçirdiği zamanın ürü-nüdür) ile geniş kitlelerce tanınmasını sağlayacak olan Oedipe trajedisini kaleme aldı, zira 1718’de sahnelenen trajedinin tüm rekorları kırarak kırk beş gece afişte kalmış olması Fransa’nın edebiyat tarihine damgasını vu-ran bir gelişme olarak kayda geçmiştir. 1719’da kralın emri üzerine yeni-den sürgüne gönderilse de bir yıl sonra bağışlanarak Paris’e geri döndü, iki yıl sonra önemli gözlemlerde bulunacağı Hollanda’ya gitti, dönem iti-bariyle Kıta’nın genel durumunun aksine Hollanda’nın sahip olduğu ko-şulların görece iyi olması, Voltaire’in bu ülkeye hayranlık duymasına ne-den olmuştur; nitekim ticaretle uğraşan zengin bir sınıfın varlığı refah se-viyesinin yükselmesine neden olurken yeni fikirlerin ülkeye girmesine de olanak tanımaktadır, Fransa’ya hakim olan genel eğilimin aksine Hol-landa’da farklı görüşten insanların bir arada yaşamasına kısmi düzeyde izin verilmektedir, her insan çalışmakta ve üretim sürecine yeterli şekilde katkı sağlamaktadır; gördüklerinden oldukça etkilenen Voltaire, yaşanan sürecin bir benzerinin Fransa’da da gerçekleşmesi gerektiğini düşünmüş-tür, bu nedenle bu ülkede geçirdiği zamanın onun düşüncesinde önemli etkilere yol açtığını söylemek gerekmektedir. 1723’te Paris’e döndü, 1725’te IV.Henry dönemini konu edinen La Henriade isimli eseri sahne-

2 Salahaddin Küçük, Voltaire, seçmeler, s . 15

Page 77: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

77

lendi, bu oyun Voltaire’in saray nezdinde ki saygınlığını artırdı ve bu sa-yede itibar sahibi zengin çevrelerce kabul edilmeye başlandı. Saray şairi olarak ünlenmeye başlandığı bu dönemde kralın düğününde üç piyesi oynandı ve kraliçe tarafından mükafatlandırıldı, saray tarafından gör-düğü bu olumlu karşılama izleyen yıllarda Voltaire ‘in büyük bir prestij kazanmasına neden oldu, zira yaşanan süreçte adına eğlence ve şölenlerin düzenlenmesi ve aristokrat çevrelerden çok sayıda davet alması bu duru-mun bir yansıması olarak okunmalıdır. 1726 yılında Şövalye de Rohan’la olan kişisel husumeti üzerine Paris’te kalması yasaklandı ve bunun üze-rine yaklaşık üç yıl kalacağı İngiltere’ye gitti, İngiltere’de geçirdiği zaman diliminde büyük bir dönüşüm yaşadı ve Fransa’ya edebiyatçı kimliğinden sıyrılarak bir düşünür olarak döndü, bu ülkedeki deneyimlerini 1733 yı-lında yayımladığı İngilizler Üstüne Felsefi Mektuplar isimli eserinde dile ge-tirdi, ancak eser büyük bir tepkiye yol açtığı için 10 Haziran 1934’te ‘gü-naha itici, dine, güzel örflere ve iktidara gösterilmesi gereken saygıya karşı çıktığı’ gerekçesiyle toplatılarak yakıldı. Bu olay üzerine Voltaire Paris’i terk ede-rek Cirey’e yerleşti, yaklaşık 15 yıl kalacağı bu şehirde önemli araştırma-larda bulunarak felsefi ve bilimsel içerikli yazılar kaleme aldı, özellikle duygusal bir yakınlaşma yaşayacağı markiz olan Madame du Chatalet’in3 bilime olan tutkusu, Voltaire’in ilmi çalışmalarda bulunmasında oldukça etkili oldu, zira markizin Voltaire’e tehlikeleri yayınlarla kısır polemikler-den(Voltaire’in sivri dilini kast ediyor) kaçınmasını tavsiye etmesi ve XIV.Louis Yüzyılı adlı eserinin el yazmasını saklayarak bilimle uğraşma-sını adeta emretmiş olması bu açıdan oldukça ilginçtir, Fransız bilimine önemli katkılarda bulunmuş Markiz Chatalet’in girişimleriyle Fransız akademisine üye olması, bilimsel düzeydeki çalışmalarının artmasında

3 1706 ile 1749 yılları arasında Fransa’da yaşamış olan Madame du Chatalet, matematik ve fizik alanındaki çalışmalarıyla Fransız biliminin gelişmesinde oldukça etkili olmuş-tur, en önemli eseri Isaac Newton’un Prensipler (Principia) eserinin tercümesidir, bu çeviriyle Newton’u Fransa’ya tanıtmıştır.

Page 78: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

78

bir hayli etkili olmuştur. Bu yakın ilişkinin sona ermesiyle birlikte 1750 yılında Prusya hükümdarı II.Friedrich’in44 daveti üzerine bu ülkeye gitti, üç yıl kalacağı bu ülkede hükümdarın danışmanlığını yaptı, kendisine sa-rayın altın anahtarı takdim edildi ve yüklü bir maaş bağlandı, bir süre sonra hükümdarla arası açıldı ve 1753’te Prusya’dan ayrılarak Paris’e git-meye karar verdi, ancak Prusya ile sürdürdüğü iyi ilişkilerin zarar görme-sini istemeyen XV.Louis’in Paris’e gelmesini yasaklaması üzerine Ce-nevre’ye giderek Les Delices’e yerleşti. İlk zamanlar ülkenin sağladığı im-kanlardan faydalansa da, özellikle tiyatro alanındaki çalışmaları nede-niyle tepki görmeye başladı, zira bir skandal okulu olarak görüldüğü için Cenevre yasaları her türlü tiyatro gösterisini yasaklamıştı, bu konudaki baskılara rağmen Voltaire muhalif kişiliğinden ödün vermedi ve şehrin gençlerinden teşekkül etmiş bir oyuncular kumpanyası oluşturdu, 1755’te de Zaire isimli oyununu sahneye koydu. Bu durum, hem ülkede oldukça etkin olan Protestan’lar tarafından hem de Katolikler’ce büyük bir tep-kiyle karşılandı, nitekim din konusunda esasen farklı söylemlere sahip bu iki mezhep bu konuda birlikte hareket etmekte herhangi bir sakınca gör-memiştir, 1756’de Örfler Üstüne Denemesi’ni yayınladı, Calvin’in Michael Servetus’a yönelik yaklaşımını sert bir şekilde eleştirdiği bu eseri Voltaire üzerindeki baskının artmasına neden oldu,5 bir yıl sonra Ansiklopedi’nin

4 II.Friedrich (Büyük Friedrich) : 1740 ile 1786 yılları arasında hüküm sürmüş Prusya hükümdarı. Askeri vasıflarıyla tanınan Friedrich, aynı zamanda entelektüel bir yaşam sürmüştür, zira müzik, edebiyat ve felsefeye derin ilgi duymakta, Fransızca şiirler ya-zıp besteler yapmaktadır, İlber Ortaylı onun için “Aydınlanma döneminin önde gelen bir hükümdar portresi” ifadesini kullanmıştır; hükümdarlığı boyunca Voltaire’le mektup-laşmış ve onun görüşlerini oldukça önemsemiştir. 5 1531’de Üçlemenin Yanlışlığı Üzerine adlı eserini yayımlayan Servetus, Hristiyan-lık’taki “Tanrı-Oğul-Kutsal Ruh Üçlemesi”nin, İncil yorumcularının yanılgısından kaynaklandığını ve bölünemez tek bir varlık olan Tanrı’ya üç ayrı kişilik ve kimlik yükleyen bu öğretinin gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürmüştür, kitap Katolikler ve Protestanlar’da büyük bir tepkiye neden olmuş ve Servetus, Calvin’in emri doğrultu-sunda İsviçre’den İtalya’ya kaçmaya çalışırken Calvin’in adamlarınca yakalanarak diri diri yakılmıştır.

Page 79: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

79

VII.cildinde D’alembert’in Cenevre üzerine kaleme almış olduğu yazı Vol-taire’in Cenevre’deki hayatının sona erdiren bir gelişme olarak kayda geçti, zira büyük ölçüde Voltaire’in görüşlerini yansıtan bu yazı din adı altında karşılık bulan kimi uygulamaların yanlışlığını vurgulayan ifadeler içermekteydi, bu nedenle 1758’de Fransa sınırında bulunan Ferney’e yer-leşti, Paris’e döneceği 1778 yılına kadar yaklaşık 20 yıl bu şehirde yaşadı. Burada belirtmek gerekir ki Ferney’in konumu Voltaire’in bu şehre gitme-sinde doğrudan belirleyici olmuştur, zira şehir İsviçre sınırları içerisinde ancak Fransa’nın hemen yanı başında bulunmaktadır, Ferney’in sahip ol-duğu bu konum Voltaire’e, görüşleri sebebiyle maruz kalacağı baskı kar-şısında belirli düzeyde hareket imkanı sağlamıştır, İsviçre’deki otoriteleri kızdırdığı takdirde Fransa’ya, XV.Louis’in olası olumsuz girişimleri kar-şısında da İsviçre’ye kaçmayı düşünmektedir, Ferney’in konumu bu du-rum için oldukça elverişli koşulları barındırmaktadır. Burada geçirdiği zaman diliminde daha çok manevi bir hayat sürdü, kendisi adına bir kilise yaptırdı ve kapısına “Voltaire,Tanrı’ya adamıştır!” ifadesini yazdırdı, ya-şamı boyunca bağnazlık ve yobazlık karşısında takınmış olduğu tutumu bu şehirde de gerek kalemini kullanarak gerekse fiili düzeydeki girişimle-riyle sürdürmeye devam etti, yazdığı yazılarda köylüleri ve halkın aşağı tabakasında bulunanları uğramış oldukları haksızlıklara boyun eğmeme-leri hususunda yüreklendirdi, özellikle Calas ailesinin6 yaşadıkları konu-sundaki duyarlılığı bu dönemde Voltaire’e büyük bir saygınlık kazandır-mıştır. Bu doğrultuda yaptıkları XV.Louis yönetimince de olumlu yönde

6 1761’de Fransa’nın Toulouselu kentinde Protestan bir aileden gelen Jean Calas’ın oğlu Marc-Antoine intihar eder, onun Katolik olmak istediği için babası tarafından öldürüldüğü iddiasının geniş bir kitle tarafından dillendirilmeye başlanması ile bir-likte Jean Calas suçlanmaya başlanır, yargılama sürecinde türlü işkencelere maruz ka-lan Calas bir süre sonra acı içinde ölür, kovuşturmaya uğrayan aile Ferney’e kaçar ve Voltaire’e sığınırlar; Voltaire bu süreç içinde büyük bir duyarlılık gösterir ve adeta dö-neminin dini zihniyetini temsil eden kilise bağnazlığına karşı savaş açar, “alçağı eziniz” ifadesini de bu olay üzerine kullanacaktır.

Page 80: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

80

karşılanmaya başlandı, biraz da ilerleyen yaşının getirdiği özlemle Fransa’da sahnelenecek İrene isimli oyununu izlemek için 1778’de, tam 38 yıl sonra Paris’e döndü ve 30 Mayıs 1778’yılında bu şehirde öldü.

Voltaire yaşamının büyük bir kısmında, özellikle İngiltere sonrasında şekillenmeye başlanan politik yaşamında dini bağnazlığa karşı belirgin bir söylem geliştirmiş, gerek yaşamı boyunca maruz kaldığı sürgünler ge-rekse kaleme aldığı yazılardan hareketle bu söylemin gerektirdiği şekilde bir hayat sürmeye çalışmıştır, nitekim 10 Şubat 1778 yılında Paris’e dön-düğünde büyük bir coşkuyla karşılanmasının asıl nedeni dönemin dini zihniyetine karşı geliştirmiş olduğu savlardır, Fransız Devrimi’ne gidilen süreçte dini otorite büyük yanlışlar yapmaya devam etmiş ve bu durum dine yönelik kaçınılmaz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devrim sonrasında dinin toplumsal hayattaki görünürlüğünün önemli öl-çüde azal(tıl)mış olması söz konusu din adı altında karşılık bulmuş yanlış uygulamaların bir yansımasıdır, dolayısıyla Devrim Fransa’sının Volta-ire’e dair beslediği büyük saygı, dini bağnazlığı karşı yaşamı boyunca girişmiş olduğu mücadelesinin bir tezahürü olarak okunmalıdır. Her ne kadar din anlayışının şekillenmesinde İngiltere’de geçirmiş olduğu yıllar oldukça belirleyici olsa da Voltaire’in dönemine göre oldukça radikal sa-yılabilecek olan yaklaşımında esasen çocukluk döneminde yaşadığı bazı hadiseler de oldukça etkili olmuştur, bir diğer deyişle çocukluk evresi, Voltaire’in dine yönelik yaklaşımında adeta bir bilinçaltı işlevi görmüştür. Bu konuda göze çarpan ilk husus vaftiz babası ve ilk hocası olan hazcı yaşamı benimsemiş rahip Chateauneuf’un Voltaire’in yaşamındaki çar-pıcı etkisidir; rahip, Voltaire’e henüz üç yaşında Lafontaine’nin din düş-manlığı üzerine kurulu “La Moisade” isimli şiirini öğretir; dinin, uyrukları arasında düzeni ve korkuyu sürdürmek için, hükümdarların yararlandıkları bir araçtan başka bir şey olmadığını söyleyen bir şiirdir bu. Sonrasında ise güzel-liğiyle ün salmış Ninon de Lenclos isimli bir kadınla tanıştırır onu, Server

Page 81: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

81

Tanili bu karşılaşmayı “…Ninon’un dinsizliğini aktardı…” 7 olarak ifade eder. Zira de Lenclos, Voltaire’in varlığından çok etkilenir, onda geleceğe dair büyük vaatler görür ve kitaplar satın alması için yüklü miktarda para bağışlar kendisine, Voltaire ilk eğitimini bu parayla temin ettiği kitaplar-dan alacaktır. Dolayısıyla Voltaire’nin henüz çocukluk evresinde dönemi-nin dini zihniyetiyle tanışarak bu konuda belirli düzeyde fikir sahibi ol-maya başladığı görülmektedir. Ancak bu konudaki en çarpıcı karşılaşma, yine hocasının girişimleriyle üyesi olduğu Temple Derneği’nde yaşanır, her ne kadar din adamlarının yönetiminde olsa da farklı görüşten zevk düşkünü insanların katıldığı bu dernekte sabaha dek süren eğlenceler dü-zenlenmektedir, halkın yararına toplanan paraları kişisel zevkleri için kul-lanmaktan çekinmeyen rahiplerin bir hayli çoğunlukta olduğu dernekte “Şarap ve kadınlar, bilge ve cömert bir doğanın insana bahşettiği en tatlı nimet-ler!” 8 olarak görülmektedir. Dönem din kurumunu temsil edenlerin içinde bulundukları bu durum Voltaire’in ileride dile getireceği din adı al-tında karşılık bulmuş yanlış uygulamalara dair güçlü söylemler geliştirme-sine olanak sağlayacaktır, her ne kadar kendisi de bu eğlencelerin bir mü-davimi olsa da bu durum daha çok edebiyatçı Voltaire’in bir yönünü yan-sıtmaktadır, nitekim İngiltere dönüşü edebi yetkinliğiyle oldukça alakalı duygu yoğun hali yerini politik bir duruşa bırakacaktır. Voltaire’in döne-minin dini anlayışına yönelik eleştirel tutumunda ağabeyi François Ar-man’ın kişiliği de belirleyici bir etkiye yol açmıştır, kardeşine nazaran daha dindar olan François ilerleyen zamanda koyu bir bağnazlık içeri-sinde Janseist9 olmayı seçecektir. Bu durum Voltaire ile abisi arasındaki

7 Server Tanili, Voltaire ve Aydınlanma, s.16 8 Bu ifade her ne kadar eğlencelere katılan rahiplerden Chaulieu’ye ait olsa da esasen derneğe hakim olan düşünceyi yansıtan bir söylem olarak kayda geçmektedir. 9 Janseizm: Kaderci, özgür iradeyi dışlayan dini yaklaşım. Janseistler insanın kendi iradesiyle seçim yapamayacağını, kadere razı olunması gerektiğini savunmuşlardır, onlara göre insan doğuştan günahlı bir varlıktır ve Tanrı’nın bağışını beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktur.

Page 82: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

82

bağları koparan ve dini bağnazlıkla yobazlıktan nefret etmesine neden olan bir gelişme olarak kayda geçecektir. Dolayısıyla Voltaire’in din üze-rinde oynamış olduğu role dair çocukluğu ile yetişme sürecindeki kimi hadiseler tarihi bir nitelik taşımakta, onun din konusundaki sert söylem-lerinde söz konusu tarihsel süreç belirleyici bir etki içermektedir. Volta-ire’in yaşamına ilişkin birkaç ifadeyle de olsa üzerinde durulması ge-reken bir başka husus İngiltere’de geçirdiği üç yıl’dır. Dönemin önde ge-len İngiliz düşünürleri ve bilim insanlarıyla tanışma fırsatına erişeceği bu ülkede, İngiliz toplumuyla siyasal kurumları yakından inceleme olanağı bulur, özgürlükle tanışır ve felsefi birikimden çok etkilenir, özellikle İngi-liz monarşisiyle din ve ifade özgürlüğüne hayranlık duyar, bu ülkeye dair izlenimlerini İngilizler Üzerine Felsefi Mektuplar’da dile getirir, Newton’un mekanik doğa anlayışını, Locke’un empirist felsefesini ve İngiliz De-izmi’ni Fransızlar’a tanıtır. Muhafazakarların tepkisini çektiği için Volta-ire’in Paris’ten kaçmasına neden olacak olan bu eser, esasen Voltaire’in yaşamında yeni bir dönemin başladığını simgelemektedir. İngiltere’ye bir edebiyatçı olarak gider ancak bu ülkede gördükleri üzerine büyük bir de-ğişim yaşar, edebiyatçı kimliğinden sıyrılmasına neden olan İngiltere yıl-ları filozof Voltaire’in varlığını müjdelemektedir, yeni dönemle birlikte politik tavrını açık bir şekilde belli ederken otoriter yapıları sert bir şekilde eleştirmekten geri durmaz, her ne kadar düşünür kimliği edebiyatçılığı-nın önüne geçmiş olsa da edebi yetkinliğini kullanmaya devam eder, po-litik eleştirilerinde kalemindeki ustalık ve alaycı zekası bir hayli etkili olur, elbette bu etki Voltaire’in yaşayacağı sürgün hayatın da temel sebebi ola-caktır. Dolayısıyla İngiltere dönüşü kaleme aldığı söz konusu eser, Volta-ire için yeni bir dönemin başladığını işaret etmektedir, bu yüzden eser fi-lozof Voltaire’in varlığını duyuran bir gelişme olarak kayda geçer; yeni dönemde en sert söylemleri dillendirecektir din kurumu karşısında, din adamlarını sahtekarlıkla suçlar ve en keskin dokunuşları yapmaktan ka-çınmaz kalemiyle. Bir zamanlar aynı din adamlarıyla birlikte “sabahlara

Page 83: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

83

kadar eğlendiği” Temple yılları geride kalmıştır zira, edebiyatın filozof Vol-taire karşısındaki geri çekilişini simgeleyen bu yeni dönem İngiltere’deki yılların Voltaire için ne denli önemli tesirlere yol açtığını ortaya koymak-tadır. Yaşamına ilişkin ayırt edici düzeydeki bir başka husus, Ce-nevre’deki yılları ve Aydınlanma zihniyetine kaynaklık teşkil eden dü-şünce ve fikirleri içeren Ansiklopedi’ye10 yönelik katkılarıdır. D’alembert ve Diderot öncülüğünde çıkarılan Ansiklopedi’yi oldukça olumlu bir ge-lişme olarak karşılayan Voltaire, bu girişimin başarılı bir şekilde sonuç-landırılmasını talep etmiş ve bu doğrultuda önemli yazılar kaleme almış-tır. Zira bu çalışmanın yürütülmesi oldukça zor şartlar altında gerçekleş-tirilmiş, özellikle farklı düşüncede olan dini gruplar, bu konuda çıkarları gereği birlikte hareket ederek Ansiklopedi’nin yayınlanmasına engel ol-maya çalışmışlardır. Bu bakımdan dikkat çekici bir gelişme, d’Alembert’in Cenevre ile Les Delices’i ziyaret ettiği 1757 yılında yaşanır, Ansiklo-pedi’nin VII.cildinde Cenevre üzerine bir yazı yazan d’Alambert, büyük ölçüde Voltaire’in görüşlerini yansıtan bu yazıda Hristiyanlığa ilişkin bazı söylemlerin gerçeğe aykırı olduğunu belirterek hayata geçirilen kimi uy-gulamaların yanlış olduğunu savundu, yazının yayınlanmasından bir yıl önce Volatire’in Servetus’tan bahsettiği Örfler Üstüne Denemesi’ni kalem almış olması oldukça manidardı, nitekim d’Alembert’in yazısında İsa’nın tanrısallığının hiçbir gerçekliğe dayanmadığı üzerinde duruluyor, Serve-tus’un savunduğu Tanrı’nın bölünmez varlığına ilişkin görüşler ileri sü-rülüyordu. Bu nedenle dini çevreler yazının, Voltaire’in görüşlerine bağlı olarak yazıldığını anlamakta fazla güçlük çekmediler, aynı yazıda ilk gü-nah düşüncesinin rahipler arasında bile şüpheyle karşılandığı belirtiliyor,

10 Denis Diderot ve Jean d’Alembert’in öncülüğünde 1751 ile 1772 yılları arasında ya-yımlanmış olan eser. Katolik tarikatlar tarafından eleştirilmiş ve Kilise’nin Yasaklan-mış Kitaplar Listesine girmiştir, Fransız aydınların yazı ve görüşleriyle desteklediği bu eser, dönemin bilgi ile coşkulu ve hırslı ilişkisini ortaya koyan en gösterişli eserle-rinden birisi olmuştur.

Page 84: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

84

cehennem kavramının Hristiyanlık düşüncesindeki merkezi konumu tar-tışmaya açılıyordu, tüm bunlardan dolayı başta Calvin’ciler olmak üze-rine dini gruplar yazıya tepki gösterdiler ve Voltaire’in üzerinde büyük bir baskı oluştu. Filozof’un Cenevre’yi terk etmesinde oldukça belirleyici olan bu hadise, Ansiklopedi’nin Aydınlanma zihniyetini temsil eden bir yayın olarak dini otoriteler açsından ne denli tehlikeli görüldüğünü de açıkça ortaya koymaktadır.

1718’de ilk eseri Oedipes’i yayımlar, ona saygınlık kazandıran eser XV.Louis’in yerine atanan naibe yönelik belirli eleştiriler içerdiği için hapse girmesinde etkili olur, Bastille’de geçirdiği zaman ve izleyen yıllar Henriade’yi ortaya çıkarır, 1589-1610 arasında Fransa Kralı olan IV.Henri’nin kişiliğine övgülerde bulunduğu bu eserinde,onun zama-nında dini özgürlüklerin temini konusunda yaşanan gelişmeleri dönemi-nin siyasi ve dini otoritesine sunar, ancak eser nihayetinde bir Fransa Kralı’nı yücelttiği için siyasi çevrelerde olumlu bir şekilde karşılanır. İn-giltere dönüşü, 1734 yılında bu ülkedeki izlenimlerini dile getirdiği İngi-lizler Üzerine Felsefi Mektuplar isimli çalışmasını yayımlar, eser siyasi yöne-timce hoşnutsuzlukla karşılanır ve yasaklanır, 1730’lu yıllarda Zaire ve Alzire isimli iki tiyatro kaleme alır, Cirey’de geçirdiği yıllar daha çok bi-limsel çalışmalarda bulunmasına tanık olacaktır, 1740’ta II.Friedrich’in görüşleri doğrultusunda Anti-Machiavel isimli kitabı kalem alır, Prusya hükümdarının yazdırdığı bu eser Niccolo Machiavelli’nin Prens’ine yö-nelik bir eleştiri mahiyeti taşır, Machiavelli’nin görüşleri çağın değerleri doğrultusunda yeniden yorumlanarak reddedilir. 1743’te Merope’yi, 1747’de Zadig isimli Felsefi romanını kaleme alır, doğruluktan şaşmayan bilge bir adamın hayat hikayesini konu edindiği bu romanda erdemli, iyi-liksever, ahlaklı Zadig’in başına bu iyi özelliklerinin bir sebebi olarak türlü felaketler gelir, bu durum Zadig için büyük bilmecelere yol açsa da mevcut tutumundan vazgeçmez, Voltaire eserde Tanrı’nın bir hükmü ola-

Page 85: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

85

rak kader kavramını ön plana çıkarırken “insan için şu an kötü olarak ad-landırılan bir olayın beklenmedik bir şekilde iyi sonuçları doğurabileceği” mesajını vermeye çalışır. Olayların geçtiği ana mecra olarak eski mekan Babil’in seçilmiş olması, esere, Voltaire’in sürgün hayatından hareketle bi-yografik bir nitelik kazandırmıştır. Cirey’de Madame de Chatelet’in tav-siyesi üzerine yarım bıraktığı XIV. Louis Yüzyılı eserini 1751’de tamam-ladı, bir yıl sonra felsefe ile bilimkurgu unsurlarını birleştirdiği ünlü Mic-romegas romanını yazdı, iki devin yolculuğunu konu edinen roman, bi-limle felsefi olan arasındaki temel çatışmaya değinir, farklı gezegenlerde yolculuk halinde olan bu iki dev dünya ile karşılaştıklarında şaşırırlar, zira dünya yaratıklarına ilişkin bu kadar küçük varlıkların büyük bir bi-linç taşımalarını idrak etmekte güçlük çekerler, Voltaire Micromegas’ı dö-neminin aşırı bilimselliğine yönelik bir eleştiri mahiyetinde kaleme almış-tır, Aydınlanma eleştirisi olarak da okunabilecek bu durum bilimin reh-berliğinde aklın her şeyi bilebileceği yaklaşımını yadsımaktadır. 1756’da Milletlerin Örfleri ve Ruhu Üzerine Denemesi’ni yayımladı, Cenevre’de geçirdiği yılların bir ürünü olan bu eser İsviçre’deki dini çevrelerce büyük bir tepkiyle karşılandı, özellikle Servetus’un görüşleri nedeniyle gördüğü muamele, Voltaire tarafından yüksek sesle eleştirildi ve bu durum ertesi yıl d’Alembert tarafından Cenevre üzerine kaleme alınacak yazının şekil-lendirilmesinde doğrudan rol oynadı. 1759’da Candide-İyimserlik Üze-rine’yi yazdı, bir başyapıt özelliği taşıyan bu eserde Leibniz’in iyimserlik felsefesini11 eleştirdi; üç ana kişinin etrafında gelişen olayların aktarıldığı eserde baş kişi iyi yürekli ve eğitimli Candide’nin başından tıpkı Zadig’de

11 Alman düşünür Gottfried Leibniz’in (1646-1716) iyimserlik üzerine temellendirdiği felsefi yaklaşımı. Bir optimist olarak bilinen Leibniz, yaşanılan dünyanın, çoğu güzel-likler ve iyilikler olmak üzere kötülüklerle birlikte “mümkün dünyalar içerisinde en iyisi olduğunu” savunmuştur, Tanrı mümkün olan en iyiyi meydana getirmekle yü-kümlü olduğu için ve gerekli olan birliğe ve güce sahip bulunduğundan O’nda kusur ve suçun bulunması imkansızdır ve bu nedenle Tanrı kötülüğe izin verdiği zaman bu hikmettir, fazilettir.

Page 86: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

86

olduğu gibi kötü olaylar geçer, farklı coğrafyalara ayak basan Candide git-tiği her yerde zulüm ve işkence ile karşılaşır, yapılan kötülüklere anlam vermekte zorlandığı için iyiliğe olan inancı sarsılmaya başlar, bu yolculuk esnasında Candide’ye bilge hocası Pangloss eşlik etmektedir, Pangloss Leibniz’i, ifadeleri de onun iyimserlik felsefesini yansıtmaktadır; zira ho-cası Pangloss Candide’nin başına gelen felaketlere kaderi bir şekilde kaçı-nılmaz gelişmeler olarak bakmakta ve kötülüğün iyiliğe gidilen süreçte zo-runlu bir işlevi olduğunu savunmaktadır. Ancak Candide’nin maruz kaldığı kötülükler artmaya devam eder, öyle ki artık hocası Pangloss’un görüşle-rini, yani Leibniz’in felsefesini terk etme noktasına gelir, sayısız acıyla kar-şılaştığı dünya yolculuğunda son durağı Osmanlı coğrafyası olur, burada bilge bir ihtiyarla karşılaşır ve onun dünyada olan bitene dair söyledikle-rinden çok etkilenir, bu karşılaşmanın12 tesiri altında geleceğe dair yeni-den ümit beslemeye başlar, eserin sonu olarak kayda geçen bu bölümle birlikte Candide’nin yeni bir amaç edinerek geleceği inşa etme çabasına yöneldiği görülür. Leibniz’in dünyadaki kötülükler adına geliştirmiş ol-duğu “kaçınılmazlık söylemi” nin kaderci bir anlayışa yol açacağını çok iyi bilen Voltaire, eserin sonunda bilinçli olarak kahramanına “yapabileceği bir şey” vererek kötülüklerden kurtulabilmenin kısmen de olsa mümkün ol-duğu mesajını vermeye çalışmıştır. Zira Leibniz’in felsefesinde karşılık bulan, “yaşadığımız dünyanın kötülüklerle birlikte en iyisi olduğu” görüşü;

12 Kitabın ilgili bölümünde Candide, beraberindekilerle birlikte iyi kalpli bir yaşlıyla karşılaşır, hayatını bahçesinde yetiştirdiği ürünleri satarak idame ettiren bu adam, Candide’nin İstanbul’da yaşanan kötü bir hadisenin varlığına dair bilgisi olup olma-dığını sorması üzerine “ Bilmiyorum… bana bahsettiğiniz olaydan haberim yok… bahçemde ekip biçtiğim sebzelerimi orada satmakla yeniyorum.” cevabını verir. “ Ço-cuklarımla birlikte ekip biçiyorum. İş bizi üç musibetten uzak tutuyor: can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve ihtiyaç.” Bu ifadelerden çok etkilenen Candide, beraberindeki-lerle birlikte bahçesini yetiştirmeye karar verirken Pangloss’un “insan cennet bahçe-sine çalışması için yetiştirilmiştir” sözü bu karara dini nitelikte bir misyon yüklemek-tedir.

Page 87: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

87

esasen“yapabilecek hiçbir şeyin olmadığı, ne yaparsak yapalım kötülüklerin ka-çınılmaz bir şekilde gerçekleşeceği” algısına yol açmaktadır. Bu nedenle Can-dide’nin başına gelen felaketler, Leinbiz’in “kötülüklerle birlikte her şeyin iyi olduğu” düşüncesinin gerçek olmadığını kanıtlarken, eserin sonunda ge-lecek tasarısı olarak okuyucuya sunulan idealin varlığı da kötülüklere rağ-men iyi şeyler yapabilmenin mümkün olduğunu içeren bir anlatım motifi ola-rak ön plana çıkmaktadır. Burada dikkat çeken husus, Candide ile Zadig romanı arasındaki benzerliklerdir; zira Zadig de Candide gibi oldukça iyi bir insandır, ikisi de erdem sahibi eğitimli karakterler olarak yer alırlar roman anlatımında, bir süre sonra başlarından kötü hadiseler geçer ve her iki eserde de bu durum esasen iyi niteliklerine dayandırılır, aşırı derecede duyarlı olmalarından dolayı hoş olmayan durumlar içerisinde bulurlar kendilerini, böylece yazar, dünyadaki kötülüklerden habersiz iyi insan-ları alay konusu yapmaktadır; çünkü, burada aşırı iyimserlik hali vardır ve bu durum söz konusu karakterlerin kandırılmasına açık bir şekilde im-kan tanımaktadır. Yazar’ın alaycı zekasının bir tezahürü olarak okunması gereken bu pasajlar, Leibniz’in iyimserlik felsefesine yönelik bir hiciv özelliği taşır. Ancak her iki eserde de iyimserliğe karşı belirli söylemler geliştirilmiş olsada Candide’de bu durum çok daha keskin ifadeler içer-mektedir, bir diğer deyişle Zadig’de ağır basan kaderci söylem, Can-dide’de büyük ölçüde terk edilir, zira baş kişinin anlatımın sonunda dile getirilen “…bahçemizi yetiştirmeliyiz…!” idealini yaşatmaya yönelmesi ka-derci yaklaşıma yönelik eleştirel tutumu yansıtmaktadır13, sonuçta Can-dide tüm kötülüklere karşın mutlu olmasını sağlayabilecek yeni bir yol bulmuştur, o yol mutluluk getiren ve Pangloss’un ifadelerinden hareketle

13 “Aydınlanma Çağı” isimli eserinde Norman Hampson, Candide isimli eseriyle bir-likte Voltaire’in kader kavramına karşı belirli bir söylem geliştirdiğini aktarır, zira her ne kadar her zaman olduğu gibi gene olayların mutlak nedenlerinin bilinemez oldu-ğunu savunsa da Voltaire, insanın kaderine artık ‘idare eder’ gözüyle bakmaktan epeyce uzaklaşmıştır.

Page 88: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

88

dini bir vazifenin icra edilmesini sağlayan bir bahçenin yetiştirilmesinden geçmektedir. Yaşamının sonuna doğru 1763’te Hoşgörü Üzerine İncele-meyi, 1764’te Felsefe Sözlüğü’nü, 1766’da Cahil Filozof’u ve 1778’de İreni’yi kaleme aldı. Özellikle Felsefe Sözlüğü isimli eseri XVIII. yüzyıl Fransa’sının düşünce ve fikir dünyasını anlamak açısından oldukça önemli bir içeriğe sahiptir, alfabetik sıraya göre düzenlenmiş çok sayıda makaleden oluşan bu eser Voltaire’in görüşlerine dair temel bir kaynak işlevi görmektedir.

Siyasi Görüşleri Voltaire’in yaşadığı dönemde (1694-1778) Avrupa’da mutlak monarşiler hüküm sürmektedir, merkezi bütünlükten yoksun parçalı bir yapıya sa-hip İtalya ya da kralın yetkilerinin büyük ölçüde azaltıldığı Büyük Bri-tanya gibi ülkeler birer istisna teşkil etmekte, Kıta’nın genelinde sınırsız yetkilerle donatılmış güçlü kralların yönetimleri bulunmaktadır. Feoda-lite’nin gerilemesiyle siyasi yönetime talip olmaya başlayan krallar, kilise-nin toplum üzerindeki etkinliğini kaybetmesine bağlı olarak yetkilerini önemli ölçüde artırmışlardır, malum Keşifler’in Kıta’da yol açtığı zengin-lik ve Burjuvazi ile yapılan işbirliği ekonomi üzerindeki denetimin kral-lara geçmesini sağlarken askeri teknolojide yaşanan gelişmeler güçlü or-duların kurulmasına yol açmış, bu durum elde edilen zaferlere bağlı ola-rak kralın şahsiyetinde tezahür eden bir otoritenin inşa edilmesine neden olmuştur. Dolayısıyla Voltaire’in siyasi görüşlerine yakından bakarken, döneminin siyasi yapısını göz önünde bulundurmak gerekmektedir, zira diğer Fransız aydınları gibi Voltaire de mutlak yönetimleri eleştirmekten geri durmamış, ideal yönetimin nasıl olması gerektiği sorusuna, döneminin siyasi gelişmelerinden yola çıkarak yanıt bulmaya çalışmıştır. Voltaire, ol-ması gereken yönetimi tanımlamak için iki farklı açıklama modeli kulla-

Page 89: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

89

nır, ilk olarak bu yönetimin gerekliliği üzerinde durur, neden bu yöneti-min ideal olanı temsil ettiği hususuna dair söylemler geliştirir, böylece ikinci açıklama modeline geçmek için gerekli alt yapı oluşturulmuş olur; daha sonra ise bu yönetimin temel dayanaklarını meydana getirir, ideal yönetimden ne anlaşılması gerektiğine dair yeterli yanıtların verilmeye çalışıldığı bu ikinci açıklama modelinde olması gerekeni tanımlayan nite-likler siyasi bir içerikte dile getirilir, bu başlıkta ekonomiden dine, kişisel yükümlülüklerden toplumsal hürriyetlere, tarih olgusundan hoşgörü an-layışına kadar geniş düzeyde bir değerlendirme yapılmaktadır. Politik ya-şamı boyunca(İngiltere yılları sonrası) aydınlardan müteşekkil bir monar-şinin gerekli olduğunu savunan Voltaire bu durumu, döneminin siyasi koşullarından yola çıkarak temellendirmeye çalışır; halkın geneli yaşam standartlarının düşük olmasından dolayı geçim derdine düşmüş ve ekme-ğini kazanmanın yolunu aramaktadır, sefaletin yol açtığı yokluk cehaletin de hüküm sürmesine neden olmuş ve bu durum insanların yeterli bir bi-linçten mahrum kalmalarına doğrudan etki etmiştir. Dolayısıyla halkın içine bulunduğu genel durum “yönetilme”lerini gerekli kılan zorunlu şart-ları barındırmaktadır; sosyo-ekonomik imkanların yetersizliğinden ötürü insanların büyük bir bölümü karnını doyurmanın derdine düştüğü için halk kendi eğitimine zaman ayıramayacak denli bitkin ve çaresizdir, böy-lece halkın yönetilmeye muhtaç olduğu görüşünden hareketle monarşinin toplum üzerindeki etkinliği zorunlu ve kaçınılmaz bir netlik kazanmış olur. Felsefe Sözlüğün’de kaleme aldığı Yurt-veya ülke-isimli makale-sinde bu konuya değinen Voltaire monarkların varlığına dair çarpıcı bir ifadeye yer verir, tüm dünyanın neden hükümdarlar tarafından yönetil-diği sorusuna, “…insanlar çok seyrek olarak kendi kendilerini yönetmeye layık oldukları için.” yanıtını verir,14 Voltaire’in görüşünü yansıtan bu ifade, hal-kın yeterli bilinçten yoksun olması hususuna dayandırılmaktadır. Ancak

14 Voltaire, Felsefe Sözlüğü, “Yurt” , s. 342

Page 90: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

90

halkın yönetilmeye muhtaç olması noktasında en güçlü argüman, Volta-ire’in din konusundaki hassasiyetinden hareketle karşılık bulur, burada oldukça politik bir duruş sergileyen Voltaire, yaşadığı dönemin dini zih-niyetini “halkın yönetilmesi gerekliliğine” yönelik geliştirdiği söylemi kanıt-lamak amacıyla kullanır, nitekim bu söylem dönemin dini anlayışına ya-kından bakıldığında belirli düzeyde gerçeklik kazanmaktadır. Kilise’nin bağnazlığına dair sert eleştiriler getiren Voltaire, bu bağnazlığın halk nez-dinde önemli ölçüde karşılık bulduğunu, kilisenin din adı altında hayata geçirmiş olduğu yanlış uygulamalara esasen halkın genel tutumunun se-bep olduğunu belirtir, böylece dini bağnazlık konusunda yaşanan bu du-rum, “halkın yeterli bilinçten yoksun olduğunu” söylemine önemli bir gerçeklik kazandırmakta, Voltaire’in bu konudaki yaklaşımına dair güçlü bir argüman olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla ideal yönetimi tanım-lama noktasında yapılması gereken ilk olarak bu yönetimin gerekliliğini ortaya koymaktır, böyle bir yaklaşım yukarıda belirtildiği gibi bu yöneti-min sahip olduğu temel niteliklere kayda değer bir geçerlilik kazandıra-cak, bu doğrultuda dayanakları oluşturulmuş ideal yönetimin benimsen-mesine doğrudan etki edecektir, nitekim halkın yönetilmeye razı olması için öncelikli olarak bu yönetimin zorunluluğuna inanması gerekmekte-dir. Voltaire, aydınlardan müteşekkil bir monarşinin varlığını temellen-dirmeye çalışırken, geçmiş dönemde hüküm sürmüş ve yaşadığı zamanda görevde bulunan bazı hükümdarlarla bunların uygulamalarından da ya-rarlanır. “Aydınlanmış monark”ı temsil eden bu isimler, yaşadıkları dö-nemde ülkelerinin gelişmesi yönünde önemli adımlar atarak büyük atı-lımların gerçekleştirilmesine aktif rol oynamışlardır. Bu doğrultuda Ge-mici Henri’nin Portekiz’de, IV. Henri’nin Fransa’da, Büyük Petro’nun ve II.Katerina’nın Rusya’da ve II.Friedrich’in Prusya’da yaptıklarını örnek gösteren Voltaire, her monarşinin kötü bir yönetim sergilemeyeceğini bu isimlerin aydınlanmış monark olmalarından hareketle savunmaya ça-

Page 91: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

91

lışmıştır. Bu isimler içerisinde özellikle iki ismin, II.Friedrich’le II.Kate-rina’nın Voltaire’le iyi ilişkiler kurmuş olmaları da bu görüşün güçlü bir söylemle dillendirilmesinde etkili olmuştur. Her iki isim de siyasi yetkileri bir yana entelektüel bir yaşamı benimsemişler, bir düşünür ve aydın ola-rak Voltaire’le mektuplaşarak onun düşüncelerini önemsemişlerdir. Do-layısıyla Voltaire’in bu iki isimle doğrudan olmak üzere döneminin bilgili ve duyarlı15 hükümdarlarıyla yakın ilişkilerde bulunması da halkın “aydın bir monarkın hakimiyetinde yönetilmesinin gerekli olduğu” görüşünü savun-masında oldukça belirleyici olmuştur. Aydınlardan oluşmuş monarşinin “gereklilik” formunda değerlendirilmesinde üstlenmiş olduğu mis-yon(lar) da önemli bir sebep teşkil etmektedir, bu durum aynı zamanda meşru dayanaklarını oluşturma açısından söz konusu yönetime temel bir işlev kazandırmaktadır, bu bağlamda aydınlanmış bir monark, ülkesin-deki dini bağnazlığı da ortadan kaldırmakla yükümlüdür, böylece monar-şinin konumu kilisenin otoritesine son verme yükümlülüğü üzerinden bir kez daha olmazsa olmaz düzeyinde bir nitelik kazanmış olur. Voltaire; İn-giltere, Hollanda ve Almanya’da olduğu gibi, Fransa’da da kilisenin top-lumsal etkinliğinin azaltılması gerektiğini savunmuştur, ancak bu ülke-lerde Protestan Kilisesi’nin öncülüğünde ilerleyen süreç, Fransa’da bu ki-lisenin var olma dayanaklarının oluşmaması nedeniyle ancak aydınlan-mış bir monark tarafından gerçekleştirilebilecektir.16 Tüm bu ifadelerden hareketle Voltaire halkın yönetimi anlamına gelen demokrasiyi yadsımış

15 Voltaire, Ferney’de Sirven ailesinin uğramış olduğu haksızlığa dönemin hükümdar-larının ilgisiz kalmamaları için girişimlerde bulunmuştur, bu doğrultuda düzenlediği yardım kampanyasına Prsuya kralı II.Friedrich, Danimarka kralı VII.Christian , Rusya çariçesi II.Katerina ile Polonya kralı Stanistas Poniatowski maddi katkıda bulunmuş-lardır; Voltaire’in dönemin hükümdarlarıyla olan ilişkisini ortaya koyan bu durumun bir benzeri Calas davasında da yaşanır, Voltaire’in devlet liderlerine mektuplar yaz-ması bu davaya olan duyarlılığın artmasını sağlamış ve hükümdarlar maddi yardımda bulunmuşlardır. 16 Ahmet Cevizci, Voltaire’in, Kilise’nin iktidarının yıkılması ve felsefi Aydınlanmanın Hristiyan dogmasıyla batıl itikadın yerini almasının, ancak Fransız monarşisi tarafın-dan sağlanacağı inancında olduğunu belirtir.

Page 92: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

92

ve yönetilenlerin iradesini temsil edecek bir parlamentonun varlığına karşı çıkmıştır. Zira aydınların aktif bir şekilde görev aldığı monarşide halk adına en doğru ve faydalı kararlar alınacağından halkın çıkarlarını temsil eden bir parlamentoya gerek kalmamaktadır. Bir diğer deyişle ay-dının konumu, monarşi üzerinde halkın çıkarlarının gözetilmesi açısın-dan bir denetim oluşturmakta, böylece monarkın kişisel tutum içerisinde olmasına engel olunarak yönetilenlerin haklarının her daim gözetilmesi sağlanmaktadır. Politik yaşamı boyunca bu düşüncesine sadık kalan Vol-taire, yeterli eğitimden yoksun kitlelerin yönetim üzerinde söz sahibi ol-mamaları gerektiğini savunmuştur. Hiç kuşkusuz bu görüşleri, genel ira-deyi savunan Rousseaue tarafından tepkiyle karşılanmış, her iki düşünür de bu konu üzerinden yoğun bir tartışma içerisine girmişlerdir. Voltaire’in halka yönelik olumsuz bakışı devrim anlayışının şekillenmesinde de etkili olmuştur. Bir kere dönem aydınlarında olduğu gibi Voltaire de yaşanan gelişmelerin olası bir devrime yol açacağı konusunda belirli öngörülerde bulunmuştur, zira Fransa’nın durumu her geçen gün daha da kötüye git-mekte, halkın hoşnutsuzluğu büyük bir toplumsal öfkenin patlamasına yol açacak denli artmaktadır, dönemin aydınları her ne kadar bu duru-mun farkında olsalar da Fransız devriminin neden olduğu yıkım büyük bir kısmında şaşkınlıkla karşılanmıştır, bu durum öngörülen devrimin beklenmedik boyutlarda gerçekleştiğini gözler önüne seren bir husus ola-rak kayda geçmiştir. Devrimin toplum üzerinde onarılması güç hasarlara yol açtığını belirten Voltaire, bu nedenle bilinen anlamda bir devrime karşı çıkmıştır, aşağıdan yukarıya yönelen bir başkaldırı radikal sonuçlara yol açtığı için toplumsal düzen topyekün düzeyde sarsılmakta ve düzenin yeninden inşasında büyük güçlükler yaşanmaktadır. Devrime karşı çık-masının bir diğer sebebi ise devrim sonrasında oluşturulan siyasi ortamda halkın genelinin ne yaptığını bilen az sayıda insanın hakimiyeti altına gir-miş olmasıdır, devrim sultası olarak karşılık bulan bu örgütlenme öngö-rülmesi güç süreçlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Gerek Fransız

Page 93: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

93

Devrimi sonrasındaki sürece yakından bakıldığında gerekse daha sonra farklı ülkelerde tatbik edilen devrimler incelendiğinde Voltaire’in bu ön-görüsünün büyük ölçüde gerçekleştiği görülmektedir. Zira devrim son-rası yaşanan Terör döneminde, iktidarı ele geçirmek isteyen gruplar or-taya çıkmış ve şiddetli mücadeleler sonunda Fransa’da küçük bir azınlık yönetime hakim olmuştur. Benzer bir süreç Fransız İhtilali’nden çok sonra 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi’i sonrasında da yaşanır, Menşevikler’le Bolşevikler arasındaki mücadeleye tanık olan iç savaş dö-nemi yıkıcı etkilere yol açarken devleti halkın çıkarlarını göz önünde bu-lunduranlardan ziyade şahsi menfaatlerini düşünen kadrolar ele geçir-miştir. Bu nedenle Voltaire’in devrime dair ileri sürdüğü görüşler tarihi süreç dikkate alındığında kayda değer bir gerçeklik taşımaktadır. Devri-min toplumsal düzeyde yeterli şekilde karşılık bulmasının esasen sürecin siyasal yetkeyi elinde bulunduranlarca yönetilmesine bağlı olduğunu be-lirten Voltaire, bu doğrultuda bilinen anlamda bir devrim anlayışına karşı çıkmıştır. Aydınlaşmış bir monarkın, bir diğer deyişle aydınlardan müte-şekkil bir monarşinin varlığı da bu durumun gerekliliğini ortaya koymak-tadır, zira halk devrim gerçekleştirecek imkandan yoksun olduğu gibi iyi monarkın devrim adı altında hayata geçireceği uygulamaları içselleştire-cek yetkinliği göstermekte de acizdir, bu nedenle devrim önce devleti yö-netenlerin kafalarında ve yüreklerinde gerçekleşmeli, buradan da yöneti-lenlerce benimsenmesi için toplumsal kurum ve yapılara yönelmelidir. Voltaire monarşiyle temellendirilmiş yönetimin gerekliliğini belirli söy-lemlere dayandırdıktan sonra bu yönetimin temel dayanaklarını oluştur-maya başlar. Monarşinin mutlak yetkilere sahip olması despotik bit yak-laşıma yol açtığı için denetim mekanizmasının muhakkak işletilmesi ge-rekmektedir, yönetim meşru gücünü hukuk çerçevesinde belirlenmiş yet-kilerinden alır, burada Voltaire söz konusu yetkilerin halkın yararı doğ-rultusunda kullanılmasını aydınlanmış monarkın bir misyonu olarak ta-nımlar, zira devrim maddesinde dile getirildiği gibi, monarşinin var olma

Page 94: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

94

sebebi halkın yeterli bilinçten yoksun oluşudur, bu nedenle monarşi hal-kın gereksinimlerini halk adına karşılamakla yükümlüdür, dolayısıyla monarşinin meşru temelinde halkın genel sağlığı doğrudan belirleyici ol-maktadır. İdeal yönetimin sınırlarının çizildiği bu ilgili bölümde Voltaire halka karşı daha makul bir söylem kullanmaya çalışır, monarşinin gerek-liliği üzerine ileri dürdüğü görüşlerinde halkın yönetilmeye muhtaç ko-numu, esasen yeterli bilinçten yoksun oluşu ve yönetme yeterliliğine sa-hip olmaması gibi olumsuz sebeplere dayandırılmaktadır, bu nedenle bu-rada halka dair yer yer aşağılayıcı bir dil kullanmaktan geri durmayarak “ayak takımı” gibi tabirlere yer verir, ancak ideal hükümet biçimini ele aldığı ifadelerinde aynı halk bu sefer monarşinin mutlak yetkilerinin sı-nırlandırılmasında temel bir işlev görmeye başlar, böylece halkın gerek fiziksel koşullarında gerekse bilinçsizliğinde tezahür eden yetersizliği mo-narkın topluma hizmet etme yükümlülüğü altına girmesinde doğrudan rol oynamaktadır. Bir diğer deyişle halkın yönetilmesine yol açan nitelik-ler aynı zamanda halkın yararını gözeten aydınlanmış iyi bir monarkın varlığını tayin etmektedir. Voltaire burada özellikle İngiltere’de geçirdiği yılların birikiminden faydalanma yoluna gider, zira bu ülkede edindiği izlenimlerde İngiliz monarşisi ile hukuk siteminin ayrı bir önemi bulun-maktadır, bu izlenimlerinden hareketle benzer bir yapılanmanın Fransa’da da gerçekleştirilmesi gerektiğini savunur. Ülkesindeki hukuk sistemini İngiltere yasalarını örnek göstererek eleştirir, bu eleştiri aynı za-manda alaycı zekasından motifler de taşımaktadır, Fransa’da İngiltere’de olduğundan daha fazla yasa bulunmaktadır ama hukuk mekanizması an-laşmazlıkların çözümünde nadiren işlerlik kazanmaktadır, üstelik farklı inanç ya da mezheplere dair yasaların birliği konusunda ihtilaflar yaşan-maktadır, birbirine çok yakın ve toplumsal işleyişleri büyük ölçüde aynı

Page 95: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

95

olan iki kasabada dahi benzer davalarda bambaşka sonuçlar ortaya çık-maktadır.17 Bu durumun aksine İngiltere’de farklı dine mensup insanlara aynı yasa uygulanabilmekte ve bu doğrultuda tek bir hukuk sistemine ye-terli düzeyde işlerlik kazandırılmaktadır. Bu kapsamda İngiliz yasalarına değinen Voltaire, İngiltere’ye ayak basan her mezhep ve inançtan insanın bu yasalardan faydalanabilmesine olanak sağlayan hukuk yapısını över, doğal hukuk doktrinin bir yansıması olarak İngiliz monarşisi bireylere do-ğal haklarını teslim etmektedir, (zira hak verilmez de alınmaz da, o do-ğuştan kişisel benliğe sıkı sıkıya bağlıdır) bu haklar; kişiliği, malları ile tam özgürlük, kalemiyle ulusa seslenmek, bir suç işlenmesi halinde ancak bağımsız kişilerden oluşan bir jüri tarafından yargılanmak, hangi şartlar altında olursa olsun kanunun açık hükümlerine göre yargılanmak ve yal-nız anglikanların tutabilecekleri işlerden vazgeçmek koşuluyla istenilen dinde ibadet etmektir. Bu hakların tanınması konusunda dinin toplumsal yaşam içerisinde ideal sınırlarına çekilmesi oldukça önemlidir, elbette ta-rihi geleneğin de kayda değer bir gerçeklik olarak bu gelişmede belirleyici olduğu görülmektedir. İngilizlerin din ile olan münasebetlerinde makul bir açıklama modeli geliştirdiklerine değinen Voltaire, onun daha çok Tanrı ile insan arasındaki ilişkide tecelli etmesi gereken bir değer olarak ele alındığını belirtir. Bu durum dinin, toplumsal görünürlüğünü önemli ölçüde azaltırken toplumsal kurum ve yapılardaki din merkezli ilişkilerin de daha çok akılla temellendirilmiş bir söylem üzerinden açıklamasını sağlamaktadır. Kilisenin bağnazlığına şiddetle karşı çıkan Voltaire için böyle bir toplumsal örgütlenme oldukça ideal motifler taşımaktadır. Zira

17 ”Ertesi gün adliyenin bir mahkemesinde davam görüldü ve oybirliğiyle davayı kay-bettim; avukatım, bir başka mahkemede görülseydi; davayı oybirliğiyle kazanacağımı söyledi. ‘Amma da gülünç şey, dedim; demek ki her mahkemenin ayrı yasası var.’-Evet, dedi; Paris töresi üzerine tam yirmi beş yorum var; yani Paris töresinin çok karı-şık olduğu yirmi beş kez tanıtlanmıştır, onun için yirmi beş mahkeme olsaydı, ayrı ayrı yirmi beş yargılama yöntemi olacaktı.” (Kaynak: Felsefe Sözlüğü, “Yasalara Dair”, Voltaire, s. 291)

Page 96: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

96

ona göre dinin toplum üzerindeki etkinliğinin azaltılması, Kilise’nin oto-ritesine son vermek adına bir gerekliliği ifade etmektedir. Burada bir kez daha olması gereken yönetimi tanımlama noktasında dinin belirleyiciliği ön plana çıkmaktadır, onun düşüncesinde, Kilise’nin tahakkümüne son verilmesi aydın monark için asli görev mahiyetinde karşılık bulmaktadır. Sonuç itibariyle Voltaire Fransa için öngördüğü monarşinin gerçekleş-mesi için üç temel misyonun yerine getirilmesini şart koşmuştur, bu mis-yonlar aynı zamanda monarkın olası despotik tutumuna karşı halkı koru-yan denetim unsurları olarak işlev görürler, bir diğer deyişle bu misyon-lar, monarşinin meşruiyetini sağlayan temel dayanaklardır, dolayısıyla bunların biri ya da hepsinin ihmali ideal yönetimin de meşruiyetini yitir-diği anlamına gelecektir; aydınlanmış bir monark, (bu misyon başlı başına bir denetim unsuru olarak öne çıkar, zira monarşinin varlığı onu yöneten monarkın aydınlanmış olmasına dayanmaktadır, dolayısıyla bu durum ideal yönetimin kurucu unsuru olarak en önemli kurumsal dayanağı mey-dana getirir) yönetilenlerin çıkarlarının gözetilerek toplumsal koşulların her anlamda iyileştirilmesi (Voltaire burada demokratik bir duruş sergile-meye çalışır, zira onun ideal devletinde halkın aktif bir şekilde görünür olduğu tek yer burasıdır, böylece halk sistem içerisinde önemli toplumsal kazanımlar elde etmiş olur, bu durum aynı zamanda halkın rızasına da-yanan bir monarşinin varlığını da işaret etmektedir) son olarak kilisenin toplum üzerindeki tahakkümüne son verilmesi.

Voltaire sınıfsal eşitsizliği zorunlu bir olgu olarak görür, zira toplumda her daim güçlü-güçsüz ya da zengin-fakir şeklinde temel bir ayrım var olacaktır, ancak sınıf sistemindeki zorunluluklar güçlünün güçsüzü ezme-sini/sömürmesini gerektirmez, burada özellikle feodalitenin insanı ve emeğini sömüren düzenine yönelik bir eleştiri söz konusudur. Zira her ne kadar onun döneminde feodalizm temel dayanaklarını kaybetmişse de sö-mürüye ilişkin uygulamalar devam etmektedir, üstelik feodalitenin yerini

Page 97: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

97

mutlak yetkilere sahip olan kralların almış olması ve sınıf sistemi içeri-sinde Burjuvazi’nin önemli bir konuma yükselmesi söz konusu sömürü-nün şiddetini artırmaya başlamıştır, malum Keşifler Kıta’da kayda değer bir zenginleşmeye yol açsa da bu durum halkın büyük bir bölümüne artı değer olarak yansımamış, aksine servetin kaynağını ele geçiren kimseler, bu serveti toplumsal önceliklerden ziyade kişisel menfaatleri ölçüsünde kullandıkları için zengin ile fakir arasındaki mesafe bir hayli artmaya baş-lamıştır, dolayısıyla Kıta’da yaşanan zenginleşme, halkın sahip olduğu kötü şartların iyileştirilmesine yeterli etkiyi yapmamış ve bunun sonu-cunda fakirin zengin karşısında ezildiği bir sınıf yapısı ortaya çıkmıştır. Sınıfsal dayanakların tarihin her döneminde var olduğunu ve gelecekte de zorunlu bir toplumsal yasa olarak olmaya devam edeceğini savunan Voltaire, buna karşın, sınıf yapısında oluşan sömürü düzenini eleştirmek-ten geri durmamıştır, onun öngördüğü sınıf örgütlenmesinde zenginle fa-kirin birbirlerine karşı konumları fayda ölçüsünde ancak gereklilik ilişki-sinde ele alınır, zira yeterli maddi birikimden yoksun olan fakir, karnını doyurup hayatını idame ettirmek için çalışmaya gereksinim duymakta, aynı şekilde zengin de işlerini gördürmek için çalışan insanlara ihtiyaç duymaktadır, dolayısıyla zenginle fakir arasındaki ilişkide birbirleri için gerekli oldukları hususuna dayanan bir münasebet kurulmaktadır, bu durum zenginin fakiri sömürmesini, bir diğer deyişle fakirin zenginin al-tında ezilmesine neden olacak dayanakları ortadan kaldırmaktadır.

Voltaire’in siyasi görüşleri çerçevesinde birkaç ifadeyle de olsa üze-rinde durulması gereken bir diğer husus, tarih anlayışıdır. Onun tarihe bakışında, devletler ya da hükümdarlar değil, medeniyet ve kültürler ayırt edici bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Böyle bir yaklaşım, ta-rihe yönelik bütüncül bir şekilde bakabilmeye olanak tanımakta, bu doğ-rultuda sadece ait olduğu kültürün ya da mensubu olduğu milletin değil, diğer kültür ve medeniyetlerin de tarihin gelişimine katkı da bulunduk-

Page 98: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

98

ları gerçeğini görmeye hizmet etmektedir. Bu gerçeği idrak edip içselleş-tirebilmek için tarih yazımının önemli ölçüde değişmesi gerekmektedir; ona göre tarihsel sürecin işleyişinde devletlerin ve hükümdarların yaptık-ları ya da yapılan savaşlarla çıkarılan isyanlardan ziyade milletlerin kül-türel gelişmişliklerini ortaya çıkaran değer, yaklaşım ve uygulamaları ba-şat konumda bulunmaktadır.18 Tarihe yönelik böyle bir söylemin gelişti-rilmiş olması, bir milletin bir başka millete dair önyargılı bakışını ortadan kaldırması açısından da oldukça önemlidir, çünkü tarihi olayların siyasi olanın önceliğinde değerlendirilmesi, tarihsel bütünlüğün yıkılmasına yol açmakta ve buna bağlı olarak ötekileştirmenin ortaya çıkmasına neden ol-maktadır, tarihin bu şekilde ele alınmış olması onun gelişiminde tüm kül-tür ve medeniyetlerin katkılarının olduğu gerçeğini görmeye olanak sağ-lamaktadır. Voltaire’in eserlerine yakından bakıldığında Avrupa dışın-daki kültürlerden haberdar olduğu ve bunlara önemli ölçüde vakıf ol-duğu görülmektedir, zira bu coğrafyalara ilişkin sık sık olumlu ifadelere yer vermesi bu durumun bir göstergesi olarak okunmalıdır. Tarihe yöne-lik geliştirilen bu bütüncül bakışın bir diğer sebebi de Avrupa’daki Hris-tiyanlar’la Yahudiler arasındaki çekişmenin gereksizliğini ve saçmalığını ortaya koymaya çalışmaktır.

Din ve Devlet Anlayışı Voltaire’in dine yönelik yaklaşımında çocukluğunda yaşamış olduğu kimi karşılaşmaların önemli bir bilinçaltı işlevi gördüğü daha önce belirtilmişti, politik yaşamının şekillenmesinde oldukça belirleyici olan döneminin dini zihniyetini yansıtan uygulamalara hayatının henüz bu ilk evresinde

18 Voltaire, tarihçilerin, özellikle de çağdaş tarihçilerin, bir devletin tarihini yazdıkla-rında, yalnız hükümdar ve yöneticilerden, savaşlardan, barışlardan ve dahili karışık-lıklardan söz edip, gelenek ve görenekleri, ilimleri ve fenleri, ticaret ve sabayii, kanun-ları ve yönetim biçimlerini dikkate almadıklarını eleştirmiştir. (Kaynak: Türk Aydın-lanması ve Voltaire, Remzi Demir, s. 55)

Page 99: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

99

tanık olmuştur. İngiltere’ye gideceği 1726 yılına kadar edebiyatçı kimliği ile de ilintili olarak daha çok duygu yoğun bir yaşam sürmesi ilk başta bu uygulamalara yönelik olumsuz bir tutum içerisinde olmasına engel ol-muştur, zira Temple Derneği’nde düzenlenen eğlencelerde zevk düşkünü din adamlarının varlığı onu rahatsız etmediği gibi, kendisi de bu ortama uyum sağlama konusunda zorluk çekmeyerek kısa sürede söz konusu eğ-lencelerin müdavimi olmaya başlamıştır. Bu dönemde Voltaire abisinin koyu bir bağnaz olmasından hoşnut olmasa da Temple’e hakim olan eği-limi kıvrak ve alaycı zekası ve edebiyatı kullanmadaki ustalığıyla benim-semekte hiçbir sakınca görmez, burada karşılık bulan uygulamalardan ha-reketle dinin yanlış bir şekilde hayata geçirildiği yönünde bir algıya da kapılmaz bu nedenle. Ancak hapishane yaşamı (kısa sürse de Voltaire gibi bir edebiyatçının özgürlüğü dair büyük bir özlem duyması için yeterli ol-muştur) Voltaire’i ciddiyete davet eden ilk karşılaşma olarak kayda geçer, zira burada geçirdiği zaman yazmanın ve özgürlüğün ne denli önemli ol-duğunu anlamasını sağlayacaktır, Fransız yazınına kazandırdığı ünlü eseri Henriade’yi bu düşünceler ışığında kaleme alır, eserin sahnelenmesi de saray nezdinde ki saygınlığını artırır. Duygu yoğun eğiliminden tama-men vazgeçmese de akılla temellendirilmiş söylemler geliştirmeye başla-mıştır, dolayısıyla Voltaire’in büyük bir dönüşüm yaşayacağı İngiltere yıl-larını, bu dönüşümü hazırlayan gelişmeleri içeren Paris’te geçirdiği za-manla birlikte almak gerekmektedir. Sarayın iade-i itibarını büyük bir mutlulukla kabul eder ve adına düzenlenen eğlencelerde boy gösterir. Temple’deki eğlencelerden farklılık taşımaktadır buradaki eğlenceler, zira daha saygın bir pozisyondadır artık, içki masalarında dönemin siyasile-rine yönelik dillendirdiği taşlamalarla değil siyasi ve dini meselelere etkili bir şekilde dikkat çeken tiyatro eserleriyle ön plandadır zira, bu durumun farkında olduğu için de yaşadığı değişimi benimsemekte bir sakınca gör-mez. 1726 yılında Şövalye de Rohan’ın karşısına da böyle bir ruh haliyle çıkar, edebi yetkinliğiyle mağlup ettiği bu adamı burjuva saygınlığıyla da

Page 100: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

100

alt etmek istemektedir, olayın yankıları büyük ses getirir, bir Burjuva’nın asil bir şövalyeye meydan okuması bir yana de Rohan’ın Voltaire’i döv-dürmek için görevlendirdiği adamlarına yönelik kullanmış olduğu “Sakın başına vurmayınız, daha dişe dokunur bir şeyler çıkacaktır bu kafadan belki!...” ifadesi Voltaire’in Fransa tarihinde oynayacağı rolü müjdeleyen tarihi bir cümle olarak kayda geçer. Bu hadise üzerine edebiyatçı olarak gittiği İn-giltere’den bir filozof olarak döner Fransa’ya. Politik tavrını açıkça belli ederek döneminin otoriter yapı ve kurumlarıyla değişime kapalı gelenek-sel değerlerini kıyasıya eleştirir. Bu eleştirilerin merkezinde din vardır, bundan sonraki yaşamında hem kalemiyle hem de bizatihi girişimleriyle kilisenin bağnazlığına karşı savaşacaktır.

Voltaire’in dine yaklaşımında iki temel ayrıma gitmek gerekmektedir. Nitekim o bir din olarak Hristiyanlık’la kilisenin dini anlayışını birbirin-den ayırmıştır, aslında bir deist olması nedeniyle vahiy esaslı tüm din-lerde olduğu gibi Hristiyanlığı da yadsımaktadır, ancak bu dinin yerine Tanrı’nın hükmünü koyar, Tanrı’ya inanırken diğer dinlerin varlığını ka-bul etmez. Görüldüğü gibi Voltaire burada ikircikli bir tutum sergiler; zira Tanrı’nın varlığı ve hükmü kabul edilirken, ilahi hükümlerinden birisi sa-yıdan Hristiyanlığın ya da diğer vahiy temelli dinlerin reddedilmesi bü-yük bir soru işaretine yol açmaktadır. Üstelik Voltaire’in dinle ilgili dü-şüncelerinde Hrisitiyanlık öğretisinin ya da diğer dinlerin(özellikle Muse-viliğin) belirleyici olduğu göz önünde bulundurulursa dini anlayışını dile getirmek için bu dinleri kullanmakta ancak neticede söz konusu dinlerin varlığını kabul etmemektedir. Bir diğer deyişle Tanrı’sal düzeni açıkla-mak için bu dinlerden yola çıkarak Tanrı’nın hükmüne ulaşmakta, fakat bu noktada dinleri reddetme eğilimi içine girmektedir. Dolayısıyla böyle bir yaklaşım, Voltaire’in dinle olan ilişkisinde kullanmış olduğu açıklama modelini de tartışmalı hale getirmektedir. Tanrı’nın istediğini yapmakla yükümlü bir inanan, sonuç itibariyle O’nun istediklerini İncil ya da Kuran

Page 101: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

101

ve Tevrat’taki hükümlere dayanarak yerine getirecektir, çünkü Tanrı in-sanlardan yerine getirmelerini istediği şeyleri, öğretilerini Kutsal Kitap-lara dayandırmış olan vahiy temelli dinler aracılığıyla söylemektedir, bir diğer deyişle Kutsal kitaplar O’nun kelamını ifade etmektedir, dolayısıyla Tanrı’nın hükmünü yerine getirmek ve onun inayetine layık olabilmek için bu dinlerin varlığını kabul etmek gerekmektedir. Bu nedende Volta-ire’in Tanrı’nın ilahi düzenini temellendirmek amacıyla ileri dürdüğü argümanlarda açıklanması gereken bölümler bulunmaktadır. Onun gö-rüşlerinde, bir yandan Kilise’nin bağnazlığına son verilmesi gerektiği haklı sebeplere dayandırılırken öte yandan Tanrıtanımazlar’a karşı evre-nin, ilahi bir düzenin varlığını işaret eden Tanrı’nın hükümleriyle dolu olduğu ispat edilmeye çalışılır. Bu ifadelerden hareketle, Tanrı’nın varlı-ğını ispat etmek için iki farklı açıklama yönetimine başvurur. Devrime gi-dilen süreçte benimsenen düşüncelerin yıkıcı etkileri artmaya başlamıştır, bu durum din alanında da yaşanır, zira Tanrıtanımazlık düşüncesi her ge-çen bir kişinin daha yaşamında karşılık bulur, Tanrı’nın varlığını redde-denlerde gözlenen bu artış Voltaire’i rahatsız eder, bu nedenle kalemini Tanrı’nın ilahi düzenini ortaya koyan kanıtları dile getirmek için kullan-maya başlar. Filozofların ve entelektüellerin Tanrı’ya inanmadıklarını be-lirten ve esasen bu durumu olağan karşılayan Voltaire, halkın inançsızlı-ğını büyük bir tehlike olarak görmektedir. Toplumsal düzen ve huzurun temini için dinin(Voltaire burada din kavramını başlı başına Tanrı’nın var-lığını nitelemek için kullanır) olmazsa olmaz bir önemi bulunmaktadır, dolayısıyla filozoflar için yaygın bir eğilim olan Tanrısızlık halkın geneli için olmaması gereken bir tutum ve yaklaşımı işaret etmektedir. Böylece Tanrı’nın varlığına toplumsal kaosun ve kargaşanın önüne geçen bir un-sur olarak adeta toplumsal bir misyon yüklenir, toplumda gerekli olan uyumun sağlanması da Tanrısal düzenin bir yansıması olarak işlev görür. Voltaire buradan hareketle “Tanrı olmasaydı bile, onu icat etmek gerekecekti!”

Page 102: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

102

ifadesine ulaşır, dolayısıyla onun Tanrı’ya varışı ilk olarak pratik bir yol-dan gerçekleşir, zira böyle bir açıklamada Tanrı’nın varlığı sadece pratik saiklere dayandırılmakta, O’nun ilahi düzeni de toplumsal olanın idame-sini sağlayan bir gereklilik formunda ele alınmaktadır. Voltaire’in duy-duğu kaygının bir tezahürü olarak dile getirilen bu açıklama, kilisenin bağnazlığı ile gerçek din arasında temel bir ayrım yapmayı gerektirmiştir, çünkü kilisenin her türden uygulaması din adı altında karşılık bulmakta, kilisenin bağnazlığı da din olarak algılanmaktadır. Voltaire bu algıyı orta-dan kaldırmak isterken çağının materyalist ateizmine kapılmaktan ya da bu yaklaşımı benimseyenlerce kullanılabilecek bir söylemde bulunmak-tan bilhassa kaçınmıştır. Kilisenin yobazlığını kıyasıya eleştirir, en sert ifa-deleri kullanmaktan geri durmaz, ancak bunu yaparken Tanrı’nın ilahi düzenini över, O’nun kutsallığına ve iyiliğine yönelik(ilk günah nedeniyle insanları lanetleyen bir Tanrı yerine iyiliksever bir Tanrı) kötü söz de bu-lunmama konusunda büyük bir hassasiyet gösterir. Kilise insanlara zul-metmekte, din adına hareket ettiğini söyleyerek işkence ve kötü muame-lede bulunmaktadır, üstelik uzun süren savaşlarla açlık ve sefaletin yol açtığı ölümler( buna 1755 Lizbon depreminin yıkıcı sonuçlarını da ekle-mek gerekmektedir) iyiliksever bir Tanrı’nın varlığı konusunda kuşkulara neden olmaktadır, çağ insanın bu düşüncelere olan eğiliminden haberdar olan Voltaire yaşanan kötülüklere rağmen Tanrısal düzeni savunmaktan geri adım atmaz ve yaşanan kötülüklerin de iyi bir dünyaya ulaşma nok-tasında Tanrı’nın hükümleri doğrultusunda okunması gerektiğini belir-tir.19 (Filozof burada iyimserlik felsefesini benimsemiş olan Leibniz’e yak-laşmaktadır.) Böylece Tanrıtamazlar’ın en önemli silahlarını ellerinden

19 İyimserlik Üzerine kaleme aldığı Candide’nin sonunda Voltaire, yaşanan tüm kötü-lüklere iyilik düzeyinde ilahi bir misyon yüklemektedir, zira Candide ile arasında ge-çen konuşmada Pangloss, iyi sonu işaret ederek(-bahçemizi ekip biçmeliyiz, bu küçük topluluk bu övülecek amacı kabul etti; herkes becerilerini sergiledi.) başlarına gelen kötülüklerin ilahi bir düzeni ve uyumu içerdiğini belirtir, ilginç olan Candide’nin bu

Page 103: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

103

alarak, yaşanan kötülüklere karşın iyiliksever ve inayet sahibi bir Tanrı’nın var olduğunu savunmaya çalışmıştır. Özellikle yaşamının son yıllarını geçirdiği Ferney’de bu konu üzerine önemli yazılar kaleme alan Voltaire, Tanrıtanımazlar’ı içinde bulundukları durumu alaycı bir şekilde eleştirir, edebiyattaki yetkinliğini gösterdiği bu eleştirilerinde, Tanrıtanı-mazlığın sebebi olarak din adamlarını ve onların yanlış uygulamalarını gösterir,20 kendisi de bu duruma büyük bir tepki göstermesine karşın sağ-duyu içeren bir tutum geliştirerek sırf dini temsil ettiğini söyleyen kişilerin yapıp ettikleri üzerine Tanrı’dan vazgeçmenin doğru olmadığını savunmuştur. Voltaire,her ne kadar Tanrı’yı inkar edenlerin yanlış yolda olduklarını on-larla alay ederek dile getirse de bağnaz ve yobazlarla kıyaslandığında Tanrıtanımazları tercih edeceğini açık bir şekilde belirtmiştir. Zira bağnaz, Tanrı adına hareket ettiğini söyleyerek insanlara zulmetmekte ve bu ne-denle dini vazifesini kötüye kullanmaktadır, Tanrıtanımaz ise kainatın ya-radılışı ve evrendeki muamma ile ilgili yeterli cevapları geliştirmekte aciz kalmış bir kimsedir, onun varlığı bağnazın yol açtığı yıkımın yanında ka-bul edilebilir bir nitelik kazanmaktadır. Bu nedenle dini yobazlığa karşı Tanrıtanımazlığı güçlü bir argüman olarak kullanır ancak nihayetinde Tanrı’ya inanmanın gerekliliği üzerinden Tanrıtanımazları da eleştirir. Voltaire’in Tanrı’nın varlığını pratik saiklerle temellendirmesinde ahlak kavramı da önemli bir yere sahiptir, doğrudan Tanrı’nın hükmüne bağ-lanmış ve tüm dinlerin ahlaki öğretilerinin üzerinde geliştirilmiş bir ahlaki

tespiti doğru olarak kabul etmiş olmasıdır, böylece Voltaire eserin sonunu tüm kötü-lüklerle birlikte nihayetinde iyi olanı müjdeleyen bir Tanrı’nın var olduğunu niteleye-rek bitirmiş olur, böyle bir yaklaşım esasen Leibniz’in İyimserlik felsefesinin onayla-masına anlamına gelmektedir. 20 ”Tanrıtanımazlar varsa kabahat kimin; düzenbazlıklarına karşı bizi çileden çıkarır-ken, kimi zayıf kafaları, adını kirlettikleri Tanrı’yı inkara zorlayan o kendini satmış ruh zorbalarının, o canavarların değil de kimin?” (Kaynak: Felsefe Sözlüğü, “Tanrıta-nımazlık, Tanrıtanımaz” , s. 46)

Page 104: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

104

söylem, Tanrı’ya itaat noktasında ilahi düzenin varlığını kaçınılmaz kıl-maktadır. Doğal ahlak söylemi, doğrudan Tanrı’nın hükmünü yansıttı-ğından tüm insanlık için geçerlilik arz etmektedir, insanların görevi doğal ahlak yasasının gerektirdiği ahlaki eylemde bulunarak Tanrı’ya itaat et-mektir. Voltaire’in geliştirdiği bu söylem esasen dinden ne anladığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır, yalnızca Tanrı’nın varlığına bağlanmış bir ahlak yasasının olması gerektiğine inanan Voltaire, bu bağlamda diğer dinlerin ahlaki öğretilerini reddetmiştir, çünkü dinlerin kabul edilmesi demek, ahlaki söylemlerinin de onaylandığı anlamına gelmektedir, ancak böyle bir yaklaşım dinsel bölünmüşlük ve mezhep çatışmaları nedeniyle tek bir ahlaki söylemin geliştirilmesine engel teşkil etmekte ve bu durum ahlaki olanın aşınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla bu durumun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için, tüm dini öğretilerin üzerinde, doğrudan Tanrı’nın hükmüne bağlanmış bir ahlak yasasının kabul edil-mesi, herkes için geçerli olan ve tüm insanları kucaklayan bir ahlak anla-yışının benimsenmesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle onun ahlakla ilgili ifadeleri de Tanrı’nın varlığını geçerli kılan bir anlatım olarak ön plana çıkmaktadır. İlahi düzenin temellendirilmesinde dillendirdiği bu ahlaki gerekçe, Voltaire’in din adı altında yalnızca Tanrı’nın varlığını dik-kate aldığını gözler önüne sermektedir, çünkü Hristiyanlığı benimseyen-ler kendi ahlaki sistemlerinin doğru olduklarına inanmaktadırlar, benzer bir eğilim Müslümanlar ve Yahudiler için de geçerlidir, bu nedenle her-hangi bir dini benimsemek ileri sürdüğü ahlaki sistemi de onaylamak de-mektir ki bu durum diğer dinler üzerinde bir tahakküme yol açmaktadır, dolayısıyla bu dinlerin varlığını reddetmek Tanrı’nın hükmüne bağlanmış ve tüm insanlar için geçerli tek bir ahlak yasasının benimsenmesine imkan tanımaktadır. Böylece Voltaire’in görüşlerinde karşılık bulan ahlaki ge-rekçe kavramı, hem Tanrısal düzenin var olduğunu gösteren bir argüman

Page 105: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

105

olarak geçerlilik kazanmakta, hem de dinler üstü bir söylemin geliştiril-mesine bağlı olarak neden dinlere inanmadığını ortaya koyan haklı bir se-bep olarak kullanılmaktadır.21

Voltaire’in Tanrı’nın varlığı ispat etmek için kullandığı ikinci yöntem, birincisinin aksine daha akılcı söylemlerin kullanıldığı bir anlatımı içer-mektedir, Voltaire burada özellikle Newton’un saatçi argümanından fay-dalanır; Newton’unun evreni mekanik bir anlayışta algılamasının bir yan-sıması olarak okunması gereken bu anlatıda evrenin işeyişi bir saatin za-man odaklı işleyişine benzetilir, nasıl ki saatin varlığı onu yapan veya bo-zulduğunda tamir eden bir saatçinin varlığını gerekli kılmakta, benzer şe-kilde evrenin varlığı da onu yaratan bir üst iradenin varlığını zorunlu kıl-maktadır, nasıl ki saatin içinde bulunan akrep ve yelkovan saatin işleyi-şine hizmet etmekte ve zamanı göstermekteyse, insanlarda bulunan göz-ler de evrendeki ilahi uyumu ve düzeni görmeleri için var edilmişlerdir. Bu kapsamda XVI.yüzyıl Avrupa düşünce dünyasına hakim olan meka-nik doğa anlayışı, Voltaire’in görüşlerine belirdi düzeyde etki etmektedir, evrenin bir makine gibi algılanması onu çalıştıran makinistin varlığından hareketle evreni harekete geçiren ilahi bir makinistin varlığını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu şekilde Voltaire, Tanrı’nın varlığını doğadaki mevcut dü-zenden yola çıkarak açıklamış olur, zira bu yaklaşım doğanın bilimsel dü-zeyde deney ve gözlemlere tabi tutulmasını gerektirmektedir, dolayısıyla doğada olan bitene yakından bakıldığında ilahi düzenin belirli emarele-rini görmek mümkündür. Benzer bir söylem sanat-sanatçı metaforunda da karşımıza çıkar, tıpkı saatin onu meydana getiren saatçinin varlığını

21 “Her türlü dogmayı bir yana atıp Tanrı’yı ve erdemi öğütleyen bir din, gerçekten hizmet edebilecekti insanlığa. Şöyle diyordu Voltaire: ‘İyi insan olmak için dinden ya-rarlanmaya ihtiyaç duyanlar acınacak durumdadırlar’; toplum her türlü doğaüstü inançlardan bağımsız bir doğal ahlak içinde yaşabilir demişti. ‘Hiçbir ahlak yasası, kö-künün tanrısal olduğu ve her şeyi gören, ödülü de cezayı da dağıtan bir bir Tanrı’nın iktidarına bağlanan o halk inancına dayanmadıkça, kişisel içgüdülerin ilkel gücüne başarıyla direnemez.” (Tanili, s. 195)

Page 106: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

106

gerektirmesi gibi evrenin eşsiz bir manzarayı resmeden bir tablo olarak algılanması da onu yapan usta bir sanatkarın varlığını kaçınılmaz kılmak-tadır, böylece ressamın usta dokunuşları esasen Tanrı’nın evrene yönelik ilahi dokunuşlarına benzetilir, insanların yapması gerekense doğada mev-cut olan bu eşsiz manzaraya yeterli şekilde bakabilmek ve bu güzelliğin arkasında yatan Tanrısal düzeni görebilmektir. Bu sayede Voltaire, doğa üzerinden Tanrı’nın varlığına ilişkin akılcı bir söylem geliştirmiş olur, bu-rada ileri sürülen saikler öznel değil nesnel içerikte karşılık bulurlar. Zira doğada var olan ilahi düzeni görebilmek için bilimsel bir yaklaşım içeri-sinde olmak gerekmektedir, bu doğrultuda elde edilen her bilimsel bulgu, Tanrı’nın hükümlerini görüp anlamaya hizmet edecektir. Dolayısıyla bir kez daha Tanrı’nın var olduğu ispatlanmış olur, ancak burada ileri sürü-len argümanların yine de yeterli olmaktan uzak olduğu görülmektedir. Çünkü doğada mevcut olan düzenin var olma dayanaklarını ortaya çıka-rabilmek için doğaya yönelik iyimser bir bakışın geliştirilmesi gerekmek-tedir, Rönesans sonrası bilim alanında gözlenen ilerlemenin temelinde de doğanın insanın gelişimine dair eşsiz bir deneysel alan olarak algılanması oldukça belirleyici olmuştur, üstelik bu durum ilk günah düşüncesine bağlı olarak savunulan, insanın lanetli bir varlık olduğu yönündeki görü-şün yanlışlığını ortaya koyan bir gelişme olarak da kayda geçmiştir, zira doğaya açılan Avrupa insanı bu sayede yeni bilgiler keşfetme imkanına kavuşmuş ve bildiklerinin yanlış olduğunu öğrenmiştir. Şayet insan gü-nahlı ve lanetli bir varlıksa yaşanan ilerlemenin yeni sorulara yol açacağı ortadadır. Elde edilen yeni bilgiler, insanları sonsuza dek cezalandıracağına inanılan bir Tanrı anlayışının yıkılmasına yol açmıştır ve bu durum doğru-dan doğadaki gözlemlerle gerçekleşmiştir.22 Dolayısıyla Rönesans’la baş-layan ilk dönemde doğa sadece Tanrı’nın varlığını ve cömert bir yaratıcı-nın olduğunu ispat eden bir deney ve gözlem alanı olarak ön plana çık-mıştır. Ancak Voltaire’in yaşadığı dönemde Avrupa’da, özellikle XVIII.yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasi kargaşalar ve toplumsal

Page 107: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

107

huzursuzluklar hüküm sürmektedir. Halkın geneli gidişattan memnun değilken siyasiler de uzun süren savaşların neden olduğu ekonomik dar-boğazdan kurtulmanın yollarını aramaktadırlar. Bu yüzden dönem, do-ğaya ve zamanın işleyişine dair kötümser bir bakışın ortaya çıkmasına ta-nık olur, zira yaşanan olumsuzluklar önce iyiliksever bir Tanrı düşüncesinin terk edilerek yeniden “cezalandırıcı Tanrı” görüşünün benimsenmesine ne-den olur, yüzyılın sonunda Voltaire’in kaygılarını haklı çıkaracak türden bir eğilimle birlikte Avrupa’nın önemli bir kısmı Tanrı’nın varlığı konu-sunda kuşku içine düşmüştür. Dolayısıyla Voltaire’in Tanrı’yı temellen-dirme noktasında geliştirmiş olduğu akılcı söylem, tarihi dayanakları açı-sından geçerli argümanlar içerse de yaşadığı dönem itibariyle doğaya yö-nelik kötümser bir bakışın oluşması, bu söylemin geçerliliğini büyük ölçüde kaybetmesine neden olmuştur.

Voltaire’in devlet yönetimine ilişkin görüşleri “Voltaire’in Siyasi Görüş-leri” isimli bölümde ayrıntılı bir şekilde dile getirilmiştir. Bu kapsamda ideal hükümet biçimini tanımlamak adına aydınlanmış bir monarkın var-lığı toplumun yönetilmeye muhtaç olduğu anlayışına dayandırılmış, hal-kın yönetim etkinliğine katılacak yeterli bilinçten yoksun oluşu, monarşi-nin başında bulunan idarecinin yüksek bir bilinç sergilemesini gerektir-miştir. Her ne kadar doğrudan savunulmasa da Voltaire için aydınların konumu da ideal yönetimin yeterli etkinliği sağlamasında belirleyici bir etki içermektedir. Zira onun politik hayatı yakından incelendiğinde döne-minin bilge hükümdarlarıyla yakın ilişkiler kurduğu, hatta toplumsal haksızlıkların giderilmesi konusunda kişisel yakınlık kurduğu liderleri davaya hizmet etmeye davet ettiği görülmektedir.(II.Friedrich’in bu talebi geri çevirmesi esasen Prusya’nın çıkarını düşünmesinde yatar, zira hü-kümdarlığı boyunca bu çıkarın tehlikeye düşmeyeceği durumlarda Volta-ire’i kollamakta geri durmamıştır.) Bu nedenle aydınlanmış monarkın id-eal düzeyde karşılık bulmuş uygulamaları biraz da aydınlara karşı ne şe-

Page 108: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

108

kilde pozisyon alacağı ile ilgilidir. Devletin dinle olan ilişkisi kilisenin top-lum üzerindeki etkinliğinin azaltılmasına bağlı olarak kurulur, nitekim bu durum laik devlet anlayışının geçerli kılınması için hayati bir öneme sahip bulunmaktadır, onun döneminde kilisenin siyasi yetkeye ilişkin ayrıcalık-ları büyük ölçüde sonlandırılsa da din adamlarının devlet yönetiminde söz sahibi olmamaları gerektiğini dile getirmeye devam etmiş, bu durumu temellendirmek için Osmanlı Devleti’ndeki uygulamayı örnek göstermiş-tir. Bu devlette, din gerek idari gerekse toplumsal açıdan önemli bir etkiye yol açmasına karşın, Osmanlı hükümdarları din ve devlet işlerini birbirin-den ayırma konusunda başarılı bir siyaset takip etmişlerdir; bu doğrul-tuda Voltaire Türkler’in Mekke’yi ziyaret ettiklerini(Voltaire burada “zi-yaret” ifadesi ile hac ibadetini işaret etmektedir, ancak Osmanlı padişah-ları uzun yol koşulları ve devletin başsız kalma tehlikesi nedeniyle hacca gitmemişlerdir, bu ibadeti doğrudan yerine getiren tek Osmanlı Padişahı Vahdettin’dir, bu bir umre ziyaretidir ve Vahdettin o yıllarda sürgünde bulunmaktadır),ancak Mekke emirinin hizmetine girmediklerini, padi-şahların Mekke emiri tarafından aforoz edilmediklerini belirtir, nitekim padişahlar emirin tayin ettiği imamlarca yargılanmayıp, vergilerini de bu Mekke emirine vermezler. Avrupa’da ise uzun yıllar din adamları devlet liderliğine soyunmuşlar ve toplumun manevi gelişimini ifade eden asıl vazifelerini unutarak çıkarları yönünde hareket etmişlerdir. Bu nedenle devletin, din adına konuşma yetkisini kendisinde gören kilisenin tahak-kümüne son vermesi, sadece devlet etkinliğinin gerçekleştirilmesi için de-ğil, toplumun sağlığı açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Bu du-rum aynı zamanda ekonomik kaynakların devlet tekeline geçmesine de hizmet edecektir, zira kilisenin toplum üzerindeki etkinliği özellikle eko-nomik zenginliğe sahip olmasında karşılık bulmaktadır, toplumsal gerek-sinimlerin karşılanması için verginin gerekli olduğunu belirten Voltaire, bu konudaki keyfi uygulamaların ise hukuki yaptırımlara tabi tutulması gerektiğini savunmuştur. Aydınlanmış bir monarşide, vergiler herkesin

Page 109: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Aydınlanma Düşünürü Olarak Voltaire

109

gelirine göre alınmalıdır, ancak verginin zorunlu bir iktisadi unsur olarak kabul edilmiş olması, çalışma eyleminin de gereklilik düzeyinde değer-lendirilmesine neden olmaktadır, bu nedenle, devleti idare edenlerin bir diğer görevi de insanları çalışmaya teşvik etmesidir, bu durum hem çalı-şan insanın gereksinimlerini karşılamasına imkan sağlayacak hem de dev-letin vergi temini konusundaki etkinliğini artıracaktır. Bu kapsamda güçlü bir devletin dışarıya karşı ekonomik bağımsızlığını tesis etmesi za-ruret teşkil etmektedir, bu nedenle işsiz insanların çalışmaları kendilerine fayda sağlayacağı gibi devletin dış siyasette aktif bir rol üstlenmesine de hizmet edecektir.

Voltaire’in görüşleri Aydınlanma zihniyetinin oluşmasında oldukça önemli bir etkiye yol açmıştır, nitekim bu zihniyet doğrudan Fransa’daki mevcut düzeni hedef alırken, çağ aydınlarının fikirlerinden etkilenen in-sanlar en başta devlet yönetimi olmak üzere tüm geleneksel kurumların meşruiyetini radikal bir şekilde sorgulayarak büyük bir dönüşümün ya-şanmasına neden olmuşlardır. Bu aydınlar içerisinde bilhassa iki isim, Voltaire ile Rousseau’nun dönem gelişmeleri üzerinde bir hayli belirleyici oldukları görülmektedir; Voltaire’in siyasi yönetimin ve toplumsal düze-nin temel dayanaklarını oluştururken toplumsal bir kurum olarak dinin ideal sınırlarına çekilmesi gerektiğine yönelik görüşleri, kilise iktidarının aşınmasında doğrudan etki ederken, din adı altında karşılık bulmuş kimi yanlış uygulamaların da büyük ölçüde sona ermesini sağlamıştır. Dev-rim’e gidilen süreçte 1778 yılında Fransa’ya dönen Voltaire’in büyük bir kitle tarafından coşku ile karşılanması, gerek görüşleri gerekse hayatı ile kilisenin zorbalığına karşı vermiş olduğu mücadelenin halk nezdinde ne denli kabul gördüğünü kanıtlar niteliktedir. Devrim sonrası yeni Fransa’nın nasıl şekilleneceği meselesi Voltaire’in fikirlerine yeniden bak-mayı gerektirmiş, bu doğrultuda başta din olmak üzere pek çok toplumsal kurum onun görüşlerine bağlı olarak yeniden gözden geçirilmiştir. Bu ne-denlerden ötürü Voltaire, siyasi yönetimin halk düzeyinde temsil edinilen

Page 110: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

110

bir kuruma dönüşmesi gerektiğini savunan Rousseau ile birlikte XVIII. yüzyıla ve daha sonraki dönemlere büyük izler bırakmış bir Aydınlanma Düşünürü olarak ön plana çıkmıştır.

KAYNAKÇA Cevizci, Ahmet, Aydınlanma Felsefesi, Say Yay. , Ankara, 2017 Demir, Remzi, Türk Aydınlanması ve Voltaire, Geleneksel Düşünceden Kopuş,

Doruk Yay. , Ankara, 1999 Ertuğrul İşler, Voltaire ve Rousseau Etrafında Aydınlanma Çağı Fransız Yazınına

Bir Bakış, Aydınlanma Hareketi ve Türkiye’ye Etkileri Konulu panel, Denizli, 1998

Esra Şahbaz, “Volatire’in Zadig, Micromegas, Candide Adlı Yapıtlarında Yolcu-luğun İşlevi” , Makale, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal bilimler Enstitüsü Der-gisi, Sayı 15, 2013, Sayfa 67-76

Fethullah Kalın, “Fransız Aydınlanması ve Voltaire’de Dini Düşünce ve İnanç Hürriyeti” , Yüksek Lisans Tezi, T.C. Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ens-titüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, 2007, Erzurum

HAMPSON,Norman, Aydınlanma Çağı, Hürriyet Vakfı Yay. , İstanbul, 1981 Küçük, Salahaddin, Voltaire, seçmeler, Milliyet Yay. , 1975, İstanbul, Tanili, Server, Voltaire ve Aydınlanma, Adam Yay. ,İstanbul, 2000 Voltaire, Candide, Alfa Yay. , İstanbul, 2016 Voltaire, Melekler ve Tanrıtanımzlar, Zeplin Yay. , İstanbul, 2015 Voltaire, Cahil Filozof, Kırmızıkedi Yay. , İstanbul, 2017 Voltaire, Hoşgörü Üzerine İnceleme, Bilgesu Yay. , Ankara, 2017 Voltaire, Felsefe Sözlüğü, İnkılap Yay. , İstanbul, 2014

Page 111: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Batı Karşısında Türk Dünyası

Kenan Arpacıoğlu

Giriş

u çalışmanın amacı Batı karşısında Türk Dünyasının yeri ve öne-mini ortaya koymaktır. Bu çerçevede Batı’nın Türk Dünyası den-diğinde ne algıladığı ve ilişkilerde hangi unsurların ön plana çık-

tığı analiz edilecektir. Bu çerçevede çalışmada öncelikle; Türklük tanımı ve algısı ortaya konmaya çalışılmış ve Türk Dünyasının tanımı yapılarak genel jeopolitik bakış ortaya konulmuştur. Geniş anlamda Türk Dünyası ile dar anlamda Türk dünyası tanımı ve kapsamı ortaya konularak Batı’nın Türk Dünyası tanımı netleştirilmiştir. Türk Cumhuriyetlerinin te-mel özellikleri ve demografik yapılarının da ortaya konulduğu çalışmada soğuk savaş dönemi Batı ve Türk Dünyası ilişkileri ayrıca ortaya konula-rak akabinde Sovyetlerin dağılması sonrası Türk topluluklarının ortaya çıkışı irdelenmiştir. Türk Dünyasının Batı karşısındaki nüfuzu ve etki alanları; ekonomik ilişkiler, siyasi ilişkiler ve güvenlik perspektifinden or-taya konulmuştur. Son olarak Türk Dünyasının Batı dünyası için önemi ortaya konularak çalışma sonlandırılmıştır.

B

Page 112: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

112

Türklük Tanımı ve Algısı Ziya Gökalp, Türk adını, “türeli” yani kanun ve nizam sahibi olarak

açıklamıştır. İlk dönemlerde belirli bir topluluğun kavmi ismini tanımla-maktan çok siyasi mensubiyeti ifade etmek için kullanılmıştır. İlk defa Göktürklerde devlet adı olarak kullanıldıktan sonra Türk soyundan ge-lenlerin milli adı haline gelmiş ve kaynaklarda bu şekliyle kullanılmaya başlanmıştır.1 Türklerin tarihe doğduğu coğrafyanın Orta Asya’da ol-duğu kesin olarak bilinmekle birlikte, bu geniş coğrafyada daha dar ve kesin sınırların neresi olduğuna ilişkin tarihçiler, etnologlar, kültür tarih-çileri ve dil araştırmacıları arasında farklı görüşler söz konusudur. Bunun sebebi olarak, Türklerin daha ilk zamanlardan itibaren geniş bir coğraf-yaya yayılmış bulunmaları ve kültürlerini uzaklara kadar götürmüş olma-ları gösterilmektedir. Geniş Orta Asya coğrafyası içerisinde Ural Dağları-nın doğusu, Altay Dağlarının batısı, Tanrı Dağlarının kuzeyi, Hazar De-nizi’nin doğu ve kuzeydoğusunda Aral ve Balkaş Göllerini içine alan de-niz seviyesinden yüksek, dağ, plato ve ovalardan müteşekkil bölge ana-yurdun sınırları içerisinde kalmaktadır.2

Bugün Dünya üzerinde Türkler, oldukça geniş bir coğrafyaya yayıl-mışlardır. Ana hatları ile Batıda Balkanlardan, Doğuda Büyük Okyanus’a, kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden, Güneyde Tibet’e kadar olan saha, Dünya üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı coğrafya olarak kabul edilmektedir. Belirtilen sınırlar içerisinde Türkler, bağımsız Türk Cumhu-riyetleri de dâhil yaklaşık 20 farklı devlet içerisinde yaşamaktadırlar. Bu

1 Adem Sezer, Cumhuriyet Döneminde Ortaöğretim Coğrafya Derslerinde Türk Dünyası Coğ-rafyasının Öğretimi, http://www.tubar.com.tr/TUBAR%20DOSYA/sezer_adem%20341-373.pdf (Erişim Tarihi: 09.04.2014) 2 Sezer, a.g.e., s. 2

Page 113: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

113

sınırların dışında Orta, Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk-lerin sayısı da her geçen gün artmaktadır.3 Bir bütün olarak Türk Dünya-sına bakıldığında bazı sıkıntılar olabilse de somut olarak bir “Türk varlığı” algısı ve buna ilişkin ortak bir bilinç mevcuttur. Bunun yadsınması söz konusu değildir. Fakat ortak bir algı ve bilincin tam anlamıyla yerleşmesi için başta Türkiye olmak üzere tüm Türk Cumhuriyetlerine ve Türk un-surlarına önemli görevler düşmektedir. Batı’nın Türk söylemi ise daha çok ulusal çıkarları çerçevesinde yürüttüğü politik ve konjonktürel söylemler-dir.

"Türk Dünyası" Tanımı ve Genel Jeopolitik Bakış

Türk dünyası coğrafyası matematik konum olarak, yaklaşık 200 - 900 doğu boylamları ile 250 – 550 kuzey enlemleri arasında kalmaktadır. Do-ğusu ile Batısı arasında 280 dakikalık bir zaman farkı bulunmaktadır. Ku-zey ve Güneyi arasında ise ortalama 2200 km’lik bir mesafe bulunmakta-dır. Bu matematik konumu ile Türk Dünyası orta kuşakta yer almaktadır.4

Yukarıda genel hatları ile sınırları çizilen coğrafya dünya tarihinde kül-türel, siyasi ve ekonomik anlamda her zaman büyük öneme sahip olmuş-tur. Tarihi ipek yolunun geniş bir bölümü bu coğrafya içerisinde uzan-maktadır. Bu coğrafya içerisinde yer alan pek çok şehir (Buhara, Semer-kant, Taşkent, İstanbul, vb.) Ortaçağ İslam Dünyasında Bilimin zirveye ulaştığı merkezler olmuşlardır. Yine bu coğrafya dünya siyasetine ve yö-netimine şekil vermiş pek çok devletin kuruluşuna ve yıkılışına şahitlik etmiştir. Bu coğrafya aynı zamanda Çin, Arap, Fars, Rus, Avrupa gibi bir-birinden çok farklı medeniyetlerle Türklerin temas etmelerine ortam ha-zırlamıştır. Bu geniş coğrafyada yaşayan Türklerin bir grubu Çin medeni-yeti ile temas ederken, diğer bir grup Arap, Fars yâda Avrupa kültürü ile

3 a.g.e. s. 3. 4 Ramazan Özey, Dünya Platformunda Türk Dünyası, 1997, Konya, Öz Eğitim Yayıncılık.

Page 114: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

114

temas halinde olmuşlardır. Bu coğrafya içerisinde Türkiye ve doğusu ha-len daha Çin işgali altında olan Türkistan, Türklerin yoğun olarak yaşa-dığı iki bölge olarak dikkati çekmektedir. İki bölge, aralarındaki bağlantıyı kuran güneyi İran toprakları içerisinde yer alan Azerbaycan ile birlikte Batı Trakya’dan Moğolistan sınırına kadar kesintisiz bir Türk nüfus sahası oluşturmaktadır.5

‘Türk Dünyası’, tüm Türk soyundan halkları kapsayan bir kavram ola-rak görülmektedir. Bazıları sadece Orta Asya için bu kavramı kullanır. Hatta sadece Türkistan kavramı ile eş anlamlı kullanıldığı da olur. Ancak çağdaş Türk Dünyası; Orta Asya ve Türkistan kavramlarından daha geniş bir kavramı ifade eder. Türk Dünyası, Orta Asya'ya ek olarak Türkiye, Avrupa, Kafkasya, Çin ve Rusya Federasyonu içindeki Türk bölgeleri ile ‘Türk Diasporası’nı kapsar. Genel bir değerlendirme ile kavramın ifade ettiği alan, tüm bağımsız Türk cumhuriyetleri, özerk Türk cumhuriyetleri ve Türk topluluklarıdır.

M.Ö. başlayıp M.S. 3.000 yılın başına uzanan Türk tarihinin jeopolitik eksenini özetlersek, karşımıza çıkan manzara şudur: İlk bin yılda Türk ta-rihinin ana ekseni Asya’da dönmüştür. İkinci bin yılda özellikle Osmanlı çağlarında küresel bir güç peşinde olması ve üç kıtaya yayılmasına rağ-men, jeopolitik yayılmanın sıklet merkezini Avrupa oluşturmuştur. İkinci bin yılın son iki yüzyılında ise amaç jeopolitik yayılım olmaktan çıkmış, Atatürk’ün kısa süren yönetimi hariç, Avrupa’ya ilhak politikası şeklini almıştır. Özey’e göre; Üçüncü bin yılın başında, Türkler için amaç ne Asya jeopolitiğine dönüş ne Avrupa’ya ilhak olabilir. Olabilecek ve olması ge-reken, Avrasya’da konsolide olmayı sağlayacak bir jeostratejinin izlenme-sidir. Türkiye, Avrasya’nın kardeş toplumları ile Azerîler, Gürcüler, Kürt-ler, Kazaklar, Kırgızlar, Türkmenler, Özbekler ve diğerleri ile Araplar,

5 Sezer, a.g.e., s. 3 ,4.

Page 115: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

115

Farslar ve Ruslarla dostça bir etkileşim ve işbirliği içinde, kökleri bu coğ-rafyanın manevî ve maddî kültür unsurlarına dayanan bir jeopolitik üze-rinde yeniden uyuyan Avrasya uygarlığını diriltmenin mücadelesini ver-melidir.6

Dünya’ya hükmetmek isteyen tüm imparatorluklar ve ülkeler için Türk dünyasının içinde bulunduğu coğrafya büyük önem arz etmiş ve et-mektedir. Kara Hâkimiyet Teorisini ortaya atan İngiliz coğrafyacı Mackin-der’e göre; kesin dünya hâkimiyetini tesis etmek için Avrasya hâkimiyeti, Avrasya hâkimiyeti için Heartland hâkimiyeti, Heartland hâkimiyeti için Doğu Avrupa hâkimiyeti gerekmektedir.7 Mackinder, görüşlerini; 1919′da yayımladığı “Demokratik İdealler ve Gerçek” adlı eserinde şu şekilde be-lirtmiştir. “Doğu Avrupa ile Sibirya bölgesi, dünyanın “Heartland’ı (Kalp Sahası)”nı oluşturur. Heartland’ın çevresindeki Balkanlardan Çin’e kadar uzanan saha ise “İç veya Kenar Hilâl” ya da “Rimland” kuşağıdır. Bunun dışında kalan Amerika – Afrika – Avustralya-Japonya hattı ise “Dış veya Kenar Hilâl” ya da “Dünya Adasının Peykleri” olarak kabul edilir.” Mac-kinder, dünyayı bu şekilde tasnif ettikten sonra, teori oluşturan görüşünü şu şekilde geliştirmiştir.” Doğu Avrupa’ya hükmeden bir devlet Hear-land’a hakim olur. Hearland’a hükmeden ise öncelikle İç-Kenar Hilâl’e ya da Rimland’a hükmeder. Sonra da Dış-kenar Hilâl’e yani bütün dünyaya hakim olur.” “Kara Hâkimiyet Teorisi” olarak bilinen bu görüşte, Müslü-man Türk Dünyası’nın yeri “İç veya Kenar Hilâl” kuşağı içindedir.8

1977-1981 arasında ABD Başkanı Jimmy Carter’ın savunma danışman-lığını yapan Zbigniew Brzezinski 1997 yılındaki ‘Büyük Santraç Tahtası’

6 http://www.turanjeopolitigi.com/jeopolitik/51-jeopolitik/83-turk-tarihinin-ve-gelece-ginin-jeopolitik-cercevesi.html (Erişim tarihi: 02.05.2014). 7 Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, 2010, 56. b., İstanbul, Küre Yayınları, s. 104. 8 Ramazan Özey, Türk Dünyasının Jeopolitik Önemi ve Başlıca Problemleri, http://www.turanjeopolitigi.com/jeopolitik/51-jeopolitik/85-turk-dunyasinin-jeopoli-tik-onemi.html (Erişim Tarihi: 14.04.2014).

Page 116: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

116

adlı yapıtında dünya adası tezini savunuyor: “Avrasya dünyanın ekseni-dir. (…) Avrasya bundan böyle belirleyici bir jeopolitik satranç tahtası ol-duğundan Avrupa ve Asya için ayrı politikalar oluşturmak yeterli değil-dir. Muazzam Avrasya alanında güç dengelerinin gelişmesi Amerika’nın küresel üstünlüğü bağlamında etkili olacaktır.9 Brzezinski, yapıtında Av-rasya’nın önemini şu şekilde ortaya koymaktadır:

“Avrasya yer kürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya egemen olan bir güç, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak verimli üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir. Dünya nüfusunun yakla-şık yüzde 75’i Avrasya’da yaşamaktadır ve hem ekonomik girişimler hem de yer altı zenginlikleri bakımından GSMH’sının yüzde 60’ına ve bilinen enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir.”10

Geniş Anlamda "Türk Dünyası" Tanımı ve Kapsamı

Geniş anlamda Türk Dünyası yeryüzünde, Ekvator’a göre Kuzey Yarımkü-resinde, Baş meridyene göre ise; doğu yarım küresinde yer almaktadır. Ma-tematik konum olarak yaklaşık 20 Doğu (Balkanlar), 90 Doğu (Turfan Hav-zası) boylamları ile 35 Kuzey (KKTC), 55 Kuzey (Kazakistan) enlemleri ara-sında, kabaca bir dikdörtgeni oluşturur. Dikdörtgenin eni 70 boylam derece-sine eşit olarak, 280 dakikalık bir zaman dilimine tekabül eder. Kuzey-Güney doğrultusundaki boy farkı ise 20 enlem derecesidir ki, 2,220 km’lik bir mesa-fedir. Bağımsız devletler topluluğu içerisindeki 6 Türk ülkesinin (Azerbay-can, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan) top-lam yüzölçümü 4,1 milyon km2’yi bulmaktadır. Rusya Federasyonu içerin-deki Özerk Türk Cumhuriyetlerinin yüz ölçümü ise; 3,8 milyon km2 kadar-dır. Bu yüz ölçümüne Doğu Türkistan ve Türkiye (814.578 km2) de ilave edi-lirse, Türk dünyasının toplam yüz ölçümü 10,5 milyon km2’yi bulur. Bu da,

9 Alexandre Defay, Jeopolitik, 2005, Ankara, Dost Kitapevi Yayınları, s. 20. 10 Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası, 1998, Çev. Ertuğrul Dikbaş ve Ergun Ko-cabıyık, Sabah Kitapları, İstanbul, s. 32.

Page 117: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

117

Avrupa kıtasının yüz ölçümünden biraz daha fazladır. Türk Dünyası bir bü-tün olarak; kuzeyden Rusya Federasyonu, doğudan Çin, güneyden Pakistan, Afganistan ve İran, güneybatıdan Arap ülkeleri ve batıdan ise Avrupa ülke-leriyle sınırlıdır. Ancak ilginçtir Türkiye-Özerk Nahcivan ile diğer Türk ülke-leri, Ermenistan toprakları ile kesintiye uğramaktadır.11

Türk Dünyası dendiğinde Türkiye’nin ve Anadolu’nun jeopolitik önemi daha çok öne çıkmaktadır. Coğrafi konumu ve diğer özellikleriyle Anadolu tam bir kaleyi andırmaktadır ve bugün burada Türkler yaşamaktadır. Dünya kalesinin çevresini oluşturan iç çemberlerde ise, yine Türkler çoğunluktadır. Konum olarak Müslüman Türk Dünyası; Avrupa Ülkeleri ve Rusya’ya karşı koca bir hilal şeklinde bulunmaktadır. Bu koca hilal, aynı zamanda, diğer İs-lam ülkelerinin kuzeyinde Batı Avrupa ve Rusya’dan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı bir kalkan görevi görmektedir. Bu bakımdan Türk Dünyasının jeopolitik önemi çok büyüktür. 20. yüzyılda dünyamızda çok fazla sayıda sa-vaşların yaşanması, dünya kalesi ve iç çemberde birliğin sağlanamamasın-dan kaynaklanmıştır. Belki, 21. Yüzyılda, Müslüman Türk Dünyası, bu jeo-politik avantajını kullanarak, yeniden dünya barışını sağlayacaktır.12

Dar Anlamda "Türk Dünyası" Tanımı ve Kapsamı

Dar anlamda Türk Dünyasına baktığımızda ilk akla gelen Kazakistan, Kır-gızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı içine alan 5.8 milyon km2’lik Orta Asya’dır. Hatta Doğu Türkistan dâhil edilirse, bu alan 7.5 milyon km2’ye ulaşmaktadır. Orta Asya yeraltı kaynakları yönünden zen-gindir. Nitekim 1. Jeolojik Zaman (Paleozoyik)’da taş kömürü, kuzeydeki başkalaşım kayalarında altın, gümüş, bakır, çinko, nikel yatakları ve bu-

11 Ramazan Özey, Türk Dünyasının Coğrafyası, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağus-tos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları, s. 145. 12 Özey, a.g.e., ss. 163, 164.

Page 118: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

118

nun üzerinde yer alan tortullarda petrol ve doğal gaz yatakları oluşmuş-tur. Kapalı bir havza olan Orta Asya’da üç büyük kapalı havza vardır. Batı’da Hazar Denizi, Balkaş Gölü, Doğu’da Altay ve Tanrı dağları ara-sında Çungarya, Tanrı ve Altın-Karakurum dağları arasında Tarım hav-zaları. Orta Asya’nın iki önemli akarsuyu olan Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Sir Derya) Aral Gölüne dökülür. Bu nehirlerin geçtiği yerlerde bol miktarda pamuk üretilir.13 Bu coğrafyada mevcut olan ve parasal de-ğeri 4 trilyon doları aşan 200 milyar varil petrol ve 40 trilyon metreküp doğalgaz rezervi 21. Yüzyılda mutlaka yeryüzüne çıkarılacaktır. Bu nok-tada özellikle Hazar havzasındaki büyük petrol-doğal gaz rezervleri, ABD’yi bölgeye çekerken, dünyanın en önemli petrol-doğal gaz ithalatçısı olan AB ve Çin’in de bölgeye ilgisini tetiklemiş; Rusya ise, ekonomik ya-şam alanı olarak gördüğü bölgenin kontrolünden çıkmaması için politika-lar geliştirmeye başlamıştır.14

Jeopolitik teorilerin hangisine göre değerlendirme yapılırsa yapılsın, Türkiye ve Türk Dünyası gerek evrensel gerekse bölgesel düzeyde önce-likli olarak dikkate alınması gereken bir etkendir. Bu nedenle küresel güç-lerin ve özellikle de ABD’nin böylesi bir etkeni göz ardı etmesi düşünüle-mez. Halford Mackinder ve Nikolas Spykman’in İç ve Dış Hilal’lerinin, George Kennan’ın Çevreleme Politikası’nın hangi coğrafyalara tekabül et-tiği düşünülürse, Türk Dünyası’nın jeopolitik önemi daha iyi anlaşılabilir. Özellikle dünya hâkimiyeti kurmak isteyen bir hegemon güç için Orta Asya vazgeçilemeyecek bir coğrafyadır. İngiltere ve Rusya’nın bu bölge-nin hâkimiyeti için 150 yıl mücadele ettiği unutulmamalıdır. Orta Asya’ya

13 İbrahim Atalay, Türk Dünyasının Coğrafyası, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağus-tos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları, ss. 169, 170. 14 Okan Yüksel, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Sonrası Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Arasında Ekonomik, Siyasal ve Kültürel İlişkiler, s. 11. http://trdocs.org/docs/index-15869.html (Erişim Tarihi:05.05.2014).

Page 119: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

119

benzer şekilde Avrasya’nın geneli tarihsel süreçte dünya hâkimiyeti kur-mak isteyen güçlerin çarpışma alanı olmuştur.15

Batı ve Batı Perspektifinden "Türk Dünyası" Tanımı ‘Batı’ Türk Dil Kurumu sözlüğünde siyasal anlamda; Avrupa ve Kuzey Amerika olarak tanımlanmaktadır.16 Birçok tarihçiye göre Batı medeniye-tinin kökleri Antik Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanır. Avrupalıla-rın Yeni Dünya'ya ulaşması ile Avrupa medeniyeti, ABD ve Kanada kül-türlerinin de temelini oluşturmuştur. Soğuk Savaş esnasında ise ‘Batı’ kavramı denilince akla daha çok Avrupa'daki ve Kuzey Amerika'daki ko-münist olmayan ülkeler gelmiştir.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılınca, Soğuk Savaş sona er-miş ve ABD’nin vizyonunda, Orta Asya ve Kafkasya’da ortaya çıkan otorite boşluğunun nasıl ve neyle doldurulacağı sorusu irdelenmeye başlamıştır. İlginçtir burada Amerika Birleşik Devletleri’nin kuvvetle desteklediği for-mülasyonlardan biri, ‘Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk Dünyası’ söy-lemi olmuştur. Bu söylem Türk siyasileri ve kamuoyunda çok derin etkiler bırakmış ve bu bağlamda Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni ortaklık şekilleri görülmeye başlanmıştır.”8 Söz konusu gelişmelerle birlikte, 16 Ekim 1992 tarihinde zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal bir basın açıklamasında şunları söylemiştir: “Şimdi Türkiye’nin önünde çok önemli bir imkân, kapı açıldı. Balkanlar’dan ta Orta Asya’ya kadar Türk Cumhuriyetleri’nin bütün cumhurbaşkanları Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara’ya geliyor. Bu bizim için de onlar için de çok önemli bir fırsat. Bu tarihi bir fırsattır. Bundan ka-çamayız. Ve 21. asır Türkiye’nin ve Türklerin asrı olmalıdır.” Yine zamanın

15 http://www.usgam.com/tr/index.php?l=840&cid=383, (Erişim Tarihi: 05.05.2014). 16 http://www.tdk.gov.tr/index.php?op-tion=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.53638262e60042.90943497 Erişim Tarihi: 02.05.2014).

Page 120: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

120

başbakanı Süleyman Demirel de 5 Nisan 1993 tarihli bir basın toplantısında benzer görüşlerini dile getirmiştir: “Türkiye Adriyatik’ten Çin’e kadar doğ-makta olan yeni bir dünyada yaklaşık 600 milyonun yaşadığı Avrasya böl-gesinde, bu bölgenin en istikrarlı ve model olarak alınan ülkesi olmuştur.”17

Amerikan dış politikasında Türk Dünyası’nın önemli bir yeri vardır. Çünkü Türk Dünyası, dünya hegemonu olmak için mücadele eden bir güç tarafından göz ardı edilemez. Fakat ABD’nin Türk Dünyası’na yönelik bü-tünlük arz eden bir politikası yoktur. Türk Dünyası’nın farklı unsurları-nın, birbirinden farklı özellikler arz etmesi ABD’nin her unsur için ayrı politikalar takip etmesini beraberinde getirmiştir. ABD’nin Türk Dünyası diye bir algılamasının olmaması neredeyse imkânsızdır. Zira ulusal çıkar-larına hizmet etmesi adına kullanabileceği bir unsuru göz ardı edemez. ABD’nin Avrasya stratejisinin temelinde bu coğrafyanın kendisi dışında başka bir güç tarafından tek başına kontrol edilmemesi vardır.18

Türki Cumhuriyetlerin Temel Özellikleri ile Demografik Yapıları

Bugün için Türk dünyasında yaklaşık olarak 250 milyon Türk nüfusu ya-şamaktadır. Söz konusu bu toplam nüfusun %25’i Türkiye’de yaşamakta-dır ve Türk dünyasının en büyük şehri İstanbul’dur. Kaldı ki; İstanbul aynı zamanda dünyanın en büyük şehirleri arasında yer alır. Türk Dün-yasında diğer önemli şehirler Ankara, İzmir, Bakü, Aşkabat, Buhara, Se-merkant, Taşkent, Duşanbe, Almatı ve Urumçi’dir. Eski Sovyetler Birli-ğinde yer alan 6 Türk ülkesinin toplam nüfusları 1940 yılında 20,3 milyon kadarken, günümüzde sayı 70 milyonu aşmıştır. Rusya’ya bağımlı olan özerk Türk cumhuriyetlerinde, Rus nüfusu azalmakta, Türk nüfusu ise hızla artış göstermektedir. Bunun nedeni, Rusların, Türk bölgelerinden

17 Yüksel, a.g.m., ss. 4, 5. 18 http://www.usgam.com/tr/index.php?l=840&cid=383, (Erişim Tarihi: 05.05.2014).

Page 121: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

121

Rusların daha yoğun yaşadıkları bölgelere göç etmesinden ve Türk nüfu-sunun Rus nüfusuna göre doğal artışının fazla olmasından kaynaklan-maktadır. Bugün için bağımsız olan 8 Türk ülkesinin (Azerbaycan, Kaza-kistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenis-tan) toplam yüzölçümleri 4.864.013 km2’yi bulmaktadır. Bu ülkelerin top-lam nüfusları 1995 yılı itibariyle 126 milyonu aşmıştır. 2006 yılında 138,4 milyon, 2012 yılında 153,4 milyona ulaşmıştır. Tahminlere göre; 2020 yı-lında ise; 181 milyona ulaşacaktır. Bu nüfus tahminlere göre 2025 yılında 170 milyon, 2050 yılında ise 196 milyona ulaşacaktır. Türk dünyası bir bü-tün olarak ele alındığında çok zengin madenlere sahiptir. Petrol, doğal gaz, kömür, demir, bakır, boksit, krom, nikel, kurşun, tungsten gibi zengin rezervler bulunmakta ve bunların çoğu işletilmektedir. Madenciliğe da-yalı sanayi, gıda, tekstil, kimya, petro-kimya, ve makine sanayisi oldukça gelişmiştir. Ulaşım, ticaret ve turizm bakımından her ülke kendi bünye-sinde gelişmiş olup, ancak Türk ülkeleri arasındaki bağlantı, arzu edilen düzeyde kurulamamıştır. Oysa geçmişe bakıldığında Türk Dünyası, Av-rupa-Asya arasında önemli bir köprüyü oluşturmaktaydı. Tarihi yollar-dan İpek ve Baharat yolları, Türk ülkelerini birbirine bağlıyor ve bu yollar sayesinde, Türk Dünyasında canlı bir turizm ve ticaret yaşanıyordu. 19

Soğuk Savaş Dönemi Batı ve Türk Dünyası İlişkisi

II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan sistem iki bloklu bir sistemdi. Yaklaşık yarım asır bütün siyasi, askerî ve ekonomik gelişmeleri belirle-yen bu sistemin, Berlin Duvarı’na inen çekiç darbeleri ile sembolize edilen yıkılış süreci, beklenenden çok hızlı gelişti. Fukuyama’nın tartışmalı meş-hur “tarihin sonu” nitelemesi, bir tarafın galibiyetinin ilanı kadar, yeni bir dönemin, yeni bir tarih anlayışının başlangıcına da işaret ediyordu. Hiç

19 Ramazan Özey, Türk Dünyasının Coğrafyası, a.g.e., ss. 152-159.

Page 122: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

122

kuşku yok ki bu dev değişimin en baştaki muhatabı, 1917’de Rus Çarlığını yıkarak Ekim Devrimi ile iktidara gelen Bolşeviklerce kurulan Sovyet Sos-yalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) oldu. Ancak, özellikle 1979’da Afga-nistan’ın işgali sonrasında belirgin bir çöküş dönemine giren ve en önemli rakibi olan ABD karşısında gerileyen SSCB’nin son on yılı, yeni bir arayış dönemine de işaret ediyordu. 1985’de M. Gorbaçov’un iktidara gelmesi ve SSCB’nin yaşatılabilmesi için ortaya koyduğu Glasnost ve Prestroika po-litikaları, güçlü imajın ardındaki gerçekleri ortaya koydu ve dağılmayı daha da hızlandırdı ve en son Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrasında SSCB, tarih sahnesine resmen veda etmek zorunda kaldı. 1991 yılında SSCB res-men dağılınca, bu birliğe bağlı ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Birliği oluşturan şimdi bağımsız olan aralarında Orta Asya Cumhuriyetlerinin de yer aldığı 15 devletten 11’i, daha sonra bir araya gelerek Rusya Fede-rasyonu’nun önderliğinde “Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurdular.20 Batı söz konusu dönemde Sovyetler içerisinde bulunan unsurları zaman zaman harekete geçirmeye çalışmış, dil ve kültürlerini yerleştirmeye yö-nelik atılımlarda bulunmuştur. Fakat Batının bölgeye ekonomik ve kültü-rel anlamdaki asıl nüfuzu Sovyetlerin dağılmasından sonra olmuştur. 1991 yılının son aylarında bağımsızlıklarını ilan eden Orta Asya bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin bugün hepsi Birleşmiş Milletler üyesidir.

Sovyetlerin Dağılması ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Ortaya Çı-kışı

Sovyetlerin dağılmasına neden olan olaylar aslında çok daha önce başla-mıştı. Doğu bloğunun ekonomik işbirliği örgütü olan Komekon ve siyasi işbirliği örgütü olan Varşova Paktı üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerinde rejim karşıtı hareketler daha 1980’lerde başlamıştı. Polonya’da bir sendika

20 Murat Erdoğan, Avrupa Birliğinin Orta Asya Politikaları, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları, Ankara 2011, s. 26.

Page 123: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

123

lideri olan Lech Walesa öncülüğündeki Dayanışma (Solidarite) hareketi, ülkenin önemli merkezlerinde büyük kalabalıkların toplandığı rejim kar-şıtı gösteriler yapıyor, bunları önlemek için Sovyetler Birliği, daha önce 1957’de Macaristan ve 1968’de Çekoslovakya’da yaptığı gibi etkin ve sert müdahalelerde bulunamıyordu. 1988’den başlayarak önce Polonya, sonra diğer Doğu Avrupa ülkelerinde rejim birer birer yıkıldı. 1989’da utanç du-varı denilen ve Berlin’i ikiye ayıran Berlin duvarı da tarihe karışmış, iki Almanya birleşmişti. Romanya’da Çavuşesko, Bulgaristan’da soydaşları-mıza zulmüyle bilinen Jivkov yönetimi sona ermiş, Yugoslavya diğerle-rinden biraz geç ve kanlı biçimde unsurlarına ayrışma sürecine girmişti. Olaylar kısa zamanda Sovyetler Birliğini de etkilemeye başladı. Önce es-kiden beri batının desteğini alan Baltık Cumhuriyetlerinde (Estonya, Le-tonya ve Lituanya) Doğu Avrupa’dakine benzer hareketler başladı. O ta-rihlerde Sovyetler Birliğinin başında bulunan Gorbaçov yönetimi, olayla-rın gidişatını önceden görmüş ve daha 1985’lerden itibaren glasnost (şef-faflık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) politikalarıyla öngörülen da-ğılışı mümkün olan en az zararla gerçekleştirmeye çalışmıştır.21

SSCB’nin dağılması sonucu bu topraklarda yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasıyla, yeni jeopolitik düzenin oluşumu ve buna ilişkin olarak da nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı başlamıştır.22

Z.Brezezinski’nin satranç tahtası üzerindeki mücadeleye benzettiği eski Sovyet coğrafyasındaki yeni nüfuz paylaşımında, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere bölgenin doğal kaynakları, öncelikli olarak rol oynadı. Bu çerçevede Orta Asya hem stratejik önemi, hem zengin petrol ve doğal-gaz rezervlerinin bulunması, hem de tarihî, siyasi ve güvenlik gerekçelerle Rusya, ABD, Çin, Hindistan, Türkiye, İran ve AB gibi Orta Asya’da nüfuz

21 Orhan Kavuncu, Ana Hatlarıyla Türk Dünyası, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları ss. 102-103. 22 Erdoğan, a.g.e., s. 27.

Page 124: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

124

sahibi olan ya da olmak isteyen bölgesel güçlerin ilgi odağı oldu.23 1990’la-rın ortalarından itibaren entegrasyon yönündeki girişimlerini hızlandıra-rak küresel bir oyuncu olma yönündeki iradesini ortaya koyan AB, çeşitli politik ve ekonomik sorunlara ve birlik olma sancılarının yarattığı ikilem-lere rağmen, Orta Asya üzerindeki ilgisini hiçbir zaman eksik etmemiş, zaman içerisinde bölge ülkelerine çeşitli programlar ile işbirliği içinde ikili ilişkiler kurmuştur.24

Türk Dünyasının Batı Karşısında Nüfuzu ve Etki Alanları

Avrasya ekonomik gelişmişliği ve entegrasyonu ile ilk bakışta cesaret ve-rici gözükmese de Batı karşısında nüfuz ve etkinlik alanına baktığımızda güç potansiyellerinden biri olarak enerji ve ticaret ortaya çıkmaktadır. ABD’nin tek başına GSMH’sının 9.646 milyar Amerikan Doları, Al-manya’nın ise 2.057 milyar Amerikan Doları olduğu göz önünde tutulursa gerek Avrasya’daki Türk halklarının gerek Avrasya halklarının ürettiği toplam zenginliğin, teknolojik ve bilimsel gelişmişlik seviyelerinin ol-dukça mütevazı olduğu görülebilir. Yedi Türk Cumhuriyetinin toplam GSMH’sı 245,3 milyar Amerikan Doları iken, Rusya Federasyonu’nun GSMH’sı 241 milyar Amerikan Doları, İran’ın 104,6 milyar Amerikan Do-ları olduğu göz önünde tutulursa, Avrasya’nın GSMH’sı 600 milyar Ame-rikan Dolarıdır ki, bunun yukarıda anılan ülkelerin ürettiği zenginlikle karşılaştırılamayacağı görülür.25

Hazar Havzasında bulunan Türk Cumhuriyetler 1991 sonrasında dev-let ve millet inşası süreçlerinde sahip oldukları enerji kaynaklarını etkin

23 A.g.e., s. 27. 24 Davutoğlu a.g.e., s. 468. 25 http://www.turanjeopolitigi.com/jeopolitik/51-jeopolitik/83-turk-tarihinin-ve-gelece-ginin-jeopolitik-cercevesi.html (Erişim Tarihi: 02.05.2014).

Page 125: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

125

bir şekilde kullanarak ihtiyaç duydukları iktisadi kaynakları bu rezervler-den devşirme stratejisi geliştirmiştir. Fakat Sovyetlerden kalan alt yapıla-rın Rusya’ya bir bağımlılık oluşturması, bu ülkelerin enerji stratejilerini oluştururken enerji güvenliği hususunu da dikkate almalarını gerekli kıl-mıştır. Türkiye, bu süreçte sahip olduğu jeopolitik konumu nedeniyle ge-rek bu ülkeler gerekse de Batılı ülkelerce Rusya’ya alternatif bir model ve koridor olarak görülmüştür. Bu çerçevede geliştirilen ilişkiler ve sonra-sında oluşturulan “Doğu-Batı Enerji Koridoru” stratejisi ile Hazar Havza-sında bulunan enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Batı piyasalarına ulaştırılması hedeflenmiştir. Bu strateji, kısmen başarılı olmuş; Azerbay-can petrolü ve doğalgazı Türkiye üzerinden dünya piyasalarına iletilmeye başlanmıştır. Gerçekleştirilen bu projeler, Türkiye’nin enerji güvenliğine de hizmet ederek Türkiye’nin enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini sağ-lamıştır.26 Azerbaycan Türkiye’nin ulaşım ve enerji alanındaki büyük böl-gesel projelerindeki en önemli ortaktır. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Francis Ricardone, Türkiye’nin dünyanın en önemli enerji koridorların-dan biri olduğunu vurgulayarak, Azerbaycan ve Türkiye’yi destekledik-lerini bildirmiştir.27 Hazar enerji kaynaklarının bu ülkeler üzerinden ba-tıya ulaştırılıyor olması, yalnızca söz konusu ülkelerin egemenliklerini ve ekonomilerini sağlamlaştırmamakta aynı zamanda Rus etki alanından uzaklaşarak, Avrupa değerler siteminin önemli bir parçası olabilmeleri yönünde ortam sağlamaktadır.28

26 Hasan Selim Özertem, Yarım Kalmış Bir Senfoni – Türkiye ve Hazar Havzası Enerji Po-litikaları, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Tür-kiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları, s. 1292. 27 Toğrul İsmayıl, Azerbaycan’ın enerji stratejisi ve Türkiye, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayın-ları, s. 1462. 28 Ahat Andican, Türk Cumhuriyetleri ile İlişkiler, Ed. Haydar Çakmak, Türk Dış Politi-kası 1919-2008, 2008, Ankara, Barış Platin Kitap Ltd Şti., s. 965.

Page 126: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

126

Bununla birlikte Avrasya halkları büyük bir insanî ve ekonomik zen-ginlik potansiyeline sahiptirler. AB için bölge ekonomik anlamda önemli fırsatları barındırmaktadır. 1990’lı yıllardan itibaren AB’nin Orta Asya Cumhuriyetleriyle olan ticareti artmıştır. 1995 yılında AB’nin bu ülkelere toplam ihracatı 1,5 milyar dolar civarında iken, 2006 yılında 8 milyar do-lara, 2010 yılında ise 10 milyar dolara yaklaşmıştır.29

Her ne kadar bölgede yarısından fazlası Kazakistan ile yapılan ekono-mik faaliyetlerin büyüklüğü AB’nin ekonomik gücü içinde % 1 büyüklüğe bile ulaşmasa da, bölgenin orta-uzun vadede enerji kaynakları itibari ile potansiyeli dikkat çekicidir. Bölgenin önemli petrol, doğal gaz yatakları yer altı ve yer üstü zenginlikleri AB için son derece önem taşımaktadır. Bu coğrafya da bulunan ülkelerle geliştirilen ticari ilişkiler petrol ve doğalgaz ticareti göz önünde bulundurulduğunda AB için neredeyse vazgeçilmez niteliktedir. AB özellikle Kazakistan’la yoğun ticari ilişkiler içerisindedir. Kazakistan, AB’nin Orta Asya’daki en büyük ticaret ortağıdır. Taraflar arasındaki toplam ticaret 2010 yılı itibarıyla 27 milyar doları bulmuştur. Bu miktar, AB’nin diğer üç Orta Asya Cumhuriyeti (Özbekistan, Türkme-nistan, Kırgızistan) ile yaptığı ticaretin toplamından daha fazladır. 19 Temmuz 2011 tarihinde AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton AB-Kazakistan ilişkileri konusunda “Kazakistan ekono-mik ve siyasi olarak AB içi kilit bir ülkedir” demektedir.30

Avrupa Birliği; bir süredir bölge ülkelerinin Dünya Ticaret Örgütü üyeliğini desteklemeyi, KOBİ’lerin teşviki, temel altyapının geliştirilmesi, bilim-teknoloji, turizm alanlarında becerilerin artırılması gibi yollarla sür-dürülebilir kalkınmayı desteklemeyi, bankacılık sektöründe yapılacak ya-pısal reformları desteklemeyi, bölge ülkelerinin Genelleştirilmiş Tercihler

29 Erdoğan, a.g.e., s. 55. 30 a.g.e., s. 38.

Page 127: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

127

Sistemi rejiminden daha iyi faydalanabilmesini sağlayacak yollar üze-rinde çalışmayı, bölge ülke mevzuatlarının AB müktesebatına yakınlaş-malarını sağlayacak sistemler geliştirmeyi ve böylece bölge mallarının Av-rupa pazarına daha rahat erişimini sağlamayı, bölge ülkelerini Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmalarının ticari ve ekonomik hükümlerini tam olarak uygu-layabilmeleri için desteklemeyi, ticari konularda sağlanan teknik destek-leri genişletmeyi ve iyi bir yatırım ve ticaret ortamının sağlanabilmesi için yapılacak hukuki ve kurumsal düzenlemeleri desteklemeyi öngörmüş-tür.31

Bölgenin Batı karışındaki nüfuz ve etkileşim alanı siyasi alanda da ol-dukça yoğun hissedilmektedir. İki binli yıllar ile Rusya, yakın çevre poli-tikasına dönmeye ve eski Sovyet bloku ülkeleri üzerinde Rusya’nın etkin-liğini arttıracak politikaları gündeme getirmeye başlamıştı. Zaten uzun bir süredir Orta Asya coğrafyası Batı ile Rusya’nın egemenlik mücadelesine sahne olmaktaydı. Putin Çeçenistan meselesini kanlı bir şekilde çözmüş, ABD desteğiyle kurulan ve Bağımsız Devletler Topluluğunun (BDT) altını oyan GUAM (Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova) örgütünün üze-rine gitmişti. Putin’in Orta Asya’daki hamlesi, 1997 yılında Çin ile sınır sorunlarını çözmek amacıyla kurulan Şangay 5’lisi örgütünü, Özbekis-tan’ın da katılımıyla ekonomi, güvenlik ve askeri alanlarda işbirliğini ön-gören Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) haline dönüştürmek oldu. Böylece Sovyet sonrası coğrafyada etkinlik arayışında olan Batı gücüne karşı bir Rus- Orta Asya- Çin ekseni kurulmuş oluyordu. Tüm bu gelişmelerden sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırıları ve bunu takiben ABD’nin “teröre karşı küresel savaş” ilkesini gündeme getirerek Afganistan’a yaptığı mü-dahale, Orta Asya’daki dengeleri alt üst etti. Başta Özbekistan olmak üzere Orta Asya ülkeleri, ABD’nin teröre karşı savaş politikasını destek-lediler ve Özbekistan ile Kırgızistan ABD’ye askeri üsler tahsis ettiler. Bu

31 A.g.e., ss. 39, 40.

Page 128: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

128

gelişmelerle siyasi olarak coğrafyada varlığını hissettiren ABD, askeri ola-rak da Orta Asya’ya yerleşti ve bundan sonra Orta Asya ülkelerinin Ba-tıyla eklemlenme süreci başladı.32

2007’de AB tarafından resmileştirilen “AB ve Orta Asya: Yeni Bir Or-taklık İçin Strateji Belgesi”, AB tarafından geliştirilen en kapsamlı dış po-litika belgelerinden birisidir. Bu belgeye yansıyan temel özellik, AB’’nin Orta Asya Stratejisinin “güvenlik” ve “istikrar” üzerine bina edilmiş ol-masıdır. AB’nin Orta Asya Stratejinin önemli özelliklerinden birisinin de hem bölge, hem de bölge içindeki her bir ülke için eşzamanlı politikaların geliştirilmesi olduğu söylenebilir. Bu çerçevede Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile imzalanan ve 1999’da yürürlüğe giren Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları (PCA) son derece önem taşımaktadır. AB, Orta Asya ülkele-rinin uluslararası kurumlarla ilişkilerinin geliştirilmesini de öncelikli ça-lışmaları arasına almıştır. Bu çerçevede Almanya’nın büyük çabaları ile Kazakistan’ın başkenti Astana’da 1-2 Aralık 2010 tarihlerinde düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) 7. Liderler Zirvesi dik-kat çekicidir. 1999’da İstanbul’da yapılmasının ardından ilk kez Kazakis-tan’da toplanan zirve önemli tartışmalar da yarattı. Ancak Kazakistan için büyük bir başarı olarak kabul edilen bu zirveye de katkı veren AB’nin, Orta Asya ülkelerinin uluslararası toplumun aktif üyeleri haline gelme-sine çaba göstermesi, Bölgeye orta-uzun vadede önemli değerler katabi-lir.33

AB’nin 2007 – 2013 dönemini kapsayan yeni Strateji Belgesi CARSP’da “bölgesel istikrar”, “ekonomik ilişkiler” ve “enerji arzı güvenliği” şek-linde belirlenen üç temel stratejik hedefin gerçekleştirilebilmesi için bel-gede bazı önemli girişimler öngörülmekteydi. AB bölgenin siyasi ve eko-nomik dönüşümünü sağlamak üzere; demokrasi, hukukun üstünlüğü, iyi

32 Andican, a.g.e, s. 963. 33 Erdoğan, a.g.e, ss. 35, 36, 38.

Page 129: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

129

yönetişim, barış içerisinde yaşama ve ekonomik kalkınma yolunda iler-leme hedefleri için şu girişimleri başlatacağını açıklamıştır: Bölge ülkeleri ile düzenli siyasi diyalog içerisinde bulunmak. Avrupa Eğitim Girişimi’ni başlatmak. Avrupa Birliği Hukukun Üstünlüğü Girişimi’ni başlatmak. Düzenli olarak, İnsan Hakları Diyaloğunu kurmak ve Enerji Diyalogu dü-zenlemek. Yeni stratejisine uygun olarak AB, şu adımları atmayı arzula-mıştır: İnsan Hakları konusunda desteğini sürdürmek. Bağımsız yargı ku-rumlarının kurulmasına ve geliştirilmesine yardımcı olmak. Hukuki re-formları desteklemek. Eğitim alanında işbirliğini sürdürmek. Avrupa Ça-lışmaları Enstitülerini, Orta Asya ülkelerinde açmak. Araştırmacılara burs imkânı sunmak. Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik, INOGATE, TRACECA gibi bölgesel projeleri desteklemeye devam etmek ve Bakü Girişimi’ni desteklemek. AB, Dışişleri Bakanları seviyesinde düzenli toplantılar dü-zenlemeyi, her bir ülke ile ülkelerin farklı özellik ve ihtiyaçları dikkate alı-narak, mevcut Ortaklık- İşbirliği Anlaşmaları üzerinden gelişmeler sağla-yarak işbirliğine girmeyi planlamıştır.34

Yine siyasi nüfuz ve etkileşim ile ilişkili olarak güvenlik konusu da Batı

ile ilişkilerde önemli bir unsur olarak ortaya çıkarken, güvenlik nokta-sında bölge, Batı ve Rusya’nın nüfuz mücadelesine sahne olmaktadır. Gö-meç’e göre; “yeni Türk Cumhuriyetlerinin henüz hiç birinin doğru dürüst milli orduları tam manasıyla oluşturulmamıştır. Kimi bu konuda kendi-sini ABD’ye kimi Rusya’ya dayamak istiyor. Kimisi de tarafsızlık kome-disi ile başına bir tehdit gelmeyeceğini sanıyor. Bir an evvel Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri kendi ortak milli savunma teşkilatlarını meydana getirmek zorundadır. Eğer Türk Cumhuriyetleri kuvvetli ordulara sahip olmazsa 2005 senesinde Kırgızistan Türk Cumhuriyetinde olduğu üzere, 300-500 kişi ile hükümetler kolayca devrilebilir. Bir tümen askerle koskoca

34 A.g.e., ss. 39, 41.

Page 130: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

130

bir ülke işgal edilebilir.”35 Gömeç’in 2013 tarihli bu çıkarsaması hiç şüp-hesiz akla Türkiye’deki 15 Temmuz 2016 darbe girişimini getirmektedir. Kaldı ki; ne o yıllarda ne de 15 Temmuz’un geç saatlerine kadar bu ülkede darbe olacağı tahayyül bile edilemiyordu. Bölge ülkelerinden bazılarında darbe ihtimali hep konuşula gelirken, beklenmedik şekilde bu olay de-mokratik kurumları ile övünen Türkiye’de cereyan etti. Neticede ise; Tür-kiye halkı askeri, polisi, siyasetçisi ile birlikte “bir iç çatışmaya mahal ver-meden” sadece bölgeye değil dünyaya örnek olacak bir direnişle darbe girişimini püskürttü. Bu anlamda 15 Temmuz sadece Türkiye için değil bütün bölge ve dünya için Türk Dünyası ve Batı ilişkileri bağlamında önemli bir olaydır.

Konumuza tekrar dönersek ABD, Afganistan’dan çekilme planları ya-parken ağır askeri araçlarının nakliyesini Tacikistan, Kırgızistan ve Özbe-kistan üzerinden yapmak istemiştir. Yine ABD Tacikistan’da da askeri üs açmak istemiş ve uzun bir süre pazarlıkları sürdürmüştür. Hali hazırda Tacikistan’ın Özbekistan sınırına yakın Hanabad bölgesinde ABD’nin resmi olmayan irtibat üssü bulunuyordu. Kırgızistan’dan sonra Tacikis-tan’da da ABD ve Rusya aynı ülkede üs bulunduran iki ülke olacaklarken son yıllardaki gelişmeler ABD’nin üst planlarını açmaza soktu ve Tacikis-tan’da Rus etkisi ağır bastı. Diğer yandan bölge İran-ABD ilişkileri açısın-dan da ayrı bir önem taşıyor. İran Kırgızistan’daki Manas üssünün süre-sinin uzatılmasından rahatsız ve bunun için Bişkek’e doğrudan ve Rusya üzerinden dolaylı baskı yapıyordu. Hem Moskova’nın hem de Tahran’ın hassasiyetlerini göz önünde bulunduran Kırgızistan Cumhurbaşkanı Al-mazbek Atambayev, ABD’nin Kırgızistan’da bulunan manas üssünü uzatmaya gönülsüzdü ve 2014 yılında Kırgız hükümeti kira anlaşmasını

35 Saadettin Yağmur Gömeç, Yeni Yüzyıla Girerken Türk Cumhuriyetleri, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları, s. 97.

Page 131: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

131

uzatmayarak üssü kapattı.36 Bişkek’e askeri yardımlar neticesinde, ABD’nin 2014 yılında manas üssünü kullanmaya devam etmesi güçlü bir olasılık olarak görülüyor, aksi halinde 2010 benzeri yeni bir devrim olabi-leceği değerlendiriliyordu. Muhtemel devrimin lideri olarak ise; önceki Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva gösteriliyordu. Roza Otunbayeva ve Saakaşvili’nin eski Sovyet Cumhuriyetleri içinde ABD’nin en çok güven-diği iki lider olduğu bilinmektedir. Roza Otunbayeva Orta Asya’da Ma-sonluğu kuran iki liderden biri. Orta yaşlı, hırslı. Londra’da satın aldığı lüks evinde 2012’de vakıf kurdu. Vakıf eliyle Kırgızistan’da etkinliğini adım adım arttırmaya çalışıyordu.37

Gelinen noktada günümüzde ABD, Orta Asya’daki stratejik varlığı açı-sından 2001 sonrasına göre bir hayli mevzi kaybetmiş görünümündedir ve askeri etkinliği NATO işbirliği arayışlarına indirgenmiş durumdadır. Bölge ülkelerinin NATO üyeliği yoluyla batı güvenlik sistemlerine eklem-lenme çabaları, kadife devrimlerle birlikte siyasal alana da kaymış durum-dadır.38

11 Eylül, AB’nin de Orta Asya politikalarında stratejik değişiklikler ge-tirmiş ve AB, Orta Asya politikalarını yeni öncelikler çerçevesinde yeni-den tanımlamıştır. Yeni tehdit algılamaları ve işbirliği alanlarını dikkate alan AB, 11 Eylül 2001 sonrasında Orta Asya ülkeleri ile ilişkisindeki en önemli enstrümanı olan teknik yardımların kullanımı konusunda da bazı değişikliklere gitmiştir. AB, hâli hazırda, demokrasi ve hukukun üstün-lüğü gibi Avrupa Güvenlik Stratejisi’ne uygun olarak ve Stratejide belirti-len alanlarda, Orta Asya devletleri ile yakın işbirliği içerisinde bulunmayı planlamaktadır. Orta Asya’daki istikrarın, güvenliğin ve iyi yönetişimin

36 http://www.trthaber.com/haber/dunya/kirgizistandaki-abd-askeri-hava-ussu-ka-pandi-135685.html (Erişim Tarihi: 12.04.2018) 37 Hasan Kanbolat, Türk Cumhuriyetlerinin Değişen Jeopolitiğinde Türkiye ile İlişkilerin Gele-ceği, Türk Dünyası Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 2013, yıl 9, Sayı: 53-54, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi yayınları, s. 138. 38 Andican, a.g.e., ss. 964, 965.

Page 132: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

132

sağlanmasının, kendi bölgesel ve ulusal güvenliği için elzem olduğunu düşünen Birlik yetkilileri, bu nedenle Birliğin doğusunda kalan ülkelerin demokratik, katılımcı bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini belirtmekte-dir.39

Türk Dünyasının Batı İçin Önemi

AB için Orta Asya, başından beri özellikle enerji kaynakları, bölgesel istik-rar ve güvenlik ile ticari ilişkiler bakımından önemli olsa da, asıl kırılma-nın AB’nin genişlemesi ve buna bağlı Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Stratejisi, 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2006’da Rusya Federasyonu ile Uk-rayna arasında yaşanan sorunla geliştiği söylenebilir.40 AB Dönem Baş-kanı ve Almanya Dışişleri Bakanı olarak önemli rol oynayan Frank-Walter Steinmeier, “Orta Asya, konumu itibariyle Rusya ve Çin sınırında yer alı-yorsa da, bölgenin her iki büyük komşunun tekeline girmesi arzu edilme-mektedir. Bölgede, Avrupa’nın Orta Asya’ya ilgi göstereceğine inanan, Avrupa’ya yönelmiş geniş bir kesim var” sözleriyle açıkça ortaya koymuş-tur. Steinmeier’a göre Orta Asya, istikrarsızlık ve çatışma alanlarının (Af-ganistan, Pakistan, İran gibi) hemen yanı başında olması, İslami aşırı uç-lara karşı mücadele etmesi ve zengin enerji kaynaklarına sahip olması se-bebiyle Avrupa için vazgeçilmezdi. İşte bu yüzden de, taraflar arasında hâlen istenilen düzeyde olmayan ilişki yoğunluğu, karşılıklı işbirliği ve etkileşimin teşvik edilmesi suretiyle artırılmalıydı.41 Orta Asya’da önemli bir güç merkezi de Türkiye’dir ve AB ile sallantılı bir üyelik müzakereleri yürüten Türkiye, farklı yönleri ile AB’yi yakından ilgilendirmektedir. Fa-kat son yıllarda Türkiye’de yaşanan gelişmelerle de bağlantılı olarak,

39 Erdoğan, a.g.e., ss. 32, 33. 40 A.g.e., s. 27. 41 A.g.e., s. 30.

Page 133: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Batı Karşısında Türk Dünyası

133

AB’nin Türkiye’ye bakışında ve analizlerinde derin kırılmaların olduğu da aşikârdır.

Türk Dünyası Batı için birçok açıdan önem arz etmektedir. Gerek enerji kaynaklarının kontrolü açısından ekonomik; gerekse Türk unsurlarını kullanarak çeşitli ülkelerin iç işlerine karışabilme anlamında politik olarak Batı Türk dünyasına özel bir ilgi göstermiştir. Yine askeri kazanımlar her zaman Batı için önemlidir. Zira ABD farklı askeri kazanımlar ile Çin ve Rusya’yı baskı altında tutabilme çabası vermektedir. Ayrıca Türk Dünya-sından ABD’ye yönlendirilecek beyin göçü nitelikli iş gücünün ülkesine göç etmesini isteyen ABD için önemlidir. Türk unsurlarının sahip olduğu hammadde kaynaklarını kullanma imkanına da erişmek isteyen ABD, aynı zamanda Türk Dünyası üzerinden Amerikan sermayesine yeni pa-zarlar açacaktır. Görünen o ki; Batı, Türk dünyasıyla oynamaya artan bir ivmeyle devam edecektir.42

Sonuç

Sonuç olarak bakıldığında bu çalışma, Türk Dünyasının Batı karşısında önemli bir nüfuzu olduğunu ve Türk Dünyasının öneminin Batı tarafın-dan asla yadsınamayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Soğuk savaş dö-neminden buyana bakıldığında Avrasya coğrafyası ve Türk Dünyası Ba-tının Sovyet Bloğu ile mücadelesinde önemli bir çevreleme alanı olmakla birlikte sonrasında da Türk Dünyası Batı için önemini arttırarak korumuş-tur. Türk Dünyası jeopolitik ve siyasi öneminin yanı sıra ekonomik an-lamda da başta enerji olmak üzere önemli kaynaklara sahiptir. Bu çerçe-vede yeni pazarlara ulaşma, enerji ihtiyacını karşılama ve enerjinin en ucuz ve güvenli şekilde naklini sağlama noktasında Türk Dünyası önem arz etmektedir. Ayrıca Batı’nın güvenlik noktasında Türk Dünyası’na olan

42 http://www.usgam.com/tr/index.php?l=840&cid=383, (Erişim Tarihi: 05.05.2014).

Page 134: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Kenan Arpacıoğlu

134

ilgisi her zaman artarak çoğalmış bu artan ilgi siyasi ilişkilerin daha da gelişmesine etkide bulunmuştur. Türk Dünyasının aynı zamanda Türkiye Batı ilişkilerinde de etkisi son derece önemli bir konudur. Bu konuda araş-tırma yapılacak kişi ve kurumların önü açılmalıdır. Türk Dünyasının Batı ile ilişkilerinde Türkiye öncü olabilmeli ve Türkiye’nin Türk Dünyası ile ilişkilerini Batı’nın belirlediği bir konumdan çıkılmalıdır. Günümüzde bölgede halen Rusya ve ABD’nin ne diyeceği siyaseten asıl belirleyici ola-rak görülmektedir. Uzun vadede hedef, ABD-Batı ile Rusya-Çin gibi bü-yük güçlerin nüfuz mücadelesinde edilgen bir pozisyondan çıkarak, Türk Dünyasının nüfuzunun bu ülkelere etki edeceği etken bir pozisyona geçil-mesi olmalıdır.

Page 135: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Tarihi Konuşturmak

-Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

Murat Erol

arihin bu kadar gündem olması, gündemimizde yer tutması ola-ğan bir durum mudur? Buna, tarihî şahsiyetlerin ve belli olayların özellikle gündeme getirilmesinin nedenini merak eden soruyu da

ekleyebiliriz. Tarihî konu ve şahsiyetlerin sık gündeme gelmesi ve tartışıl-ması yanında, tarihin bir araç-bilim olarak ilgi görmesi popüler tarihçilik mesleğinin sınırlarının çoktan aşılmasını sağlamıştır. Giderek bir tarih obezitesi ile karşılaşırken, sık sık buna bağlı komplikasyonlar ve zehirlen-melerle de yüz yüze geliyoruz. Ortaya çıkan bu yeni durum, yeniden ele alınmayı gerektirecek bir boyuta doğru seyretmektedir. Dönem dönem belli bilim dalları siyasal ve sosyal farklı nedenlerden dolayı öne çıkmakta, kimi durumlarda aslî amaçları dışında misyon yüklenmektedirler.

Kurtuluş Kayalı Cumhuriyetin ilk yıllarında antropoloji, hemen son-raki dönemde ise sosyolojinin Türk düşüncesinde etkin olduğunu söyler.1 Cemal Kafadar ise 1970'ler, belirgin olarak 1980'ler, Türkiye'de tarih ilgi-sinin uyandığı dönemler olarak işaretlenebileceğini ifade eder.2 Tarihin

1 Geniş açıklamalar ve dönem değerlendirmeleri için bkz.: Kurtuluş Kayalı, Türk Dü-şünce Dünyasında Yol İzleri, İletişim Yayınları, 4. Baskı, 2011 2 Cemal Kafadar ile Söyleşi, Modus Operandi Dergisi, Sayı 1, 2015

T

Page 136: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

136

tüm toplum kesimlerinin ilgisine mazhar olması, 1980'lerle belirginlik ka-zanmasına rağmen, 2000'li yıllarla birlikte mümkün olmuştur. 1960-70'ler dönemi, kendini tanıma çaba ve merakının etkisinin olduğu dönemler ola-rak belirlenebilir. Bir yanıyla hafızayı yenileme, diğer yanıyla hafıza ile bağ kurma çabaları kenarda kalan tarih ilgisini merkeze taşıyordu. İlginin merkezileşme eğilimini, yeni dönem aydınlarının arşiv metinleri ile kurma çabalarından rahat okuyabiliriz. Osmanlı bakiyesi isimlerin sahip oldukları zihinsel habitus 1940-50'lerden itibaren doğanlarda kaybolmuş-tur. Devletin ideolojik bakışının ve uygulamalarının giderek halka sirayet etmesi ve sonuçlarını göstermesi, hafızanın kopuşunun tahmin edileceği üzere tedricen gerçekleşmesine neden olmuştur. Bu yeni dönemin arayışı, tarihe doğru bir yönelim farklı biçimlerde beraberinde getirmiştir. Necip Fazıl'ın alternatif tarih okumaya dönük çalışmalarının bir hesaplaşma içerdiği kadar, aynı zamanda bir hafıza kurma çabası olduğunu da belirt-mek gerekiyor. Diğer yandan salt hesaplaşmalar üzerinden ortaya atılan tezler, tarih yazımı ve okuması önerileri ideolojik kamplaşmaları derinleş-tirmekten, siyasetin kendisine kalın duvarlar inşa ederken yararlandığı tuğlalar olmaktan başka bir işlev görmemiştir.

Modernleşme döneminin fetiş haline gelen bilimsellik vurgusu ve dili, teoriyi öne çıkarırken, tarihin salt vak'alar üzerinden ele alındığı vehmi ile bu alana dönük yaygın bilimsel ilginin gecikmesine neden olmuştur. Ce-mal Kafadar önceki dönemlerdeki teori fetişizmine vurgu yaparak3 tarihe dönük bilimsel ilgi azlığının nedenlerinden birisini de işaret etmiştir. Sos-yoloji gibi bilim dallarının sağladıkları ile tarihin getirdikleri arasındaki mesafenin de büyük olduğunu söyler Kafadar. Modernleşme sürecinin zihni genişleme çabası ve bilimsel dil ve teori gayretkeşliği, Batı bilim pa-

3 Cemal Kafadar, Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, Metis Yayınları, 2. Baskı, 2009, s. 18.

Page 137: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

137

radigmasının etkinliğine yol açmıştır. Zaten Osmanlı'dan kalan bu mira-sın, Cumhuriyet ile birlikte ileri boyutlara taşınması, ideolojik bir araçsal-lık üstlenmesi yeni dönemin bariz farkı olarak işaretlenebilir. Bilim dalla-rının, araçsallıkları günün ihtiyaçlarını karşılamasına rağmen, araçsal ve ideolojik misyon yüklenmeyenlerin çabalarının sonraki dönemlere temiz bir şekilde kaldıkları ve etkinlik kurdukları görülmektedir. Antropoloji, filoloji, tarih gibi ya bütünüyle ya da kısmen araç haline getirilmiş bilim dallarının Türk düşünce hayatında etkisi sadece ideoloji kanonu ile açık-lanabilir. Kullan-at bilimselliği ile geçici önlenmeler alınırken, asıl zihin kurucu yapının bunların yanında durmasına rağmen gürültüden uzak bir şekilde işlemiş olması dikkat çekicidir. Afet İnan'ın Kemalist ideolojiye hizmet amacı ile yaptığı kimi çalışmaların bugün hiç bir karşılığı ve an-lamı bulunmamaktadır. Dönemsel araç işlevinin kurucu zihin açısından bir gıda beslenmesi türü iş gördüğü de muhakkak. Sonraki dönemlere Afet İnan'ın antropoloji çalışmaları kalmamıştır, ancak ideolojik aklın tah-kiminde ve sonraki dönemleri etkilemesinde bir enerji sağlamıştır.

Antropolojinin merkeze yerleşmesinin bir kök arayışı ile ilgisi kurulabi-lecekken, sosyolojinin merkeze yerleşmesi ise dış bakışın sıhhat bulması ile açıklanabilecektir. Modern bilim paradigması alanını genişletirken, ken-dine bakmanın telaşı ve heyecanının ardından, Batılı manada yerine yerleş-meye başlamıştır. Bu da modernleşme ile koşut bir zamanlama anlamı taşı-yordu. Bilim dalları ile ilişkimiz modernleşme düzeyimizin de göstergesi-dir. Batı bilim paradigması, Batı merkezli modernleşme zihniyeti ile eş za-manlılık ve eş hareket içerir. Antropoloji kendisine kültürel alanda daha sıhhatli ve mütevazi bir yer bulurken, sosyoloji kendi alanını genişleterek yüzyılı tamamlıyordu. İçtimaiyatın sosyoloji olarak yoluna devam etmesi, hakim bilim paradigması açısından, olumlu ya da olumsuz bir değişiklik içermemekte; var olanın isim değiştirmesi, hatta aslî ismine rücu etmesin-den başka bir şey gerçekleşmemiştir. Toplumun kendi kendini incelemesi-nin de bir yolunu getirdiği için, sorunlar bu şekilde bir tür aynaya bakma

Page 138: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

138

üzerinden ele alınmaya başlandı. Bu hareket biçimi her geçen zaman geniş-leyen ve popüler olan bilim dalının, temel belirleyenliğe doğru gitmesine ve olmazsa olmazlığını devam ettirmesine yetmedi. Sosyolojinin önemine rağmen artık devrede tarih vardı ve tarih insanlar için her türlü malzemeyi taşıyordu. Tarihin ibretler yığını olması kadar, şimdiki zamana bir muzaffer bakışı önerme teçhizatı da vardı. Bu yüzden tarihin şimdiki zamana taşın-ması, yayınların niteliğinden çok türleri, anlatıların dili tarihin araçsallaştı-rılmasının somut emareleri olarak görülebilir.

Türkiye'de Tek Parti döneminde antropoloji, filoloji ve tarih araç olarak bir misyon yüklenmiş bilim dallarıydı. Bir ulus inşası bakımından işlev gö-recek bilim dallarının kullandığı ve bununla ideolojik kadronun akılcı ve zihniyet kurucu bir şekilde hareket ettiği görülecektir. Antropoloji ile kö-ken-bilime yoğunlaşılmış ve etnik merkezli bir okuma geliştirilmiştir. Bu, diğer yandan Avrupa'nın yükselen faşizmine de cevaplar içermiştir. Filoloji de yine ulus inşasının önemli bir ayağı olarak işlev görmüştür. 1928 yılın-daki Dil Devrimi ile dil sahasındaki çalışmalar uzun yıllar sürmüş ve ulus'a uygun dil yaratılması konusunda çaba sergilenmiştir. Son olarak tarih, ulus inşasında bir rol üstlenmiş, "muhayyel" durumlar veya "kurgulanmış" olay ve kişiler üzerinden farklı bir tarih inşasına gidilmiştir. Anadolu'daki İslam merkezli tarih yorumu ve okumasının yerine icad edilen kökler daha es-kiye, bağlantı kurulması imkansız geçmişe doğru seyrediyordu. Yine ulus inşasında etnik okumanın öne çıkarılması, farklı kök arayışları ve kurgusu, kendi içinde yüksek bir ideolojik motivasyon içerirken, diğer yandan fa-şizme de dolaylı cevaplar içeriyordu. Cumhuriyetle beraber tarihe hem bir araç misyonu yüklenmiş, hem de tarihî şahsiyet, olay ve olgular bir kurgu ve üretim meselesi çerçevesinde ele alınmaya başlanmıştır.4

4 "Milli ideolojiyi gençliğe mal etmek için, bizzat Atatürk'ün gözetiminde yazdırılan dört cilt tarih kitapları, tüm mekteplerde zorunlu ders kitabı oldu. Türk tarihinin İslami ve etnik açılar-dan yorumlanması, Türkiye Cumhuriyeti devlet ideolojisine aykırı sayıldı. Tarih yine de mil-letlerin bilincinden silinemiyor; zamanla Osman Gazi, Fatih, Yavuz Selim, Kanuni Süleyman

Page 139: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

139

Tarihin araçsallaştırılması ve ideolojikleştirilmesinde tarihi susturmak genel bir eğilim olmasına rağmen, son dönemin genel eğilimi tarihi ko-nuşturmak olmuştur. Tarihin susturulması, ya yaşanılan zamanda ayık-lama yoluyla sonraki zamana belirlenmiş izler bırakmak suretiyle, gerçek-lik ayarı ile oynanarak 'yeni' bir gerçeğin ortaya çıkarılması veyahut son-raki zamanlarda geçmişe dönerek bir ayıklamacılığın yapılması yoluyla olmuştur. Bu bakımdan kullanışlı bir yöntem olarak tarihin susturulması, ilkel bir durum olarak, genel yönelimdir. Tarihin konuşturulması ise, üre-tilmiş veya büyüteç tutulmuş yeni gerçekliğin bir tür sufle yoluyla tarihe yüklenmesiyle yapılmaktadır. Tarih, gevezeliklere boğulurken, gerçeklik seri üretime bağlanır. Üretilmiş gerçekliklerin hangisinin asıl olanla irti-batı vardır, bu irtibat ne kadar sahihtir ve nihayetinde gerçek ne kadar gerçektir, gibi durumlar giderek bir muammaya dönüşür. Muamma, bir tarih yazımı biçimi halini alır. Oysa muamma, şimdiye ve geçmişe dair bir belirsizlik halidir. Belirsizlik hali ve usulleri, kurgu ve üretim süreçlerine giriştikçe, giderek alanını genişletmektedir.

Tekil tarih okuması ve yazımı yani bir tür tekel mantığı geride kaldı; Halil İnalcık'ın da ifade ettiği gibi "Tarih, çoğulcu bir görüşle yorumlan-maya başladı."5 Ancak yine de burada bir ayrımı da yapmak gerekiyor. Tarihçilerin tarihi, toplumların tarihi, siyasetçilerin tarihi birbirinden fark-lılık taşıyabilir. Tarihçilerin tarihi ile siyasetçilerin tarihi arasındaki çatış-mada, taraflardan birinin diğerin safına çektikleriyle yolu daha da açıl-maktadır. Tarihçilerin tarihinin, ideolojik formasyon dışında bir okuma ile bile olsa, her yazımda farklılıklar içereceği tartışması tarih felsefesi bağla-mındaki yerini elbette koruyacaktır. Tarih ve ideoloji, tarih ve siyaset gibi başlıklar bağlamındaki tartışmanın sıcaklığı ise hala artmaktadır. Tarih,

Türk tarihinin kahramanları olarak yeni bir kimlik kazandı. Osmanlı'nın sanatı Türk sanatı olarak benimsendi." (Halil İnalcık, Tarih Politika, Kılavuz Dergisi, Sayı: 38, Mayıs 2006) 5 Halil İnalcık, Tarih Politika, Kılavuz Dergisi, Sayı: 38, Mayıs 2006

Page 140: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

140

çoğul okumaya doğru giderken, burada elbette gerçeklik tekellerinin sor-gulanması gibi imkanlar da doğmaktadır. Diğer yandan ise, göreceliliğin arttığı bir okuma biçimi de tarihin (olaylar, şahsiyetler ve olgular itiba-riyle) kendisiyle yarıştırılmasına yol açmaktadır.

Kitlelere tarih yoluyla bir mesajın iletilmesi, tarihi bir kahraman anla-tısının çok açık bir şimdiki zaman figürüne denk düşürülmesi gibi mü-hendislik çalışmalarının dönemsel faydalarının aldatıcılığı, uzun vadede bir yıkımı görmeye de engel olmaktadır. Tarihin şimdiki zamana doğru konuşturulması, tarihin şimdiki zamandaki olağan etkinliğinden farklılık taşımaktadır. Birinci fark elbette doğal akış ile doğal olmayan mühendis-lik bakışı ve işçiliği arasında doğmaktadır. Olaylar, olgular ve durumların gerçeklikleri üzerinden yapılan her oynama, her mühendislik çalışması, bir arızanın da sonraki zamanda ortaya çıkmasına neden olacaktır. Şim-diki zamanın, sahihliği tartışmalı gerçeklikler üzerinden inşa edilmesi, bü-yük yıkımların hazırlayıcısı olacaktır. Gerçeğin ve tarih gerçeğinin, şim-diki zamana doğal akış halinde gelmesi bizimki gibi modernleşme döne-mini kurgularla geçirmiş bir toplum için zorlukları içerecektir. Bu zorluk-ların aşılması, imkansız değil, sadece fedakarlık ve cesaretle ilgili bir du-rumdur. Kısa dönem kendi nüfuz etkisinin azalmasını önemsemeyenler, bugünü, belleği, geleceği ve geleneği daha güçlü bir toplum bırakırlar.

Tarih biliminin ve yöneliminin enteresan bir şekilde ideolojilerin gö-rece inişe geçtiği veya ideolojinin kurulma aşamasına denk bir dönemde ideolojik okumanın merkezine yerleşmesi de dikkate değerdir. Farklı ide-olojik kamplar, ideolojilerin can çekiştiği dönemde, din ve tarih üzerinden kendi meşruiyetlerini inşaya girişirken, hem geçmişi-tarihi-hatta dini ye-niden bir biçimlendirmeye, okumaya tabi tutuyorlar, hem de bugün için farklı bir zemin kurma çabasına dair araçsallık yüklüyorlar. Bir meşruiyet arayışı kadar güç temerküzü de itici rol üstlenir. Geçmiş yanlış okunursa ve anlaşılırsa, bugün de yanlış inşa edilir. Geçmişin yanlışının başka bir yanlış ile yer değiştirmesi de, bugün içerisinde de benzer bir değişimi,

Page 141: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

141

yanlışla yanlışın yer değiştirmesi sonucunu getirecektir. İdeolojik okuma gerçeğin değil, kendi varlığının endişesinde ve peşindedir. Bugün Türki-ye'de özellikle yakın tarih, erken Cumhuriyet tarihi, şahıslar, devlet pra-tikleri konusunda konuşmanın önündeki yasal engeller kadar, hala ideo-lojik çevrelerin baskıları da sürmektedir. İşin kötü yanı, bu yasak ve bas-kıyı dönem dönem haklı çıkaracak kimi şahısların "resmi tarih"e 'muhalif' söylemleri, bir tarih okuması değil, bir yıkım örneğidir. Güncelde, baskı ve yasağın ne kadar haklı olduğu konusunda bir pekiştirme işlevi görü-yorlar. Tarihin gerçeklerinin değil, ideolojilerin spekülasyonlarının itele-mesi ile hareke geçildiğinde, elbette karşımıza ne bugünün gerçeği ile ne de tarihin gerçeği ile uyumlu bir yapı çıkacaktır. Tarihin, gerçeklerin ko-nuşulduğu ve anlaşılma çabasının sergilendiği bir alan olmaktan çok ide-olojilerin meydan savaşlarına giriştiği, bu savaşlar için malzeme tedarik ettiği bir alan olarak var olması, tüm ideolojik kamplar için tatmin edici bir durum/du. Tarihin gerçeklerini konuşmak bir yana, ideolojik kurgu-ların, gerçeklikle ilgisi olmayan tarih okuma ve yazmalarının üzerinde katmanların oluştuğunu belirtmek gerekiyor. Resmi söylem bunun üze-rinden yükseliyor, resmi söyleme 'hunharca' saldıran 'muhalif' söylem de bunun yörüngesinde yükseliyor; iki bakış birbirini besliyor. Birisi kendi-sinin haklı olduğunu söylüyor, diğeri buna muhalefet ediyor, ilki ikinci-nin üslubundan ve ideolojik tutumundan başlayarak kendisinin ve ideo-lojisinin ne kadar haklı olduğunu makul bir şekilde ortaya koyuyor.

Üst üste biriken yeni gerçeklik katmanları içinde bulunduğumuz dö-

neme kadar kendini yenileyerek, kendisine çeki düzen vererek gelir. Ken-dini modifiye eder, en katı muhalifi üzerinden kendi haklılığını ortaya ko-yar, zamana göre gerçekliğin biçimi ve yönü değişir ama özü değişmez. İde-olojik tarih bakış katmanlarının derin çatlakları bulunur. Bu çatlakları en katı muhalifleri üzerinden kapatmak ister. Bu çatlaklar dönemsel olarak işe yarar, zira çatışma alanları ideolojik bakışa meşruiyet ve lojistik sağlayan

Page 142: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

142

bir alandır. Derin yarılmalar konusunda bir çaresizlik devreye girer, ancak bunların yalın bir şekilde çözüme kavuşacağında şüphe yoktur. O da, haki-katin ortaya çıkma istidadı ve çabası. Hakikat ortaya çıktığında lehte veya aleyhte bir çok kurgu yıkılacak. Bu sorun değil; sorun, bunların üzerine bina edilen ideolojiler, inançlar, kurallar, kurgular, kuramlar ilh.

Ulus devlet, kendisi bir icat olmakla birlikte aynı zamanda icatçı devlet demektir. Toplumundan geleneklerine kadar bir tasarım içerir. Tasarım bir gerçeklik üzerinden yürür. Dikkat kesildiğimiz husus ulus-devlet mantığının doğruluğu yada yanlışlığı değil, ulus-devlet düşüncesinin ha-yata geçirilme usulüdür. Bu usul bir dizi kurgu ve tasarım içerir. Tarihin bir boyutunun öne çıkarılması, belli olaylara mercek tutularak bugüne ak-tarılması dahi olabilir. Bütün bunlar bir sorun değil, ulus-devletin reali-tesi. Ancak ideolojik okuma ve pragmatik okuma çerçevesinde gelişen ta-rih okuması ve aktarımı, büsbütün bir tasarım ve kurgudan çok, gerçekli-ğin yeniden inşası ve üretilmesi olarak kendini ortaya koymaktadır.

İdeolojik okuma ve yazma sonucu ortaya konulan tarih gerçeği yeni-den üretilerek, üretim döneminden sonrasına katmanlar halinde yuvarla-nır. Bu da üzerinde onlarca görüşün, yorumun, düşüncenin, yazının ol-duğu geniş bir zemin inşasıdır. İlginç bir şekilde bu zemin inşası yerleşir-ken, bunun üzerinde ideolojik okumaların farklı tezahürleri ve ayrışma-ları doğal karşılanır olmaktadır. İdeolojik bakış, kendisini ideolojilerin ta-rafları olanları besleyen bir durum haline gelmektedir. Zemin ideolojik bakışı, okumayı ve ayrışmayı doğal kılarken, bunlar üzerinden serdedilen fikir bir konfor ve tribün desteği de sağlar. "Ulu Hakan" ile "Kızıl Sultan" arasında gerçekteki II. Abdulhamid portresi sisler içinde kalır. Yine me-sela Tek Parti döneminde yanlış olduğu öne sürülen kimi uygulamalarla ilgili olarak, hakikat tartışmasına girmeksizin bir ideolojik çatışma ve tar-tışma hali baştan kaybetme ve aynı potaya girme halidir. İdeolojik ayrış-mada bir cepheye gol atmak, karşı argüman için kullanmak ile, -yine doğru veya yanlış olması bir yana- dönemsel belli uygulamaları ideoloji

Page 143: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

143

haline getirip sonraki dönemler için bir tür "altın çağ" bakışı ile hiç bir mo-delleme ve güncelleme gereği duymaksızın sunmak aynı mesabededir. Yanlışları ve doğru ile II. Abdulhamid, Mustafa Kemal Atatürk veya diğer tarihi figürler üzerinden siyaset yapmak kendi dönemine mahsustur, son-raki dönemin insanları, bizler de dahil, doğru ve yanlış uygulamaları üze-rinden ne çıkarabiliriz ve nasıl modellemeler yapabiliriz, konusunu gün-deme almak durumundayız. Bu usul, Tek Parti dönemi için de söz ko-nusu. Bu dönemlere ilişkin bakışımız, okumamız ve yorumumuz bir kamp ve cephe çerçevesi taşıdığı sürece, üzerinde yürüdüğümüz üretil-miş gerçeklik katmanlarının sonraki dönemlerine aracılık etmiş olacağız. Karşıt ideolojilerin birbirini beslemesi ve birbirlerini taşımaları bu şekilde mümkün olacaktır. Birinin en güçlü diğerinin en zayıf olduğu bir dö-nemde, güçlü tarafından zayıf tarafa atılan taş meşruiyet tartışmasından çok farklı tartışmalar çıkaracaktır. O da zayıf olanın en basitinden hatır-lanma yoluyla hafızadaki etkisinin güncellenmesi olacaktır. İdeolojik tarih okumaları kamplar halinde bir tarih yaklaşımı sergilediğinde dolayı, karşı kampı her yıkmaya çalıştığında kendinden de bir şey götürür. İdeolojik gruplar kendilerine göre bir tarih inşa ederken, icat edilmiş tarih ve gele-neğin sonraki zamana bir şey götürecektir.

İlk tarih yıkımı elbette bugüne malzeme arayışına giriştiğimizde görü-lür. Tarih yapımı amacıyla tarihin çarçur edilmesi, gündelik tartışmalar çev-resinden birer argümana dönüşmesi onu gerçeğinden kopartmaktadır. O yüzden bizimki gibi, siyasallaşmış ve ideolojik ayrımları güçlü toplumlarda tarih kendi gerçeğinden çok ideoloji gerçeğinin peşindedir. Tarih yapma ça-bası bir yanıyla yıkma çabasıdır. Yapmak için yıkmak gerekecektir. Siyaset-çiler kendilerine göre tarih yaparken bir yıkma girişirler. Her yıkım bir unutturmadır, her unutma bir yerden ayrılmak, bir bağı koparmaktır. Yı-kım bir yeniden inşa vaadini içerir, içermek zorundadır. Bu yenilenme ira-desi ve inşa vaadi bir tür kendini ve rüştünü ispat çabasıdır. Cumhuriyet

Page 144: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

144

kurulduktan sonra "süreklilik" metaforu yerine "yaratma" mottosuna sığı-nılmasının, daha yakın döneme kadar Osmanlı dönemi kanunlarının yü-rürlükte kaldığını düşündüğümüzde bir çelişkiden çok bir siyaset etme, rüştünü ortaya koyma çabası olduğu görülecektir. Yine bunun devamı ola-rak eskinin zemmedilmesi, eski dönemde özellikle sembol isim olarak II. Abdulhamid'in belirlenip uzun yıllar onun üzerinden ideoloji tahkimatına girişilmesi de hep bir siyaset etme, ideoloji kurma, rüştünü ispat ile ilgili durumlar olarak okunabilir. Kurarken yıkmamak üstün meziyet ister. Dev-letin ve milletin sahip olduğu şartlar kadar, sahip olduğunu ideoloji ve ka-fanızdaki tasarımın katılığı size büyük yıkım doğal hale getirir. Elbette bun-ların hatırlanmasına imkansız da denilemeyecektir.

Siyasetçiler doğal olarak halka yaptıklarını anlatma yolunu seçtikle-rinde, çoğu kez yaptıklarının tarihi bir iş ve o günün tarihi bir gün olduğunu iddia ve ifade ederler. Oysa bir çok faaliyet o gün yapılması gereken rutin-den başka bir şey değildir, o gün de tarihî bir gün değil rutinin gerçekleştiği bir gündür. Yapılanın önemini artırmaya dönük bir söylem geliştirmekten başka bir şey değildir "tarihi açılış" veya "tarihi gün" söylemi. Söylem fiilin üzerine çıkar. Ama söylem retorik olarak kalır ve bir inşaya girişemez. Ya-pılan işin mahiyeti ile ilgili bir daralma doğal olarak ortaya çıkar. Söylemin büyüklüğü, rutinin rutinliği karşısında bir tür esaret yaşatır.

Tarih yapıcılar ile tarih kurgucuları arasındaki fark, tarihi yapanların tarih yapma derdinin olmaması ve sonunu çoğu zaman hesap etmemesi-dir. Oysa tarih tasarımcıları bir tür siyaset ortaya koyar. Tarih yazımı ger-çekliklerin meydan muharebesidir. Güçlerin ve güçlülerin düellosudur. Farklı tarih yazım biçimleri devreye girecek, ideolojik okuma-yazma ol-mak üzere pragmatik okuma-yazma ile derinleşecektir. Güçlülerin tarihi yazdığı veya şöyle de denebilir, güçlülerin yazdığı tarihin kabul edildiği bir dünyadayız. Öyle olmasaydı, tarihin kimi gerçeklikleri işi sadece ta-rihçilik olanlarca tartışılır ve durum ortaya konulurdu. Halbuki hiç de öyle değildir; tarihî konular siyasetçiler ve taraftarların arasında çözüme

Page 145: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

145

kavuşturulmak isteniyor. Böyle olunca da 'gerçek'ten çok, işlevsel gerçek-likler dünyası kuruluyor. Bunun en abartılmış örneği "daha yaşarken ya-zılan tarih" mottosu ile ortaya konan tavırdır. Daha yaşarken yazılan bir tarih iddiası aslında bir kök ve damar icadının da tezahürüdür. Bunun bir türünü Gezi Olayları sırasında gördük. Oradaki olayın dışında bir tavır gelişmiş, ideolojiyi tahkim etmeye, kendine bir tarih yazmaya çalışan ya-zıcılar, daha olayların sıcaklığında olayların "yaşarken yazılan tarih" ol-duğu iddia etmişlerdir. İdeolojik olarak tarih kökü kuruyan, sosyal olarak insanın hayatından çekilen bir siyasi çevreye, yıllar sonrası için bir tarih ve anlatı bırakma çabası sergilenmiştir. Temel mesele bir kaç on yıl sonra-sına bir tarih ve anlatı bırakmak için elbirliği ile harekete geçip tohum saçma/ekme olayıdır. Yaşarken yazılan tarih bir kurgu içerir, sahicilikten çok kurgusallıklar üzerinden ilerler ve olan biten bu minvaldedir. Olayın üzerinden daha zaman geçmeden, olay daha yaşanırken kurgu ve tasarım devreye girmektedir. Gelecek zamana, yaşarken kurgulanan bir tarih ser-vis etme çabası, tasarımın insanın kendisinin bulunduğu gerçeklik düzle-mini de içerecek kadar genişletildiğini göstermektedir. Sahip olunan en-telektüel ve kültürel teçhizat, bunda nisbi başarı sağlamıştır.

Siyasal asabiyesi kuvvetli toplumlar toplumsal dengesi oturmamış toplumlardır. İdeolojik ayırımın bizim gibi fazla olduğu bir toplum için yapılacak tespit, modernleşmesini tamamlayamamış olması değil mo-dernleşme ile problemlerini çözememiş olmasıdır. İdeolojileşme tamam-lanma süreci değil, çözümlenmemiş bir durumdur. Modernleşmenin bir sonucudur. Bir adım daha derinidir. O halde modernleşme ile genetik uyum sorunu aşılamadı ise, modernleşme dönemimiz bitmemiş, modern-leşmemiz sürüyor demektir. Bu bağlam bize yeni gerçeklikler ve sürekli yenilenen bir tarih sunmaya devam edecektir.

Tarihte milatlar belirlemek bir anlamda yeni bir tarih yazımı önermek-tir, hatta yeni bir tarih tasarımı önermek demektir çoğu zaman. Şimdiki

Page 146: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Murat Erol

146

zamanın hafıza mühendisleri ellerindeki büyüteçleri hangi olaylara ve şa-hıslara yöneltmişlerse o artık öne çıkacaktır. Büyüteçle iş görme, gerçeği büyüteç gerçeği yanında sönük bırakan bir eylemdir. Bu bir tarih okuma biçimi olduğu kadar, saikleri farklı olsa da genel bir tasarım hedefliyorsa, bir ideolojik formasyon çerçevesinde kuluçka evresini olduğu anlaşılacak-tır. Tarihe, amaca göre kullanılabilecek bir malzeme ve şahıs deposu ola-rak yaklaşıldığında araçsallaştırma ve pragmatizm genel bir eğilim olarak ortaya çıkacaktır.

Tarihteki olgunun şimdiki zamanda bir işlev üstlenmesi ve işlenebilir-lik niteliği olması, şimdiki zamanın düşünce yapı ve zemini ile ilgilidir. Şimdiki zamanda etkin olan düşüncenin bir tarihî olgu neden taşıma, iş-leme, biçimlendirme, kurgulama ve üretme çabasına giriştiği kendi zama-nında üstlenmek istediği rol veya yüklendiği misyonla ilgilidir. Şimdiki zamanın bağlamı, düşünce adamını ya da tarihçiyi, bir "marangoz işçisi" kıvamında bir çabaya girişmeye, bir yontma çabasına girişmeye neden sü-rüklüyor, sorunun cevabının pragmatizm, ideoloji ve ahlak bağlamında sarih cevaplar bulacağında kuşku bulunmamaktadır. Esas olan şimdiki zamandır. Şimdiki zaman olmasaydı, ne geleceği biçimlendirme yönünde bir tarih manipülasyonuna, ne de geçmişe dönüp tarih sihirbazlığına giri-şilebilirdi. O nedenle şimdiki zaman hem geçmişin aynı zamanda da tari-hin, hem de geleceğin kendi zamanlarında konumlandırıldığı an'dır. En genel anlamıyla, geçmişe dönerek kişi, olay ve olgular üzerinde yapılan çalışma tarihi bir şekilde yeniden kurma çabasını bilinçli veya bilinçli ol-madan içermektedir. Geçmişe dönme ve geçmişten itibaren bir düzeltme çabasının, şimdiki zamana doğru bir değişim etkisi yaratmasının sorunla-rına rağmen çok düşünülmemektedir. Pratik bir fayda ile şimdiki za-manda araçsallaştırma çabasıdır.

Zamanın etkin yapıları hafızayı yeniden biçimlendirerek hatta bazen kurarak bir tahkimata girişir. Bu da kendilerini korumakla, güç temerkü-

Page 147: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Tarihi Konuşturmak -Tarihin Üretimi ve Kurgulanması-

147

zünün devamlılığını temin etmekle ilgisi kurulacak bir durumdur. "Tari-hin üretilmesi"nin bir genel zihni "iktidar" meselesi olduğu6 yönündeki tez, elbette bir gerçekliği işaret etmektedir. Bu tez, farklı anlatı gerçeklik-lerinin birbiri ile bir iktidar mücadelesine girişerek, tarihi üretmek, biçim-lendirmek veya kurgulamak gibi yollarından devreye girmesini de teyit etmektedir.

6 Bir anlatı örneği olarak bkz.: Michel-Rolph Trouıllot, Geçmişi Susturmak, Çev.: Sezai Ozan Zeybek, İthaki Yayınları, Nisan 2015. Bu yazıya seçilen "Tarihi Konuşturmak" başlığının biraz da bu kitabın adından esinlendiğini ifade etmem gerekiyor.

Page 148: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 149: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

“BAKIŞLAR”

Page 150: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 151: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Festival İdeolojisi

Ekrem Özdemir

e ürettiğinizi sorabilir miyiz? Bugüne değin bu ülkenin hangi de-

ğerini dünya markası yaptınız da kim karşı çıktı? Medeniyetimi-

zin, tarihimizin hangi ilkesini yücelttiniz de bizim haberimiz ol-

madı?

Dante’nin İlahî Komedya’sını tiyatroculara ezberletirken Mevlana’yı

“Türk değil!” deyip dışladın.

Yunus Emre’ye eski diye damgalarken Eflatun’a yeni ciltler bastın.

Gazali’yi aforoz ederken Aristo’ya saraylar diktin.

Hava yollarında, telefon santrallerinde, otel lobilerinde, banka kuyrukla-

rında, cafe salonlarında, restaurant duvarlarında, devlet koridorlarında Mo-

zart çaldın ama Itrî’yi kurban merasimlerine hapsettin.

Bethoven’ın 9. senfonisini çalanları göklere çıkartırken Abdülkadir Me-

ragi’nin Miraciye’sini kuyuya gömdün.

Hacı Arif Bey’e “Bizim değil” demek zoruna gitmezken Vivaldi için kon-

servatuarlar açtın. Ne de olsa “nulla in mundo pax sincera”

Neşet Ertaş’a köylü diyen aydın müsveddeleri yetmedi, Bob Dylan’a mer-

siye düzen ilahiyatçılar yetiştirdin.

N

Page 152: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

152

Loreena Mc Kennit’a “Etnik müzik”, Erkan Oğur’a “yobaz müzik” etike-

tini layık buldun. Dionysos Ağıtlarına hayran kaldın da Erzurumlu Emrah’a

“ayran budalası” muamelesini reva gördün.

Fransa’dan avize getirmekle burjuva olacağını sanarak Tutunamayanlar

diye bir kitaba malzeme çıkardın.

Raskolnikof’a bayıldın ancak Alyoşa pek bir zoruna gitti. Madam Bo-

vary’yi yüksek edebiyat belledin fakat Hüsn-ü Aşk’ı pek bir yavan buldun.

Goethe’ye devletin bütün kütüphanelerini açmaktan çekinmezken Go-

ethe’nin hayran olduğu Hafız’a bütün kapıları kapattın.

La Fontaine’in fabllarını bütün okullarda okutmayı maharet sayarken

Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ını müfredata sokmadın.

Hallac’ı taklit, Mevlana’yı ajan, Yesevî’yi yabancı saymakla kalmadın, ini-

siyasyonu orijinal, yaşam koçlarını gerekli, Dante’yi dost, Sokrates’i yerli ka-

bul ettin.

Gençler Sartre okusun diye kampanyalar yaparken Sezai Karakoç’un

“Köşe”sinde beklemesini istedin.

Büyük Doğu olmaktan korkunç bir utangaçlık duyarken küçük Batı ol-

maya pek hevesliydin. Batıyı Büyüleyen İslam’dan kaçarken Avrupa’nın

sofra artıklarına kucak açtın.

Vanya Dayı uyarlamalarını zevkle yaparken Yokuşa Akan Sular’ın yü-

züne bakmadın.

Hamlet’i oynamak için canını verecek sanatçılara Rüstem deyince burun

kıvırmayı öğrettin.

Bisiklet Hırsızları’nı yere göğe sığdıramayan eleştirmenlere, Cennetin Ço-

cukları’na “Eh” çekmeyi öğütledin.

“Ah bir Oscar alsam!” , “Ah bir Altın Palmiye kazansam!” hayalleri ku-

rarken self-oryantalizmin kitabını yazdın.

Page 153: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

153

Kırmızı halıda fotoğraf çektirmeyi yedinci sanatın hammaddesi zannettin.

Gözlüklü, şapkalı Jack Nicholson’ı elli bin kişi arasında ensesinden tanı-

mak dünyanın en sanatsal bakışı olmalıydı!...

İbn-i Haldun, Toynbee, Yaman Dede, Ahmet Adnan Saygun, Muhsin Er-

tuğrul

20. asırda Türkiye’nin genelde kültür-sanat özelde sinema politikalarını ince-

lerken kavram olarak Herodian’ı1 seçmek haksızlık olur ancak Herodian tav-

1 İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee’nin 20. asırda insanlığa kazandırdığı iki önemli kav-ram var: Zealot ve Herodian. Bu iki kavram, Toynbee’nin, Batı medeniyeti karşısında, dünya halklarının durduğu yeri, benimsediği tavırları ve gösterdiği tepkileri temsil için kullandığı simgelerdir. Zealot, Roma hakimiyetine karşı ayaklanan Musevî partizan anlamındadır. He-rodian ise, Roma kültürünü benimseyip, taklit eden eski Yahudiye kralı Herod’dan mülhem bir tabir. Toynbee, 20. yy. dünyasında, karşı konulmaz bir güç olarak görülen Batı medeniye-tinin baskısı karşısında, geçmişe sığınan, “Geleneğe dönüş” yolunu izleyenler için Zealot, aynı medeniyetin baskıları karşısında çözüm yolu için, Batıyı taklit ederek onunla aynı seviyeye ulaşma ve düşmanının silahıyla silahlanarak, onunla mücadele yolunu izleyenler için de, He-rodian tabirini kullanıyor ve Türkiye’yi Herodian tavrı sergileyen ülkeler kategorisinde de-ğerlendiriyor. Bütün dünya ülkelerinde farklı şekillerde varlığını değişik formatlarda idame ettiren bu iki zihniyetin sakıncalarına değinerek devam edelim: Herodian, o kimsedir ki, bilinmeyenin teh-likesine karşı en iyi savunmanın, onun sırrını çözmek olduğunu zanneder ve karşısında ken-disinden daha iyi teçhizatlı bir düşman görünce o düşmanın taktikleriyle savaşmayı seçer. Zealot, geçmişin örtüsünde canlanmaya çalışır, Herodian şimdiki zamanı cesaretle araştırır ve geleceği karşılar. Zealot içgüdüsüyle hareket eder, Herodian aklını kullanır. Herodianlık Ze-alotlığa göre, etkili ve onunla karşılaştırılamaz bir çözüm ise de, gerçek bir kurtuluş yolu de-ğildir. Evvela bu tehlikeli bir oyundur. Irmağı geçerken at değiştirmeye benzer: Binici atı de-ğiştiremezse ölüme gideceği bellidir. Atını değiştirdiği takdirde ise, kendi benliğini kaybede-cektir. Toynbee, Herodian’ın acziyetini şöyle ifade eder: “Herodian (Batıcı, modernist) kendisi taklitçi olduğu için hiçbir zaman yaratıcı olamaz. Böyle bir şahsiyetsizlik ifadesinin, insanlara ilham ve heyecan verici bir yönü de yoktur elbette. Ve Herodian ancak ayakta kalmak, yaşa-mak için bu yolu seçmiştir; gayesi dünyevîdir; hiçbir uhrevî vaadi olamaz; ne var ki bu usulle insanları dünya nimetlerine kavuşturmak da mümkün değildir. Olsa olsa, Batı ile işbirliği ya-pan, Batılılaşma taraftarı, küçük bir yönetici azınlık dünya nimetlerine kavuşur. Halkının çoğu ise, Batı’ya proleterya (işçi) olmaktan öteye gidemez.”

Page 154: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

154

rın izlerini bulmak da mümkündür. “Cumhuriyetin ilk yıllarından 1950’li yıl-

lara kadar geçen yaklaşık 30 yıllık dönem incelendiğinde Muhsin Ertuğrul’un

neredeyse tek başına yükünü çektiği sinemanın sektörel bir güç olamadığı

görülmektedir. Türk sinemasının Avrupa, Amerika ve Rusya’ya nispetle sa-

dece estetik özellikleri ve içerik üretimi bakımından değil, aynı zamanda en-

düstriyel açıdan da gelişememesinin çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bu se-

beplerin başında elbette, ülkenin ekonomik durumu, Birinci Dünya Savaşı ve

hemen ardından gelen Kurtuluş Savaşı, dünyada nükseden ekonomik kriz-

ler, İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye’ye olumsuz yansımaları, ekonomik

imkânsızlıklar ve eğitim-öğretim düzeyinin düşüklüğü gelmektedir. Fakat

bütün bu olumsuz şartların film üretiminde tecrübe edilen niteliksel ve nice-

liksel yetersizliği tek başına izah ettiğini söylemek güçtür. Bu olumsuz şart-

lara ayrıca devletin kültür ve sanat politikası, toplumun tarihsel kimliğini dö-

nüştürme çabaları ve ülke olarak içe kapanmışlık, sansür, güvensizlik, ça-

tışma ve nihayet bunalım kültürünün pekişmesiyle dünya perspektifinin yi-

tirilmesini de eklemek gerekir.”2 Ve yine “Türk sinemasının yüz yılı aşkın

süredir varlığını sürdüren iki önemli sorunu göze çarpmaktadır: Sektörleşme

konusundaki istikrarsızlık ve kendini taklide dayalı içerik ve estetik form ola-

rak ifade eden kimlik sorunu. Kimlik, durumsal bir soruna değil, tarihsel bir

sürece işaret eden bir sorudur. Dolayısıyla sorunun tarih, düşünce, sanat ve

kültür boyutlarının araştırılması ve tartışılması gerekmektedir.”3

Yaman Dede’nin “Gönül Hûn Oldu Şevkinden” bestesinin, Ahmet Ad-

nan Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu” kadar Batılı ülkelerde iltifat gör-

memesinin elbette tarihi bir arka planı var. Ya da Yavuz Turgul’un “Eşkiya”

filminin Ferzan Özpetek’in “Hamam” filmi kadar ilgi görememesinin.

2 Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, Türkiye’de Film Endüstrisi, İTO Yayınları, 2018, s. 9. 3 Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, a.g.e., s. 9.

Page 155: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

155

“Batı’da düzenlenen festivallerde Türk filmlerine verilen ödüller, Batı’daki

sanat ve kültür çevrelerinden ve seyirciden ziyade Türkiye’nin kendini algı-

lama biçimine ve Türkiye’nin dünyadaki politik ve kültürel imajına yönelik

mesajlar içermektedir. Yurtdışında ödül alan Türk filmlerinin ekseriyetinin

yerli-oryantalist bir bakış açısını yansıtan veya Batı’nın modernleşme ve ka-

pitalistleşme süreçlerinin sebep olduğu varoluşsal sorunlara eleştirel bir tavır

geliştiremeyen, alternatif sunamayan ortak özelliklere sahip olmasını başka

türlü açıklamak mümkün gözükmemektedir.”4 Toynbee’nin bahsettiği ve

Batılıların desteklediği Herodian tavra örnek bir durumdan bahsediyoruz.

Bunu garipsemek doğru olmaz. İbn-i Haldun “Mağluplar galipleri taklit

eder” tespitinin üstünden altı asır geçti. Türkiye’nin, 20. asırda izlediği kültür

sanat politikalarında aykırı ve anormal bir taraf bulunmamaktadır. Fakat bu

tavrın (Toynbee’nin de dikkat çektiği üzere) hiçbir orijinal tarafının bulunma-

dığını ve sadra şifa bir yöntem olmadığını bir yere not etmek gerekir: “Türk sinemasının tarihi boyunca anlatım ve gösterim yapısı, türü ve biçimi itiba-

rıyla esasen Batı sinemasını örnek aldığını, farklı düzeylerde de olsa özenti ve taklit

ruhuyla kendine yol aradığını ve ancak bu şekilde kendi pazarını oluşturabildiğini

söylemek mümkündür. Özendiği ve taklit ettiği Batı sinemasının üstünlüğünü pe-

şinen kabul eden Türk sineması bu özelliği ile ulusal sınırlar içinde endüstrileşebil-

miş, kendine, aldığı istisnai festival ödüllerine rağmen, uluslararası pazarda yer bu-

lamamıştır. Bu durumun başlıca sebebi, elbette yalnızca gerektiği kadar devlet des-

teğini alamaması değil, bilakis sahip olduğu estetik şuur ve takındığı tavırdır. Ni-

tekim devlet desteğinin arttığı belirli dönemlerde bile, Türk sinemasının özgün bir

dil inşa etmekten çok, özenti ve taklit düzeyinin nitelik kazandığı görülmektedir.

Pekâlâ anlaşılacağı üzere, Türk sineması mali desteklerin yanında ve belki daha da

önce, kendi özgün estetik şuurunu geliştirebileceği dünya görüşüne, kültür ve eği-

tim politikalarına, tarihsel hafızaya ve gelecek tasavvuruna ihtiyaç duymaktadır.”5

4 Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, a.g.e., s. 14. 5 Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, a.g.e., s. 20-21.

Page 156: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

156

Türk Sineması: Endüstri mi Sektör mü?

Bir ülkede sinemanın endüstri olduğunu kabul etmenin kriterleri nelerdir?

Satılan bilet, üretilen film, gösterim yapılan salon, festival veya uluslararası

festivallerde ödül alan film sayısı mı, devlet desteği mi, festival izleyici oran-

ları mı? Yoksa yapımcılara film yapmaları için bankaların kredi vermesi mi?

Türk sinema tarihi araştırmaları ile tanıdığımız Nijat Özön, Türk sinema-

sının gelişememiş olmasından devleti sorumlu tutmaktadır: “Türkiye’de si-

nema sektörünün oluşamaması baştan beri devletin ilgi göstermemesinden

ileri geliyor. Devlet ciddi anlamda ilgilenmemiştir sinema ile. Dışarıya devlet

bir sürü öğrenci göndermiştir ama sinema öğrensin diye kimseyi gönderme-

miştir.”6

Türk sineması sektörden endüstri aşamasına geçebilmiş midir? Ya da he-

nüz sektör bile olamamış mıdır? 2016 yılında SEYAP üyesi 53 yapımcıdan,

“Sizce Türk sineması bir sektör haline geldi mi sorusuna 12 kişi sektör haline

geldiğini, 29 kişi sektör haline gelmediğini ifade etmiştir. 4 kişi de kısmi şek-

linde yanıt vermiştir. Ayrıca açıklamalı yanıtlar verilmiştir.

Olumlu Yanıtlar:

Yeni yasal düzenlemelerle seyirci sayısı ve film sayısının ve filmlerin çe-

şitliliğinin arttığı, devlet desteğinin arttığı, televizyon kanallarının gösterim

ön satışı ya da ortaklıkların ve sponsorlukların çoğalmasının film piyasasını

canlandırması, Türk Film Endüstrisinin 1920'lerden beri mevcut olması ve di-

ğer endüstrilerle iş sonuçları karşılaştırıldığında bugün endüstrinin birçok di-

ğer endüstri kadar, hatta bazılarından daha fazla satış yapmakta, ihracat yap-

makta, kar etmekte olması. Yaratıcı endüstri başlığı altında stratejik bir plan-

lama olmadığı için Türkiye'de pek çok sektörde olduğu gibi problemli bir

6 https://sadibey.com/2008/07/05/nijat-ozon-roportaji/#.WfecaNJl-70

Page 157: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

157

alan olması, daha çok telif hakkı, çalışma saatleri, iş güvenliği, sağlık sigorta-

ları gibi konularda eksiği olan bir sektör olması. Üretilen filmlerin adedi, bir-

çoğunun teknik standardının yüksek oluşu, ekip ve ekipman standardının

yüksek oluşu, post prodüksiyon sürecine hizmet veren stüdyoların donanım-

ları, ticari filmlerin ulaştığı yüksek seyirci sayıları, tanıtım ve pazarlamaya

yönelik profesyonellik ve yılda 60 milyonluk bir seyirci oluşu göz önüne alı-

nırsa sektörleşmeden söz etmenin yanlış olmaması.

Olumsuz Yanıtlar:

Türk dizileri için geçerli olan sektörleşme sinema filmleri için olmadığı,

sinema sahipleri ve dağıtımcıların tekel oluşturduğu, birçok yapımcının fil-

mini oynatamadığı, devlet dışında sinemayı finansman açısından destekle-

yen kurum olmadığı, sanata destek için vergisel avantajların cazip olmadığı,

Türk sinemasının yurt dışında profesyonel olarak birkaç kişi dışında temsil

edilmediği, film pazarlamasını iyi bilen 4-5 kişinin olduğu, meslek tanımları-

nın yapılamayışı, sendikaların işlevsizliği, sinema alanındaki çalışma koşul-

ları için yasal bir düzenlemenin olmayışı, dolayısıyla sektör haline geleme-

mesi, sadece kendi ülkemizde ve Türklerin yoğun yaşadığı Avrupa ülkele-

rinde vizyon şansı bulan filmler oldukça, yani filmleri uluslar arası pazarla-

yamadıkça sektör olmaktan söz edilememesi.”7

Belki de ele aldığımız konuya, Türk sinemasının sorunlarına göz atarak

cevap aramalıyız. Türk sinemasının en önemli sorunu nedir? Sinema eleştir-

meni İhsan Kabil’e göre bu sorunun cevabı; Kimlik. “Türk sinemasının en

önde gelen sorununun kimlik meselesi olduğu kanısındayım. Bu, iki yönlü

7 Tümbek Tekeoğlu, A. Nurdan, Yrd. Doç., “Türk Filmlerinde Yaşanan Pazarlama Sorunları İle İlgili Araştırma”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 15 Sayı: 29 Bahar 2016/2 s. 361

Page 158: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

158

bir konu aslında; bir yanıyla toplumun kimlik konumunu akla getiriyor, di-

ğer yönüyle yönetmenin duruşunu, hayata bakışını gündeme taşıyor. Bir yö-

netmen, nasıl bir duruş sergiliyorsa, etrafında nasıl bir sosyal çevre, önünde

nasıl bir toplum görmek istiyorsa o yönde film yapıyor. Böylesi bir kaygısı,

derdi yoksa eğer seyircinin zayıf noktalarından, boşluklarından, hassasiyet-

lerinden istifade etmeye dönük manipülatif ve gişeye dönük çıkarcı bir tavır

içinde.” 8

Bağımsızlık, Dağıtım, Endüstrileşme

Sinema yazarı Barış Saydam’a göre bu sorunun cevabı; Bağımsızlık. “Sektör-

leşemeyen, yasal ve yapısal olarak kendisini yenileyemeyen, kendi sermaye-

sini yaratamayan bir sinema için bağımsızlık gibi beklentiler çok da gerçekçi

gözükmüyor. Dünyadaki kültürel sermaye hareketleri nereye doğru gidi-

yorsa, Türkiye’de de olan aslında yalnızca bu... Sermaye kimin elindeyse, içe-

rik dolaylı yollardan onun müsaade ettiği ölçüde değişebiliyor. Yurt dışın-

daki sermaye sahiplerinin de yurt içindeki Sinema Genel Müdürlüğü’nün de

farklı hassasiyetleri var. Yönetmenler bu hassasiyetlere göre içeriklerinden

ödün vererek film yapmak zorunda. Dolayısıyla maddi olarak filmlerin çe-

şitli kaynaklara bağlı oldukları bir ortamda bağımsız kalabilmek, bağımsız

film çekebilmek mümkün olabilir mi?... Eurimages üzerinden yabancı ortak-

lara sahip olan, festivallerin senaryo, yapım vb. çeşitli atölyelerinden destek

alan, son olarak da devletin sağladığı yapım desteğini almaya hak kazanan

filmlerin bağımsız kalabileceğini söyleyebilir miyiz? Dünya genelinde artık

8 'Türk sinemasının en önemli sorunu kimlik', İhsan Kabil’le Röportaj, Vakit Gazetesi, 26.01.2010.

Page 159: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

159

bağımsız dediğimiz filmler, belirli fon ve festivallere bağımlı bir şekilde üre-

tilir.”9

Bir başka önemli sorunumuz dağıtım. “Ülkedeki en büyük dağıtımcılar

Warner Bros, UIP, Pinema, Mars, Chantier göze çarpıyor. Bu şirketler

Hollywood’tan gelen filmleri dağıttıkları gibi yerli filmleri de dağıtıyorlar.

Yerli dağıtımcılar arasında Bir Film, Medyavizyon, Fida Film, Mars, Özen

Film, M3 Film yer alıyor. Bu şirketler yurt dışından filmlerin haklarını satın

alıp ülkemizde vizyona sokuyorlar. Ama açıkçası yabancı şirketlerle müca-

dele etmekte zorlandıkları bir gerçek (Mars dışında). Yabancı şirketlerin yerli

filmlere de el atması yerli şirketlerin işlerini daha da zorlaştırıyor. Pastadan

alacakları pay daha da azalıyor. Kısacası şu an pastanın çoğu kısmını yabancı

şirketleri kapıyor.10 Doktorasını Türk sinemasının dağıtım sorunları üzerine

yapan Dr. Eylem Arslan da dağıtım sorununun ciddî bir problem olduğu gö-

rüşünde: “Amerikan Sineması’nın endüstriyel açıdan bu denli güçlü olma-

sını sağlayan ve bu yapının geliştirilmesini olanaklı kılan en önemli faktör,

Dünya Sinema Endüstrisi’nin dağıtım ve dağıtım süreciyle bağlantılı yapım

ve gösterim süreçleri üzerinde sahip olduğu hâkimiyettir. Söz konusu hâki-

miyet, dünyanın birçok ülkesinde faaliyet gösteren Amerikan majörlerine

bağlı dağıtım şirketleri aracılığıyla kurulmakta ve geliştirilmektedir.”11 Film,

salon ya da gösterim sayısının artması Arslan’a göre endüstri olmak için ye-

terli değil: “Günümüzde Türk Sineması, artan film sayısı ve yerli filmlerin

büyüyen pazar payına rağmen, bir endüstri olmanın uzağında, daha çok bir

9 http://www.tsa.org.tr/tr/yazi/yazidetay/308/turk-sinemasinin-bagimsizlikla-imtihani 10 Can Rende, Türk Sinemasında Dağıtım Sorunları ve Tekelleşme, http://www.baki-niz.com/turk-sinemasinda-dagitim-sorunlari-ve-tekellesme/ 11 Dr. Eylem Arslan, Sinemada dağıtım: Tanıtım ve promosyon çalışmaları çerçevesinde dağıtım sürecinin Türk sineması örneğinde incelenmesi , Doktora tezi, Ege Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Radyo Televizyon ve Sinema Anabilim Dalı, 2010, s. 395.

Page 160: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

160

sektör olarak nitelenebilmektedir. Türk Sineması’nın bir endüstri olarak ka-

bul edilememesinin birçok nedeni bulunmaktadır. En önemli nedenlerden

biri seyirci sayısıdır. Türkiye’de sinema seyircisi sayısının, nüfusun yarısı ka-

dar olduğu belirtilmektedir. Oysa Amerika’da bu rakam nüfusun beş katı,

Avrupa ülkelerinde ise iki katıdır. Seyirci sayısına bağlı olarak elde edilen

toplam gelir sabit kaldığı sürece, yapılan film sayısının artması ya da yeni

sinema salonlarının açılması pazarın büyümesini sağlayamamaktadır. Bu ba-

kımdan seyirci sayısının arttırılması, Türk Sinema sektörünün endüstriye dö-

nüşmesi açısından ihtiyaç duyduğu finansal gücü sağlaması açısından

önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

Amerikan Sinema Endüstrisi’nde görüldüğü gibi endüstriyelleşme açısın-

dan bir diğer önemli faktör, yapım, dağıtım ve gösterim süreçlerinin kurum-

sallaşmasıdır. Kurumsallaşma, yapım, dağıtım ve gösterim süreçlerinin belirli

kurallar kapsamında ilerlemesi ve bu kuralların standartlaşmasını içermekte-

dir. Türk Sinema sektöründe kurumsallaşmaya ilişkin en önemli gelişme gös-

terim sürecinde yaşanmıştır. Bu kapsamda 1990’dan sonra sinema salonları iyi-

leştirilerek kurumsal zincir salonlara dönüştürülmüştür. Bununla birlikte ya-

pım sürecinin kurumsallaşması yönünde önemli bir gelişme yaşanmamıştır ve

günümüzde de daha çok yapımcının bireysel çabalarıyla film yapımının ta-

mamlanabildiği görülmektedir. Dağıtım sürecinde ise Amerikan dağıtım şir-

ketlerinden sonra kurumsallaşma yönünde bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu

kapsamda özellikle 2000 yılından sonra dağıtım pazarına çok sayıda Türk da-

ğıtım şirketi girmiş ve pazarda yaşanan rekabetin etkisiyle Amerikan dağıtım

şirketlerinin stratejilerine benzer doğrultuda dağıtım süreci yürütülmeye baş-

lanmıştır. Ancak yapım ve dağıtım sürecinin kurumsallaşmasına yönelik faali-

yetler Türk Sinema sektörünün endüstriyel dönüşümü açısından yeterli dü-

Page 161: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

161

zeyde değildir. Bu bakımdan öncelikle yapım sürecinde yaşanan finansal sı-

kıntının çözülmesi açısından özel sektörün ve bankaların bu alana yatırım yap-

masını sağlayacak adımların atılarak, bu sürecin kurumsallaşmasını sağlaya-

cak faaliyetler yürütülmesi gerekmektedir. Bu bağlamda devlete ve sektörde

faaliyet gösteren kuruluşlara büyük görevler düşmektedir.”12

Yönetmen Osman Sınav da, Türk sinemasının en önemli sorununu en-

düstrileşme olarak görüyor. Sınav’a göre, zamanında en çok film üreten üç

ülkeden biriyken artık üretemez hale gelmemizin ana nedeni, sinemamızın

endüstri kuramayışıdır; ayrıca Türkiye’de yapımcıların işadamı sayılıp sayı-

lamayacağı da tartışma konusu. “Amerika’da bundan yaklaşık 81 yıl önce

kurulmuş Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi adı altında bir

akademi var. Ben sinema okuluna giderken Yeşilçam’dakiler bize ‘Bu işin

okulu mu olurmuş!’ diye gülüyorlardı. İşte bu nedenlerle biz film yapamaz

hale gelirken, onlar markalarını bile filmle satıyorlar.”13

Türkiye’nin saygın festivallerinde aktif rol oynayan Zeynep Özbatur Ata-

kan’a göre Türkiye'deki sinemacıların en büyük sorunları özetle şöyle:

Devlet sinemayı desteklemeli mi?

Sinemamızın bir diğer sorunu devlet desteği. "Türkiye'de 2002'de bir yılda

üretilen film sayısı sadece 9'du. 2016 yılı itibarıyla Türkiye'de üretilen yerli

film sayısı 135. Kültür Bakanlığı, sinema destekleriyle Türkiye'nin sinema,

film endüstrisine katkıda bulunmaya devam edecektir. Bu bizim milli bir va-

zifemiz, milli bir sorumluluğumuzdur. Aynı şekilde Türkiye'de sineme film-

lerine verilen destekler, önceki dönemlerle kıyaslandığında 35 kat artarak 190

12 Dr. Eylem Arslan, a.g.t. s. 398-399. 13 http://www.bisav.org.tr/Bul-ten/20/438/turk_si%C2%ADne%C2%ADma%C2%ADsi%C2%ADnin_en%C2%AD-dus%C2%ADtri%C2%ADles%C2%ADme_so%C2%ADru%C2%ADnu

Page 162: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

162

küsur milyon dolara çıkmıştır. Son 6 yılda Türkiye, Avrupa içinde yerli film-

lerin seyredilmesi bakımından birincidir. Avrupa ülkeleri arasında 2016 yı-

lındaki rakamımız toplam film içinde yüzde 53'ü yerli filmlerdir, yerli film

izlenmesidir. Bu bizim için önemli bir seviyedir. Bu tür festivallerle artık Tür-

kiye'de film endüstrisi uluslararası alanda rekabet edebilecek bir düzeye gel-

miştir.”14

Üretilen ve vizyona giren film, gösterim yapılan salon sayısındaki artış

Türk sineması adına elbette sevindiricidir. Fakat sayı artışının kaliteyi bera-

berinde getirdiğini söylemek pek mümkün görünmüyor. Burada Siyah

Bant’ın yaptığı gibi sorunu tamamen Kültür Bakanlığı’nın Kayıt-Tescil Bel-

gesi uygulamasına indirgemek15 ideolojik kolaycılık olmaktadır. Siyah Bant

tarafından Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin desteğiyle hazırlanan rapor,

“Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” (2014) ve “Bakur” (2015) filmlerinin,

kayıt-tescil belgeleri olmadığı gerekçesiyle festivallerde gösterilmemesi üze-

rinden Türkiye’de yeni bir sansür mekanizması oluşturulduğunu iddia et-

mektedir. Birçok yazar tarafından ele alınan “Bakur” üzerine bir yazı kaleme

alan Etyen Mahcupyan, İKSV’nin 34. İstanbul Film Festivali’nde gösterimden

kaldırdığı “Bakur” filminin görüntü dışında sanatla ilgisi olmayan, bariz bir

propaganda filmi olduğu yorumunda bulunmuştu.16 Ayrıca İKSV’nin mev-

zuat kaynaklı uyguladığı sansürü bakanlık dayatması olarak kamuoyuna

lanse etmesine jüri üyelerinin gösterdiği tepki de tartışılması gereken ayrı bir

husus olarak göze çarpmaktadır: “34. İstanbul Film Festivali’nde yaşanan

14 http://basin.kulturturizm.gov.tr/TR,191814/yeni-sinema-yasasi-meclise-geliyor.html Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un 54. Antalya Film Festivali kapanış töre-ninde yaptığı konuşmadan. 15 Türkiye’de Film Festivalleri ve İfade Özgürlüğü, Siyah Bant, İstanbul, Haziran 2016. 16 Etyen Mahcupyan, Bakur’un sıradan ve öngörülebilir hikâyesi, Akşam Gazetesi, 16 Ni-san 2015.

Page 163: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

163

sansür krizi sonrası, festival yönetiminin ve tüm tarafların var olan rollerini

tartışmak ve bunlardan ders çıkarmak üzere ulusal yarışma yönetmenlerinin

festival ile yaptığı görüşmeler, festival yönetiminin akıl almaz yaklaşımları

ile yeni bir krize yol açmıştır. Sansüre karşı mücadele eder gibi görünerek,

gerçekte kurumsal varlığını zarar görmeden devam ettirmek için, çeşitli yön-

temlerle süreç içinde biz film yönetmenlerine tüm yükü bırakan İKSV’nin bu

tavrı 35 yıllık kurumsal tarihine yakışmamaktadır.”17 Siyah Bant’ın rapo-

runda bakanlığın konuyla ilgili açıklamasını görmeyi de arzu ederdik.

Bütün bu tartışmalar bize bir noktayı işaret ediyor: Sinema-devlet ilişkisi

Türkiye’de öteden beri tartışılan bir konu oldu ve tartışılmaya devam ediyor.

Devletin sinemaya verdiği desteği Sinan Çetin ve Murat Şeker gibi yönet-

menler gereksiz görürken, Ömer Faruk Sorak, Orhan Oğuz ve Ezel Akay

devlet desteğinin artırılması gerektiğini savunmaktadır.18

Görüldüğü üzere, Türk sineması, siyasî erkin desteği sayesinde niteliksel

açıdan oldukça önemli bir aşama kaydetmiş durumda. Fakat film ve izleyici

açısından kalite sorunumuz devam ediyor. Belki de Derviş Zaim haklı: Türk

sinemasının en büyük sorunu yetişmiş izleyici problemi ve biz bu seyirciyi

kaçırttık.”19 Bu bağlamda Türk sinemasının (özellikle genç yönetmenlerin)

beslendiği ana kaynaklardan birisi olan festival konusuna geçebiliriz.

Bir Festival Politikamız Var mı?

Arthouse yapımların ve bağımsız sinemanın dünyadaki en etkili destekçisi

festivaller, Türkiye’de film üretim mekanizmalarını ne kadar besleyebiliyor?

17 Bakanlıktan İKSV’ye ’sansür’ cevabı, Akşam Gazetesi, 13.04.2015. 18 Sinemacılar İkiye Ayrıldı, İlker Gezici, Sabah/Günaydın, 14.02.2011. http://www.sabah.com.tr/galeri/yasam/sinemacilar_ikiye_ayrildi_697765873987 19 https://www.ntv.com.tr/sanat/yonetmen-dervis-zaim-seyirciyi-kacirttik,BLNtyyj-pAEu3siBV_ILTbg

Page 164: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

164

Ya da Türkiye’nin kendine has bir festival kültüründen bahsetmek mümkün

mü? Temel eleştiri şu: Türkiye’de düzenlenen festivaller Hollywood ya da

Avrupa sinemasının birer kopyası. Kendine ait hiçbir orijinal tarafı bulunmu-

yor. (Herodian tavır). Türkiye’nin hem hassas, hem yakın hem de etkileşim

içinde olduğu Türk dünyasıyla ilgili düzenlenen Türk Dünyası Film Festi-

val’ine gösterilen ilgisizlik bunun açık bir göstergesi.

Peki festivallerin sinema film üretim mekanizmalarına katkısı oluyor mu?

Oluyorsa nasıl? Boğaziçi Film Festivali direktörü Bülent Turgut’a göre festival-

lerin Work in Progress uygulaması sinema sektörü için iyi bir imkan sunuyor.20

Uzun yıllar Altın Portakal Film Festivali’nde çalışan sinema yazarı Alin

Taşçıyan’ın, Antalya Film Festivali üzerinden Türkiye’deki festival kültürüne

yönelik eleştirileri yazının başında zikrettiğimiz Herodian tavrı anımsatıyor:

“Altın Portakal benim gözümde hep panayırdı. Oraya gidince herkes zı-

vanadan çıkıyor. O festivale 90’lardan başlayarak çalıştım, galalarını da sun-

dum. Menderes Bey geldikten sonra, yeniden bir yapılandırma yapalım, de-

diler; oraya danışmanlık yaptım. Sürekli her şeyi kortej alanına, eğlence ala-

nına döndürmek istiyorlar. 90’larda film yoktu, ulusal yarışma için 10 filmi

bir araya getiremezdik. Film gösterime girmiş çıkmış, ununu elemiş eleğini

asmış, ekibi de tatile geliyor ama her şey gala adabı ile yapılmaya çalışılıyor.

İki yardımcı oyuncu ile izleyici karşısına çıkılıyordu. Kırmızı halı tutkusu var

bir de bizde. Hepimiz penye ile dolaşıyoruz, burası Türkiye; Türkiye’de kır-

mızı halı olur mu? Kırmızı halı, bana sorarsanız, görgüsüzlük. Ülkenizin her

şeyi ortada, benim kırmızı halıda yürümek için tuvalet alacak gelirim var mı-

dır? Hollywood’a özenmeyelim, o dünyanın en büyük film piyasası. Can-

nes’da da kırmızı halı var ama çok soğuk olduğu için Berlin’de yok mesela.

Hiç kimse öyle şık filan da değil, her yerin kendi alt yapısı var. Biz Avrupa

20 http://www.antraktsinema.com/makale.php?id=766

Page 165: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

165

tipi üretim yapıyoruz. Avrupa tipi üretim demek; devlet destekli küçük bir

piyasa var demektir. Devlet desteği olmadığı zaman sadece birkaç tane ticari

yapım ayakta kalabilir. İyi kötü bir sinema sektörümüz var ama endüstrimiz

yok. Yavaş yavaş belki olacak, belki olmayacak. Böyle kalması belki daha sağ-

lıklı, benim hiç öyle bir kuralım yok, olsa da olur olmasa da. Olduğu kadarını

iyi yönetmek de yeterli olabilir. Yılda 70-80 filmi kaldırıyor mu bu piyasa?

Bence kaldırmıyor. Çok fazla üretiyoruz, çünkü üretim kolaylaştı. Öyle film-

ler var ki bakakalıyorum, ne bir festivale seçilebilir ne de izleyici karşısında

başarılı olabilir.”21

Festivallerin olmazsa olmazı olarak önce kurumsallaşma ve ilkeleri gören

Burçak Evren, Türkiye’deki festivallerin sorunlarına dair eleştirilerinde yerel

yönetimleri merkeze alıyor:

“Ülkemizdeki A tipi olarak tanımlayacağımız (İstanbul, Antalya, Adana)

film festivallerine bakıldığında, bu kurumlaşmanın ne kertede olduğunu ve

bunun sonucu saygınlıklarının olup olmadığını anlamak çok güç değildir.

Örneğin Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni ele alalım. Ülkemizin ilk, en

uzun ömürlü ve en süreklilik gösteren festivallerinden biridir. Ama bu ilk ve

en uzun ömürlü olması ona hiçbir zaman saygınlık getirmemiş, bu ögeler bu

festivali bir taşra film festivali olma konumundan çıkarmaya yetmemiş, -yal-

nızca Türsak’ın yönetiminde az da olsa bu taşralılık havasını üzerinden ata-

rak uluslararası bir görünüm kazanmıştır. Peki Antalya’yı taşralı bir festival

görünümüne sokan nedir? Elbette ki kurumlaşıp, ilkelerini belli edememesi-

dir. Antalya Festivali hiçbir zaman gerçek anlamda kurumlaşmamıştır. AK-

SAV (Antalya Kültür Sanat Vakfı) ya da benzeri adlarla kurumlaşma gibi gö-

züken yanları ise yalnızca bir aldatmacadan ibarettir. Bu festivalin dün ol-

duğu gibi bugün de tek sahibi, belirleyicisi vardır ki, o da yerel yönetimdir.

21 Filmstudio Dergisi, Ağustos 2014, sayı: 5, sayfa: 23.

Page 166: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

166

Kurumlaşma diye ortaya konan AKSAV, yerel yönetimden bağımsız, özgür

bir kurum değil, aksine onun güdümünde ve desteğiyle çalışan, onun bir bö-

lümüdür. Türkiye’deki -birkaç festival dışında- tüm festivallerin sahibi yerel

yönetimlerdir. Parayı veren de, bulan da, festivallerin ilkelerini saptayan da

yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimler dışında hiçbir kuruluşun festivaller

üzerinde hiçbir etkisi yoktur, olamaz da.

Antalya Film Festivali başlangıcından günümüze değin yerel yönetimle-

rin parası ve yönlendirmesiyle düzenlenmiştir. Ödüllerin adları bile yerel yö-

netimdeki kişilerden alınmıştır. Davetiye ve afişlerinde dünyanın hiçbir fes-

tivalinde görülmesine olanak olmayacak şekilde belediye başkanlarının,

hatta eşlerinin resimleri yer alır. Bu davet ediliş şekli bile festivali bir festival

olmaktan çıkarıp düğün havasına sokar.

Ülkemizde yerel yönetimlerinin desteklemediği bir festivalin yaşaması

çok ama çok zordur. Kars ve Bursa İpek Yolu Film Festivali örneklerinde ol-

duğu gibi. Festival yapan yerel yönetimler hiçbir zaman festivallerin kurum-

laşmasına izin vermez.”22

Yerel yönetimlerin festivallerde etkin rol oynamasını eleştiren Alin Taşçı-

yan da belediye başkanlarının hiçbir film izlemeden festival başkanlığı yap-

tığından yakınıyor.23

Festival Hiyerarşisi

“Devlet destekleri, üretim, dağıtım, gösterim koşulları, yerel ve küresel dina-

mikler, seyirci beğenisi, film eleştirmenleri ve gazetecilerin yaklaşımı, fonlar,

film pazarları ve daha birçok eklemlenmesiyle bir sistem oluşturan ve festival

22 Burçak Evren, Ülkemizdeki Film Festivallerinin Anatomisi, Hayal Perdesi, Sayı: 82 (Mart-Nisan 2011) 23 Alin Taşçıyan, Film Festivallerinin Sorunları, Hayal Perdesi, Sayı: 82 (Mart-Nisan 2011)

Page 167: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

167

sineması kavramını hayatımıza sokan film festivalleri, sahip oldukları küre-

sel kapitali ekonomik kapitale dönüştürmede ve bu sayede prestij kazan-

mada sonsuz marifete sahipler. Öyle ki bu prestij daha da belirginleşsin diye

film festivalleri kendi aralarında sınıflara dahi ayrılıyor. Cannes, Berlin, To-

ronto, Venedik, Sundance ve Rotterdam’ı Locarno, Karlovy Vary, Tribeca,

SXSW ve San Sebastian’la aynı sınıfa koymayarak festivaller arasında hiye-

rarşi yaratan kriterler, dolaylı olarak filmler arasında da hangi festivale katıl-

dığına göre bir hiyerarşi yaratıyor ve kedince prestij dağıtmış oluyor. Prestij

katmanlaştırmada bu kadarının yeterli olmadığı noktadaysa, altın kalıplarına

dökülen kültürün palmiye, aslan, ayı, portakal, koza, lale biçimlerini alarak

cisimleştirilmeleri sayesinde her festival ödüllendirme sistemini devreye so-

karak kendi içinde de filmlere prestij dağıtma olanağı buluyor.”24

İKSV Uluslararası İstanbul Film Festivali direktörlüğü yapmış olan Azize

Tan, festivallerin çıkış amacı ile mevcut durumu arasındaki tezatlığa vurgu

yapıyor ve uluslararası festivallerin küresel ideoloji ile ilgilerine değiniyor:

“Festivallerin çıkışı hep mevcut iktidar söylemlerine karşı duruş niteliği

taşımıştır, ancak günümüzde bir festivali “eğlence” olgusundan bağımsız

düşünmek de mümkün değil. Küresel ideolojiyi eleştiren, tartışan, ona alter-

natifler üreten bir festival de olabilir, bu ideolojiyi destekleyen, olan bitenin

iyi ve güzel olduğunu söyleyen festivaller de olabilir; en kötüsü sözüyle yap-

tığı çelişen festivaller de olabilir. Bugün hâkim küresel ideolojiden tam ba-

ğımsız bir festivalden söz etmek çok mümkün değil. Festivaller kendi kurum-

sal kimliklerine göre tavır alırlar; bu bağlamda onları küresel ideolojiye alter-

natif olarak görebilmek iddialı bir söylem olur.”25

24 Fırat Çakkalkurt, Parola: Ticaret Hedef: Seyirci, Rabarba Dergisi, Sayı: 03, Nisan 2017, s. 55. 25 Azize Tan, Festival Organizasyonları Ciddî Bir Duruş ve Tavır Gerektiriyor, Hayal Per-desi Sayı: 82 (Mart-Nisan 2011)

Page 168: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

168

Tan, İKSV’nin en nemli işlevini Türk filmlerini uluslararası platformlarda

görünür kılmak olarak yorumluyor: “İstanbul Film Festivali, Türk sineması-

nın gelişimine özellikle ilk yıllarında çok ciddi katkılar sağlamıştır. Sinema-

tek’in darbeyle kapanmasının ardından, İstanbul Film Festivali sayesinde bu-

günün önemli yönetmenleri sinema sanatını keşfetmiş ve festival, onların si-

nema anlayışlarının oluşmasında okul görevi görmüştür. Bugün festivalin 30.

yılını kutlarken “Film Gibi 30 Yıl” adında özel bir bölüm oluşturduk. Bu bö-

lümde festivalde izledikleri, etkilendikleri filmlerle sineması şekillenen yö-

netmenlerin kendi seçtikleri birer filme yer veriliyor. Daha önce yapılması

mümkün olmayan filmlerin ortaya çıkmasında önemli bir rolü olan festival,

bugün de değişen koşullarla birlikte farklı desteklerini sürdürüyor; Türk

filmlerini uluslararası plâtformlarda görünür kılmak için çalışıyor. Uluslara-

rası yarışmanın dışında FIPRESCI, FACE gibi uluslararası prestijli sinema ku-

rumları, festivalde kendi jürilerini oluşturarak içinde Türkiye yapımı filmle-

rin de yer aldığı bölümlerde ödül veriyor. İstanbul Film Festivali’nin özellikle

Türkiye’de yapılan bir festival olarak böyle bir misyonu var. Bu yüzden son

yıllarda Türkiye’den gösterilen filmlerin sayısını 50’lere kadar çıkarttık. Bu

misyon doğrultusunda çok çeşitli faaliyetler gerçekleştiriliyor. Örneğin geçti-

ğimiz yıl programda yer alan Teslimiyet (Emre Yalgın, 2010) filminin dünya

hakları satışı festival sayesinde oldu. Festival bu önemli rolü bugün de sür-

dürüyor. Zamanında bugünün sinemacılarını yetiştiren İstanbul Film Festi-

vali’nde, şimdi de yeni gelen yönetmenler festivalin büyüttüklerini takip edi-

yorlar, onların izini sürüyorlar.”26

26 Azize Tan’la röportaj, “Festival Organizasyonları Bir Duruş ve Tavır Gerektiriyor”, Ha-yal Perdesi, Sayı: 82 , Mart-Nisan 2011

Page 169: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

169

İKSV’nin Türk sinema tarihinde oynadığı rolle ilgili Türk kültüründe He-

rodian tavrın temsilciliğini yaptığına dair eleştiriler de mevcut. “Spivak’a

göre, NGOlar (Non-Governmental organizations, devlet dışı örgütlenmeler-

örn. İKSV) küresel seçkinler sınıfının toplumun geri kalanıyla arasına mesafe

koymasını sağlayan “ayrılıkçı kültürün insani yüzünü” temsil ederler. Bahsi

geçen bu insani yüzün İKSV’nin kültürel sermaye üzerinden işleyen rolünü

ve mevcut siyasi erkin sınırlarının üstünde bir özgürlük sahibi olduğu yanıl-

samasını oluşturur.”27

Festival sayısının sinemaya katkısı ne?

Türkiye’de 11’i uluslararası olmak üzere28 30 civarında sinema festivali bulu-

nuyor. Bu rakamlar beraberinde bazı tartışmaları da getirmiyor değil. Festi-

vallerin belediyeler eliyle yürütülmeye mahkum edilmesi, kimlik, kurumsal-

laşma, orijinallik ve bağımsızlık gibi tartışmaları da gündeme taşıyor. Bunun

yanı sıra “Bu kadar festivale gerek var mı?”, “Her film etkinliği festival mi-

dir?”, “Festival bolluğunun sinemaya katkısı ne?” vb. sorular güncelliğini ko-

rumaya devam ediyor.

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi film eleştirmenlerinin bu soru-

lara verdiği cevaplardan yola çıkarak meseleye biraz daha yakından bakalım.

Atilla Dorsay, festival düzenlenen şehir sayısının artmasında bir sakınca gör-

müyor. Fakat aynı filmlerin şehir şehir gezmelerini doğru bulmuyor. Evet,

her kentin festivali olabilir ama kendine has farklı bir kimlik ve film çeşidiyle.

Alin Taşçıyan, içeriğe dikkat çekiyor ve her film etkinliğinin festival olama-

27 Teksin Begeç, Bir kültürel Hegemonya Örneği Olarak Sinematek ve Festivaller, Rabarba Dergisi, Sayı: 03, Nisan 2017, 62 28 http://sinema.kulturturizm.gov.tr/TR,145428/turkiye39deki-uluslarasi-film-festival-leri.html

Page 170: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

170

yacağını öne sürüyor. Uğur Vardan, festival sayısıyla sinemaya katkı ara-

sında doğru bir orantı olmadığı kanaatini taşırken, Ömür Gedik festival sayı-

sının artması ile Türk halkının sinemaya gitme alışkanlığının artacağını dü-

şünüyor.29

Festival İdeolojisi

TRT Akademi’nin “Sinema ve Festival İzleyici Eğilimleri ve Durum Tespit

Araştırması’na göre festival izleyicisi festivallerin ödül törenleri sonrasında

ortaya çıkan tartışmaların kaynağında politik/İdeolojik kaygıların yer aldı-

ğını düşünüyor. İzleyici, festival organizasyonlarının bağımsız ve kurumsal

bir yapıya dönüştürülmesini istiyor. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de

düzenlenen festivallerin en önemnli problemleri; ideolojik yaklaşım, kurum-

sallaşamama, jüri sorunu, ekonomik ve teknik sorunlar ve sektörün temsil

edilmemesi. Ödül kriterleri ve jüri seçimi sektörün özellikle muzdarip ol-

duğu konular arasında yer alıyor.30

Türkiye, festival konusunda iki açıdan eleştiriliyor: Birincisi, festivalleri ide-

olojik zeminden sanatsal ortama kavuşturacak bir kültür sanat ortamı oluştu-

ramadık. İkincisi, uluslararası festivallere yönelik bir kültür politikası geliştire-

medik. Bunda sadece Türkiye’nin geç kalmışlığı değil, Avrupa’nın, kültürel he-

gemonyasına hizmet etmeyen (Herodian tavrı benimsemeyen) yaklaşım ve

politikalara sıcak bakmaması ve destek vermemesinin de katkısı var:

“Tevfik Başer 86 yılından beri uluslararası festivalleri dolaştığını, ne var ki

26 yıldır sistematik faaliyet gösteren bir Türk standına rastlamadığını anlat-

makta ve satışın düzgün organizasyon ve satış kültürü ile yapılmasının satış

29 https://www.sabah.com.tr/medya/2010/09/14/festival_bollugunun_sinemaya_katkisi_ne 30 TRT Akademi “Sinema ve Festival İzleyici Eğilimleri ve Durum Tespit Araştırması”, 2018.

Page 171: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

171

başarısı için önemli bir şart olduğunu belirtmektedir. Başer aynı konuda geç-

mişte yaşadığı bir deneyimi şöyle aktarıyor: “Atıf Yılmaz, bana filminin ka-

sedini yolluyordu. Şu filmi, ‘ZDF’ye satar mısın?’ diye kasedini gönderi-

yordu. Oysa böyle olmaz dış satış.” Türk Yönetmen, Reis Çelik geçmiş dene-

yimlerinden hareket ederek ön satış sürecinde projenin ciddiye alınacak şe-

kilde değerlendirilebilmesi için yabancı ülkenin TV’sindeki karar verici ko-

numdaki insanlarla önceden şahsi ilişki kurulması gerektiğini, aksi takdirde

projenin hakkıyla değerlendirilemeyeceğini düşündüğünü belirtmektedir

Çelik yabancı TV kanallarının gerek gördüğü ön satış konusunda gereken

tüm prosedürlerin hakkıyla uygulanması halinde hangi tür Türk projelerini

satın alabileceklerini sorduğumuz zaman şu yanıtı veriyor: “Çok az proje sa-

tılıyor yurtdışına. Yurtdışında önyargı var. Şimdiye kadar aldıkları filmlere

bakıldığı zaman Türkiye’deki siyasi problemleri Batı gözlüğüne en yakın iş-

lemiş filmlere rağbet gösterdiklerini anlıyoruz…. “Mülteci” adlı yeni filmi-

min ön satışını yapmak için Alman WDR TV kanalına başvurdum. Sıcak bak-

madılar. Sebep? Ben tahmin ediyorum. Almanya ve Avrupa’daki göçmen

politikalarını sert biçimde eleştiren bir film olduğu için reddettiler diye düşü-

nüyorum… Avrupa kendi gözlüğü dışında bir şeyi görmekte pek istekli dav-

ranmıyor”31

Uluslararası festivallerin sinema dünyasına yaklaşımındaki oryantalizme

dikkat çeken Derviş Zaim, festivaller yoluyla belli bir sinema dilinin dayatıl-

dığını düşünüyor.

“Uluslararası festivallere özellikle bizim gibi Kuzey ve Batı Avrupa ile Ku-

zey Amerika dışındaki ülkelerden başvuran filmler, eskisi kadar olmasa da,

31 Derviş Zaim, “Odaklandığın Şey Gerçeğindir: Türkiye Sineması, Alüvyonik Türk Sine-ması ve Uluslararası Kabul”, Altyazı Dergisi, Sayı: 78, 2008.

Page 172: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

172

hâlâ oryantalist (özellikle politik bakımdan oryantalist) bakış açısının ege-

men olduğu seçme ve değerlendirme süreçleri sonucunda seçilme eğilimi al-

tındadır. Bu seçme sürecine festival seçicileri kadar, alıcılar, satıcılar (sales

agent) da dâhil olmakta, ortada neredeyse sonu aşağı yukarı belli olan, yarı

resmi bir danışıklı dövüş havası çıkmaktadır. Büyük festivaller, büyük festi-

vallerin düzenlendiği ülkelerin yapım şirketleri, büyük festivallerin düzen-

lendiği ülkelerin satış şirketleri arasındaki ilişkiler, bu ilişki ağlarının festival-

lerde, satış ve dağıtım süreçlerindeki film ve ülke kayırma güçleri ve potan-

siyellerini aydınlatma konusu üzerinde hâlâ büyük bir perde vardır. Bu per-

denin de aralanması, şeffaflaşması çok da kolay olacağa benzememektedir.

Oryantalist bakış ve değerlerle Batı Avrupa dışındaki ülkelerden film seçme

eğiliminin sözkonusu olmadığı veya eskiye göre daha yumuşak olduğu du-

rumlarda ise uluslararası festivalin ancak minimalist tavra sahip Türk filmle-

rini seçtiği, bunun dışındaki Türk filmlerini bünyesine almadığı, görmezden

geldiği durumlar geçmişle kıyaslandığı zaman son zamanlarda daha bü-

yük bir oranla ortaya çıkmaktadır. Etkisini özellikle son yıllarda sık sık gör-

düğümüz bu uluslararası festival tavrı, belli bir sinema dilinin (burada mini-

malism) Batı Avrupa ve Kuzey Amerika dışındaki ülkeler ve belli toplumlar

için “daha uygun görüldüğü” biçiminde yukarıdan bakan bir tavrın da gös-

tergesi olmaktadır.

İleride Türk sinemasının alacağı yapıyı ortaya çıkaracak değişkenlerin

arasında uluslararası festival ve sales agent’larının Türk sinemasına bakışları-

nın, onu inşa etme, filtreleme, seçme ve yorumlama girişimlerinin son derece

önemli bir değişken olarak yer alacağını düşünüyorum. Öyle ki anaakım

Türk sineması dışında kalan Türk sinemasının gelecekte nasıl bir yörüngede

seyredeceğini belirleyecek daha önemli bir etken (TC Kültür Bakanlığı destek

Page 173: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Festival İdeolojisi

173

programı dışında) sanırım pek fazla yok. Bu nedenle sorun, önemli ve tartı-

şılması gereken bir mesele olarak ağırlığını koruyacağa benziyor.”32

“Mustang” Evet, “Buğday” Hayır!

“Batı’da düzenlenen festivallerde Türk filmlerine verilen ödüller, Batı’daki

sanat ve kültür çevrelerinden ve seyirciden ziyade Türkiye’nin kendini algı-

lama biçimine ve Türkiye’nin dünyadaki politik ve kültürel imajına yönelik

mesajlar içermektedir. Yurtdışında ödül alan Türk filmlerin ekseriyetinin

yerli-oryantalist bir bakış açısını yansıtan veya Batı’nın modernleşme ve ka-

pitalistleşme süreçlerinin sebep olduğu varoluşsal sorunlara eleştirel bir tavır

geliştiremeyen, alternatif sunamayan ortak özelliklere sahip olmasını başka

türlü açıklamak mümkün gözükmemektedir. Nitekim son 20 yıllık süre

içinde birlikte yaşadığı Müslüman azınlığın özgürlüklerini giderek artan bir

oranda kısıtlayan Fransa’nın, Türkiye’de baskılara dayanamayan ve özgür-

lük arayışı için güçlerini birleştiren beş kızın hikayesini anlatan Mustang

(Yön: Deniz Gamze Ergüven, 2015) adlı propaganda filmini Oscar ödülüne

aday göstermesi, estetik, etik ve politik şuuru ayrıştırmanın ne denli imkânsız

olduğunu göstermektedir. Mustang filmi, ayrıca Türk sinema filmleri ve tele-

vizyon dizilerinin neden merkez Avrupa pazarına girmekte zorlandıklarına

dair bir örnek teşkil etmektedir. Zira Mustang filmi, Avrupa film pazarına gir-

menin yollarından biri olarak görünen ortak yapım projelerinin dahi yeterli

olmadığını, Avrupa’nın sahip olduğu oryantalist zihniyetin ve önyargılı yak-

laşımların söz konusu teşebbüslerin önündeki asıl engeli teşkil ettiğini gös-

termektedir.”33

32 Derviş Zaim, Festivaller: Artıları ve Eksileri, Hayal Perdesi, Sayı: 82 (Mart-Nisan 2011) 33 Doç. Dr. Rıdvan Şentürk, Türkiye’de Film Endüstrisi, İTO Yayınları, 2017, s. 14-15.

Page 174: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Ekrem Özdemir

174

Meltem Cumbul’un Antalya Film Festivali ödül gecesinde Semih Kapla-

noğlu’nun elini sıkmaması Herodian düşüncenin kendisi gibi olmayana duy-

duğu (hazımsızlık kaynaklı) bir nefret olarak algılanabilir mi? Ya da Semih

Kaplanoğlu’nun Yusuf’un Rüyası triolojisini yayınlaması ve manevî temele

dayalı bir sanat anlayışı ortaya koymasının ardından, giderek gün yüzüne

çıkan ötekileştirme çabası ve buna mazeret olarak da Cumhurbaşkanı Recep

Tayyip Erdoğan tarafından gösterilen ilginin ileri sürülmesi (Alev Alatlı’ya

da aynı eleştiri yapılmıştı), sanatsal ya da kültürel kaygıların, kimi durum-

larda politik duruşun arkasında kalabileceğini göstermesi bakımından dikkat

çekicidir.

O halde hem Türkiye’deki hem de dünyadaki festivaller açısından şöyle

bir sorgulama yapabiliriz: “Mustang” filmi sinematografik açıdan “Buğday”

filmini aşabilecek kalitede midir?

Page 175: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”1

Hayati Özgür

orman Hampson’un “Aydınlanma Çağı” isimli eseri, bir döne-min siyasal, ekonomik, sosyo-kültürel ve teknik-bilimsel geliş-melerin ışığında tezahür eden değişimini gözler önüne serer-

ken, bu değişimin arkasında yatan temel sebeplerin esasen düşünsel bir içerikte ele alınması, bir başka deyişle söz konusu değişimin düşünsel kö-kenlerinin tespiti, anlatılan dönemin tüm yönleri ve boyutlarıyla izah edil-mesine ve bu minvalde okuyucunun söz konusu döneme bütüncül bir şe-kilde bakabilmesine olanak tanımaktadır. Nitekim bu titiz çalışmanın içe-riğine yakından bakıldığında, ilk bakışta çelişkili olarak görünebilecek çok sayıda ifadeyi (eserde bu türden ifadelere sık sık rastlamak bir hayli müm-kün, örneğin bir sayfada Descartes’in Tanrı’yı tamamen dışlayan düşün-cesine yer verilirken bir başka sayfada Descartes’in görüşlerini olabildi-ğince Hristiyanlığa uygun bir çerçevede dile getirmeye çalıştığını görürüz ya da 18. yy’ın ilk yarısına dair Avrupa’nın genel durumuna ilişkin tespit-lerde ilerleme ile geri kalmışlığa yönelik ayrıntıların aynı anlatımda kar-şımıza çıktığını görebiliriz.) detaylı bir okumanın izinde yukarıda belirtti-

1 Bu çalışma Norman Hampson’un “Aydınlanma Çağı” isimli eseri üzerine oluşturul-muştur, metinde esas itibariyle söz konusu eserin içeriği hakkında bilgi verilmektedir.

N

Page 176: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

176

ğim Hampson’un çok yönlü değerlendirmesinin bir tezahürü olarak oku-mak pek ala mümkündür. Okuyucu için belki de göze çarpan ilk husus olan bu durum, eserin bütünsel bir şekilde değerlendirilmesini sağla-makta ve genel içerikte karşılık bulmuş değerlendirmelerin ötesinde daha sahih yorumların yapılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle Aydın-lanma mefhumuna ilişkin yapılacak bir okumada Aydınlanma Çağı’nın muhakkak okunması gerektiğini ve böyle bir okumanın sonunda çıkarıla-cak kavram haritasının gelecek dönemlere yönelik okumalarda da belir-gin bir tesirinin olacağını belirttikten sonra eserin genel değerlendirilme-sine geçmek gerekiyor.

Kitap anlatımı, bir entelektüel iklimden diğerine geçiş özelliği taşıyan XVII. yy’ın toplumsal koşulları ile bilimsel ve kültürel(bilhassa bilimsel) gelişmele-rinin aktarıldığı bir girizgah sonrası, büyük değişimin temel dinamiklerinin ortaya konulduğu Yeni Bir Cennet ve Yeni Bir Dünya başlıklı bölümle devam etmekte, Barış Değil Kılıç başlıklı son bölümde ise mevcut değişimin bir ba-kıma muhasebesi yapılmakta ve Fransız Devrimi’ne gidilen sürecin belirle-yici gelişmeleri dile getirilmektedir. Varlığı ve kökenleri bakımından üze-rinde bir mutabakata varılamamış olsa da Aydınlanma’nın Norman Hamp-son tarafından XVII.yy koşullarının bir ürünü olarak ifade edilmesine yönelik birkaç hususun altını çizmek gerekmektedir. Dönemin temel özelliği gele-neksel değer ve öğretilere yönelik çağ insanının kuşku içeren bakışı ve bu kapsamda geleneğin taşıdığı “değişmez doğru ve gerçek anlayışının” yıkıl-maya başlamasıdır. Nitekim malum bakışın neticesi olarak yeni bilgilere ula-şılması, o güne kadar Kutsal Kitaplar ve Klasikler’in tartışılmaz otoritesinde karşılık bulan değişmez değerlerin sorgulanmasına ve bu doğrultuda Av-rupa insanının “bazı şeyler bugüne kadar bildiğimiz gibi değilmiş” şeklinde tecelli eden bir düşünme çabasına yönelmesine yol açmıştır. Kitabın ilk bölü-münde yaşanan bu duruma yönelik belirgin örneklere rastlamak mümkün-dür. “İlkel dinlerin klasik mitoloji ve Musevi-Hristiyan geleneğinin eski öykülerine

Page 177: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”

177

olan tuhaf benzerliği de Avrpalı’nın dininin tek ve Tanrısal niteliği konusunda kuş-kular yaratıyordu.” ….”Avrupalı Adam sonunda ne dünyanın ne de evrenin kendisi tarafından dönmediğine inanmaya başladı.”( s.24) Bu bağlamda en büyük kuşku-nun insanın günahlı ve lanetli bir varlık olduğuna ilişkin, ilk günah düşünce-sinde formüle edilen yaklaşımı hedef aldığını görüyoruz. Bu kuşkunun getir-diği kısmi özgürlük insanın evrendeki yerine yönelik iyimser yorumların ya-pılmasına neden olmuştur. “Yeni Bilim önce kuşkunun, sonra da, yavaş yavaş in-san doğasına ve insanın maddi ve toplumsal çevresini işine geldiği biçimde düzenle-yebileceğine ilişkin misli görülmemiş bir iyimserliğim doğmasına sebep oldu.”(s.21) Dönemin bir başka özelliği bilimsel uğraş çabasında olan insanların doğruyu yanlıştan, gerçek olanı yalandan ayırt etmekte büyük bir güçlük içinde ol-masıdır. Bu durumu, esasen geleneksel olana karşı gösterilen ilk tepkinin ya-rattığı şaşkınlığın ve acizliğin bir tezahürü olarak okumak gerektiği kanısın-dayım. Yeni verilerin ele geçmesi bu verilere uygun bilimsel açıklamaları ge-rektirmiş, fakat dönemin bilim insanı bunu yaparken dini öncelikleri dikkate aldığı için zaman zaman tutarsız ve bilimsel karşılığı olmayan kimi tespitler de bulunmuştur. Çünkü her bilginin gerektirdiği bilimsel izahın o dönem dü-şünce ve fikri yapısı göz ününde bulundurulduğunda gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmüyordu. Bu nedenle bilimsel açıklama yapmakta yetersiz kalan bilim insanları, dini öğretilere başvuruyorlardı. Hampson bu durum için “bu türden yanlış sonuçlara götürmüş olan akılcı mantık yürütme öreklerini ço-ğaltabiliriz.” ifadesini kullanır. Dönem değerlendirilmesine ilişkin son husus, üç önemli ismin, Francis Bacon, Isaac Newton ve John Locke’un bilime ve düşünce dünyasına yapmış oldukları katkıdır. Nitekim Hampson, söz ko-nusu isimlerin düşünce ve görüşlerinin yaşadıkları dönemle kalmayıp son-raki yüzyıla da doğrudan etki ettiğini belirtir. Tümevarım ve deney yöntem-lerinin geliştirilmesinde Bacon’un oynamış olduğu rol, Newton’un yerçekimi kanunu üzerinden doğayı insan için bir bilinmeyen olmaktan çıkarması ve Locke’in doğuştan gelen fikirleri yadsıyarak geçerli bilgi noktasında deney ve gözlemi işaret etmesi, Avrupa insanının doğadaki etkinliğini bilimsel bir

Page 178: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

178

temelde artırmıştır. Bu etkinliğin, ileriki yıllarda, doğadaki gözlem netice-sinde elde edilen bulguların insan ilişkilerinde ve insan-toplum münasebe-tinde kullanılmasını göz önünde bulundurursak ne denli büyük bir tesiri ol-duğunu anlayabiliriz.

Anlatımın ilerleyen sayfalarında, sırasıyla; Avrupa’nın içinde bulunduğu koşulların genel görünümünü, bu koşulların bilimsel ilerleyiş için gerekli olan fiziksel ve maddi olanaklara sahip olmadığını, yeni bilgi kaynakları ile politika yöntemlerine dayanan profesyonel yönetimlerin kurulması ile bilim-sel etkinlik alanının genişlemeye başladığını( hükümetler yeni faaliyet alan-larına yönelirken eskiden geleneğe ve ilahi takdire bırakılan alanlarda bilim-sel temelli yöntemler geliştirilmeye başlandığını görmekteyiz), monarşik mutlakiyetçilikle eş tutulan profesyonel yönetimlerin sayısındaki artışın ge-rek yönetimin dayandığı ilkeler gerekse hükümdarların kişisel niyet ve tu-tumları doğrultusunda ulus devlet anlayışına yol açtığını, XVIII. yy’ın ilk ya-rısında Avrupa’da siyasi istikrarın hüküm sürmesine karşın, 1740-48 ve 1756-63 savaşları ile bu istikrarın kaybolarak Fransız devrimine neden olacak geri-limin her geçen gün tırmanmaya başladığını görürüz. Bu ifadelerin izinde dikkat çeken bir husus bulunmaktadır ki o da medeniyet düzeyinde düşün-sel ve fikirsel dayanaklarını oluşturmaya başlayan bir Arupa’nın, Kıta Av-rupa’sının yükselmesidir. Esasen Aydınlanma kapsamında kayda değer tüm olumlu gelişmelerin Kıta’nın her anlamda yükselişini işaret ettiğini belirt-mekle birlikte, Hampson’un kitabında, söz konusu gelişimin Avrupalılaşma adı altında medeniyet ve kültür düzeyinde bir içerik olarak anlatıldığı iki önemli pasaj bulunmaktadır. İlk pasajda, Avrupa topyekün olarak toplumsal bir düzlemde değerlendirilir ve bu kıtada cereyan eden gelişmelerin kıta dışın-daki kültür ve medeniyetlere de doğrudan etki etmeye başladığı belirtilir.(Bu etki öylesine şiddetli ve yoğundur ki, bunların verimliliği başka ülkelerin hü-kümdarlarını bunları oldukça değişik olan kendi toplumlarına empoze et-meye yöneltir.) Burada, Hampson’un, Avrupa’da cereyan eden endüstriyel

Page 179: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”

179

teknikler ve yönetim biçimlerini vurgulamak için kullanmış olduğu doğal ge-lişim ifadesi, esasen Avrupa kültür ve medeniyetinin bir sonraki yüzyılda tüm dünyayı etkisi altına olacak ilerleyişinin habercisi niteliğinde okunmalı-dır. Üstelik söz konusu ilerleyişin, doğal bir işleyiş içermesi, ileride yaşana-caklara adeta kaçınılmaz anlamı kazandırmaktadır, Avrupa’nın gelişimi öy-lesine doğal bir seyir izlemektedir ki, bu gelişime duyarsız kalabilmek pek de mümkün görünememektir. Nitekim XIX.yy’da Avrupa medeniyetinin başlı başına kültür ihraç eden bir yapıya bürünmesi, Hampson’un ifadelerinde karşılık bulan gelişimin, doğal seyrini ve iç dinamiklerini açık bir şekilde or-taya koymaktadır. Avrupa olgusunun, bir medeniyet ve kültür bağlamında dikkate alınması gereken başka bir anlatıda ise, Kıta’da ortaya çıkan ve kısa sürede yaygın hale gelen kulüpleşme üzerinde durulur. Bu dönem henüz XVIII.yy’ın ilk yarısı için geçerli olsa da, bu oluşumun ilerleyen süreçte “Av-rupalı” anlayışına belirgin bir etkisi olduğunu söylemek gerekiyor. Söz ko-nusu dönemin zihniyetini aktarmak için “ulusal üstünlük taslamak taşralı bir görgüsüzlük göstergesi sayılıyordu” ifadesine yer veren Hampson, Voltaire ve Roussue’nin sözlerinden yola çıkarak Avrupalı ve Avrupalılaşma anlayışına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki pasajda olduğu gibi, bu ifade-lerde de Avrupa’nın bir medeniyet ve kültür olarak oynamış olduğu role( ya da oynayacağı role) yönelik bir vurgu söz konusudur, Avrupa’nın dönem iti-bariyle sahip olduğu tüm olumsuz ve bölünmüş yapısına rağmen.

Aydınlanma’nın tarihi gelişimi ile düşüncel kökenlerine yakından bak-mak adına, dönemin, XVIII.yy’ın, sonraki yüzyıla geçiş doğrultusunda önemli bir arka plan oluşturduğunu söylemek gerekiyor. Bir önceki döne-min (XVII.) düşünsel birikiminden faydalanan bu dönem bilim insanı; pre-existence kuramının(insanların dünya yaratılırken meydana geldiğini savu-nan anlayış) din adamlarınca hoş karşılanması (kuram bir süre sonra Orto-doks kuramı olarak anılmaya başlandı.) ve Newton fiziğinin Decartes’çi bi-lim anlayışına üstün gelmesi ile birlikte büyük bir bilimsel uğraş ve çabanın içine girmeye başlamış, bilimsel yayınlarda da belirgin bir artış yanmaya

Page 180: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

180

başlamıştır. Söz konusu kuramın ilk günahı ve Tanrı’nın ilahi yaradılışında merkezi bir konumu bulunan cehennem düşüncesini doğrulayan bilimsel bir açıklama içermesi ve Newton biliminin Descartes biliminden daha öte bir şekilde Tanrı ve İlahi düzeni vurgulaması, din adamlarınca çağın bilim-sel tutumunun benimsenmesine imkan tanımış oldu. Hele ki Newton’un görüşleri ile bilge, cömert ve iyiliksever bir Tanrı anlayışının genel kabul görmesiyle birlikte, bilimin etkinlik sahası bir hayli genişlemeye başladı. Söz konusu mevcut durumu bilim ile din arasındaki ateşkes olarak ifade eden Hampson, bilim adamlarının ulaştıkları bulguların, din adamlarınca ilahi düzeni kanıtlayıcı nitelikte bulunarak alkışlandığını belirtir. XVIII.yy’da yaşanan bilimsel gelişmenin arkasında böyle bir zihniyetin ol-duğunu söylemekle birlikte, yeni gelişmelerin yeni sorunlara neden oldu-ğunu da vurgulamak gerekiyor. Bu tespitin izinde, bilimle din arasında meydana gelen ateşkesin, Avrupa’da cereyan eden savaş dönemi ile birlikte sona erdiğini ve iyiliksever Tanrı anlayışının sorgulanarak karamsar bir ba-kışın oluşmaya başladığını görüyoruz. Gerek yaşanan savaşların neden ol-duğu tahribat gerekse Tanrı’nın ilahi kudret ve düzeni düşüncesini içeren evrenin değişmezliği ilkesinin kabul görmemeye başlaması ile birlikte, yüz-yılın sonuna doğru Tanrı’nın varlığını ve evrendeki kudretini sınırlandıran bir zihniyetin gelişmeye başladığını görüyoruz. Bölümün sonunda, yazar, bir yandan Hristiyanlık üzerinden Tanrı’ya inanmaya devam edenlerin ol-duğunu öte yandan ise Tanrı da dahil olmak üzere tüm dini öğreti, değer ve düşüncelere şüpheyle bakan ciddi bir kesimin oluştuğunu aktarır. Bu-rada dönemin aktif diyebileceğimiz Aydınlanma düşünürlerinden bazıları-nın eserlerinde ilahi düzen, kader, ilahi hikmet gibi yaklaşımları kimi za-man alaycı kimi zaman da üstü kapalı eleştirdiğini görmekteyiz. Dolayı-sıyla bu tespit ve örnekler, dönemin bilimsel anlayışını ve bu bilimin dine ve Tanrı’ya bakışını yansıtmaktadır.

Yazarın, dönemin entelektüel seviyesi hakkında bilgi sahibi olmamız açısından, Aydınlanma’yı bir yaşam tarzı olarak anlatıya dahil ettiği ilgili

Page 181: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”

181

bölümde, bilimsel etkinlik ve bu konuda literatüre kazandırılmış yayın-larla toplumun statü ve tabakaları arasındaki ilişkiye yakından tanık olu-yoruz. Söz konusu tanıklığın ifadesinde, aristokrasi, Katolik din adamları, Burjuvazi, ticaret erbabı, zanaatkarlar, esnaf ve emekçi kesimlerin döne-min entelektüel atmosferi altında cereyan eden bilimsel ve kültürel geliş-melere ne şekilde tepki verdiklerini irdelememiz açısından önemli olan bu bölümde, saray ve çevresinin ve din adamlarının her türden eserin mahi-yeti hakkında yeterli bilgiye vakıf olduğunu gözlemliyoruz. Her ne kadar burjuva açısından genel bir tanımlama yapmanın güç olduğu belirtilse de bu sınıfın da dönem zihniyetine gerekli reaksiyonu gösterecek duyarlı-lıkta olduğunu idrak etmek pek ala mümkün. Halkın geneline inildiğinde ise durum çok daha karmaşık bir hal alıyor. Dönem düşünürlerinin genel itibariyle halkın zihni yeteneklerine şüpheyle yaklaştıklarını ve onlardan daha çok yönetilmeye muhtaç bir kitle diye bahsetmelerine karşın Hamp-son yine de okuma yazma oranının taşrada dahi niteliki bir çoğunluğu işaret ettiğini belirtir. Yine de yazarın, okuma yazmanın başlı başına bir Aydınlanma işareti sayılmaması gerektiğine yönelik tespiti, insanların faydalı yayınlardan ziyade efsanelerden örülmüş popüler eserleri oku-ması üzerinden halkın genelinin yeterli bir entelektüel bilince erişemedi-ğini söyleyebiliriz.

Daha önce belirttiğimiz, bilimsel olanın doğa üzerinden, bir başka de-yişle doğaya dair gözlem ve deneyle elde edilen bulgular üzerinden te-mellendirildiği bir yaklaşımın iyiden iyiye genel kabul görmesiyle bir-likte, doğa bilimlerindeki yöntem ve metodların insan ve toplum ilişkile-rine uyarlanmaya başlanması, belki de dönem insanı için geri dönüşü ol-mayacak bir sürecin de başlamasına yol açmaktadır. Nitekim, bilim dün-yasının başından beri yaşadığı genel sorun burada da çağın insanı için bü-yük bir problem oluşturmaya devam eder. Doğa’nın Tanrı’nın düzenini, doğadaki uyumun da Tanrı’nın iyilikseverliğini temsil ettiği düşüncesi dönemin insanı tarafından genel bir şekilde kabul görür. Bu onaylamanın

Page 182: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

182

din adamları arasından yaygın bir şekilde benimsendiğini belirtmek gere-kiyor. Söz konusu süreç Hampson tarafından “Hristiyanlık’tan doğal dine sürüklenme eğilimi artmıştı.” ifadesiyle aktarılır. Bu eğilim Avrupa insanı için iki önemli sonuca yol açıyordu: Bu sayede doğanın genel durumun-dan yola çıkılarak iyiliksever bir Tanrı’nın varlığı bilimsel verilerle temel-lendiriliyor ve insanın günahlarından kurtulabileceği anlayışı yerleşi-yordu. Doğal dinin Hristiyanlığın yerini almaya başlamasının cazip tarafı da burada ortaya çıkıyordu. Söz konusu eğilimin diğer bir tezahürü ise, insan-toplum ilişkilerinde ortaya çıktı. Doğada mevcut olan uyum ve dü-zenin, insanın yeryüzündeki varlığına ilişkin bir içerikte formüle edilmesi, insanın yaşamında da bir düzen ve uyumun olması gerektiği düşüncesine umut vermeye başladı. “Doğa, insanın toplumda barış ve birlik içinde yaşama-sını amaçlamış ve onu bunun için gerekli insan sevgisi ve evrensel ahlak ilkele-riyle donatmıştır.”(s.84) Üstelik böyle bir yaklaşım bireysel çıkarlarla top-lumsal menfaatlerin nihai olarak uyum içinde olması gerektiğini öngörü-yordu. Kamunun ve toplumsal olanın önem kazanması hem dinsel öğre-tiler üzerinden hem de bilimsel görüşler çerçevesinde karşılık bulmaya başladı. Bu doğrultuda, sevgi, saygı, esenlik, düzen, uyum, insanlık gibi değerlerin çağ insanı için büyük bir umut ifade ettiğini ve bu kapsamda belirli yaklaşımların geliştiğini söylemek esasen mümkündür. Fakat bir kez daha toplumsal çelişkiler ve siyasilerin neden olduğu yıkım söz ko-nusu umudun yeşermesine izin vermiyordu. Nitekim eserin ilgili bu bö-lümlerinde birbirine zıt ifadelere yer verilir. Bir taraftan kardeşlik sevgi-siyle şekillenen bir zihniyetin ifadesinde,” insanın kendi toplumundaki doğal haklarının, genelde insanlığın haklarının belirli bir devletin kolektif egoizmine üstün tutulmasının” gerekliliğine vurgu yapılırken diğer taraf-tan kölelik ve başka ulusları küçümsemenin kolayca kabul edilebilirliği dile getirilir. Nitekim Hapmson, bu durumun tespiti açısında, “…on seki-zinci yüzyıl Deizm’inin ayırt edici özelliği, vekarı ve insan ırkının kardeşliği an-layışıydı, fakat bir din olarak etkisinin pek güçlü ve kalıcı olmadığı” ifadesine

Page 183: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”

183

yer verir. Bireysel çıkarın kamu çıkarıyla olan ilişkisinde yaşanan gel-git-ler, özgür iradenin nasıl konumlandırılacağı sorununu gündeme getirmiş-tir. Bu bakımdan, daha önce iyi Tanrı ve ilahi düzen anlayışının yerini, yaşanan savaşlar ve doğa olayları nedeniyle Tanrı’ya yönelik karamsar bir bakışa bırakması gibi, doğadaki uyumun iyiliksever Tanrı’nın kutsal-lığını yansıttığı düşüncesi de özgür iradenin serbestliği nedeniyle, önce-likle doğanın ve doğal olanın düzeni ve uyumu içerdiği ve buradan hare-ketle Tanrı’nın iyiliği düşüncesinin boşluğa düşmesiyle birdenbire terk edilmeye başlandı. Burada Hamspon’un bir kez daha çağın düşünce in-sanlarının görüşlerine yer verdiğini görürüz. “İnsana ve insanın yapay de-ğerlerine karşı kayıtsız olan doğa, anlaşılmayan süreçlerini tamamlayabilmek için benliklerin çatışmasını gerektirir….İnsanın yaşamını ahlaki bir ilkeyle düzenle-meye çalışması, onun kendisini doğanın ritminden koparmasıdır.” (s.93) Yüzyı-lın hemen başında doğanın Tanrı’nın ilahi düzenini ve doğadaki uyumun da O’nun iyilikseverliğini yansıttığı düşüncesinin aksine dönemin sonuna doğru doğanın çatışmayı içerdiği düşüncesinin benimsenmesi yaşanan değişim açısından gerçekten altı çizilmesi gereken bir durumdur.

Yüzyılın sonuna doğru artan gerilim devletler arasındaki çatışmanın ka-çınılmaz bir durum olarak algılanmasına yol açmış ve bir dönemin devrim düzeyinde karşılık bulan iyimserlik düşüncesinin artık terk edilmesine ne-den olmuştu. Esasen bu duruma neden olan siyasilerin çatışması, berabe-rinde çok geniş ölçekte bir tahribata yol açtı. Devrime gidilen süreçte yazar, hemen hemen hiçbir düşünür ve aydının yaşanacak hadiseyi öngöremedi-ğini belirtir. “…ama gerçekte burada sözünü ettiğimiz yazarların hiçbiri kendile-rini fazla radikal olarak tanımlamazlardı. Hepsi de kurulu düzeni siyasi bir veri olarak kabul etmişlerdi ve son çözümlemede hepsi de toplumsal ya da siyasal deği-şiklik önermekten çok, kşinin yaşadığı toplumdan bağımsız olarak, içsel özgürlüğün bulmasına yardımcı olmaya çalışıyorlardı.”(s.138) Devrimin yol açacağı şidde-tin ve kıyımın muhasebesi yapılırsa şayet, söz konusu devrimi hazırlayan koşulları öngörmekte zorlanan dönem aydınının, iyimserlik konusunda ne

Page 184: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Hayati Özgür

184

denli umutsuz olduğu da ortaya çıkar. Çünkü devrim, o güne kadar şikayet edilen mevcut düzenin de ötesine geçti ve büyük bir vahşete yol açtı. Bu aynı zamanda dönemin entelektüel gelişim seviyesi açısından, halkın gene-liyle, yüzyılın başında bilim insanı ama dönemin kültürel etkinliği ölçü-sünde zamanla düşünür ve aydına dönüşen insanı arasındaki kopukluğu da açığa çıkarmaktadır. Nitekim devrimin toplumsal düzlemde hazırlayıcı koşulları ne olursa olsun, bir şekilde görünürlüğe kavuşmuş olmalıdır. Ger-çek bu olmakla birlikte esasen kültürel birikim, bu koşulları kısmı düzeyde okuyabilmiş fakat düşünürün zihninde yer eden düşüncenin ötesinde çok daha yıkıcı bir hadise yaşanmıştır.

Yüzyılın sonu, aynı zamanda bilimsel işleyişin genel bir değerlendiril-mesine tanık olmuş ve bu kapsamda yeni bir bakış ortaya çıkmıştır. Aklın temel belirleyiciliğine yönelik bir karşı tutum şeklinde görünür olmaya başlayan bu bakış, duygunun aşırı şekilde ihmal edilmesini eleştirmiş ve aklın başat konumunu tartışmaya açmıştır. Bir başka deyişle, duygunun iç-ses olarak ele alındığı bu bölüm, esasen aklın işlevine değil, aklın işle-vini aşırı şekilde katılaştıran düşünceye karşı tepki görünümü arz eden bir anlatım içermektedir. Rousseau’nun öncülüğünü yaptığı bu yaklaşım, daha sonra Romantizm akımının doğmasına neden olmuştur. Daha önce doğadaki gözlemlerden yola çıkarak temellendirilmeye çalışılan insanla toplum arasında tezahür eden uyum bu dönemde yeniden çatışma odaklı bir ilişki biçiminde ele alınmaya başlamıştır. Bunun temel sebebi, dönem düşünürlerinin, bilhassa Rousseau’nun içten gelen sese yönelik vurgusu ve bu doğrultuda doğanın insanın bilincinde belirleyici bir misyon üstlen-mesi gerektiğine yönelik söylemiydi. Her ne kadar, o, bireyin iç sesini dinlemesine ahlaki bir işlev yüklemiş olsa da bu düşünce bireysel çıkarın zevk ve tatmin ölçüsünde değerlendirilmesine de uygun bir içerik taşıya-bilirdi. Bu durum bireysel çıkarların toplumun menfaatleri önüne konul-masına neden olabilir, birey ve toplum arasında bir çatışmayı kaçınılmaz kılabilirdi. Nitekim Rousseau’nun düşüncesinde, bireyin ahlak anlayışı

Page 185: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Bir Zihniyet Değişimi Olarak “Aydınlanma”

185

esasen toplumun geleneklerinden bağımsız bir şekilde belirlenmeli ve bu bağlamda her türlü kısıtlayıcı otorite reddedilmeliydi. Üstelik doğa du-rumuna yönelik özlemini duyuran lirik ve çoşkulu anlatımı da olası çatış-manın varlığını işaret etmekteydi.

Tüm tespit ve ifadelerin izinde dönem itibariyle, vicdan, duygu, kalp, iç ses, ruh, ahlak gibi değerlerin yaygın bir şekilde literatüre girerek, akla yönelik “her şeyi bilebilir” şeklindeki anlayışın yadsınmaya başladığını, bir başka deyişle “Akıl Çağı”yla özdeşleştirilen Aydınlanma’nın temel bir eleştirisinin yapıldığını görmekteyiz.

Page 186: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 187: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

İki Kadın: Frida ve Camille

Dilara Akdeniz

ir hakikati, ona karşı savaşarak yok etmek yerine, o hakikati sey-retmek daha kolay; üstelik böyle bir galibiyetin etkisi çok daha uzun sürüyor. Son iki yüzyıldır hızla seyreliyoruz. Bir direniş

olarak kuşandığımız ne varsa sulandırılmış ve tehlikesizleştirilmiş bi-çimde önümüze geri atılıyor. İsmet Özel'in "Artık düşünce suçu işleyemi-yorum" adlı yazı başlığını getiriyor akla tüm bu olanlar. Sistem ayağına takılacak kuvvette ve katılıkta ne varsa önce bünyesine alıp öğütüyor, ehlileştiriyor, tasmasını takıp zaptedilir kıvama getirince sahte muhale-fet ve direniş sosuyla piyasaya sürüyor. Bu sömürünün bir boyutu da şahısların hakikatinin sömürülüşü. Ömrü boyunca her türlü tezgaha karşı durmuş, çarşıdan kaçmış, pazardan tekme yemiş kim varsa onun direnişi pasifize edilmiş vaziyette vitrinleri süslüyor. Turgut Uyar ve Cemal Süreya yaşadığı dönemde hiç okunmazlarmış, Edgar Allan Poe'nun 3 dolarlık ev kirasını ödeyecek durumu yokmuş, Ömer Seyfet-tin'in cesedi sahipsiz sanılarak kadavra olarak kullanılmış, Kafka hayatta iken sadece tek bir kitabını yayınlatabilmiş, Van Gogh Arles'dan ayrılsın diye yöre halkı imza toplamış ve kilise intihar ettiği için cenazesini dahi kaldırmamış. Oysa şimdi, çilesi başkasınca çekilmiş fikirler, işin yaldı-zından nemalanmak isteyenlerin sofrasında telef oluyor. Eduardo Gale-ano Aynalar kitabında şöyle diyor:

B

Page 188: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Dilara Akdeniz

188

"Bugün Van Gogh ona yemek vermeyecek restorantların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse atacak avukatların yazıhanelerini süslüyor."

Bu kültürel sömürünün bir diğer ayağı da kadınlar. Ömrü boyunca fedakar bir hayat sürüp, amelde oldukça antifeminist bir hayat sürmele-rine rağmen şimdilerde feminizmin sarsılmaz kalesi olarak işgal edilen kadınlar. Pek az kadın kendi şiirini okuyarak yaşıyor. Kendi şiirini kendi sesiyle okumak, yani kendi evine çıkıp da şöyle bir de balkondan bak-mak, böyle bir çift bilinçlilikle yaşamak, tüm bunlar çift ölüm ve çift acı demek. İki hayat yaşayan, iki kere ölür. Parmakuçları ile ayak tabanı muhakkak ki bir değil. Ömrü boyunca parmakucu olmanın bedelini ödemiş kadınlar, ayak takımının ayak üstü tükettiği bir ara öğün haline getirildi. Bu süreçte en çok aşınan isimlerden biri de şüphesiz ki ünlü ressam Frida Kahlo.

Frida Kahlo; tam adı ile söylersek Magdelana Carmen Frida Kahlo Kalderon. 6 Temmuz 1907'de Mexico City'de dünyaya gelir Frida, ama doğum gününü Meksika devriminin gerçekleştiği 7 temmuz 1910 olarak kabul eder. Süt annesi bir Kızılderilidir; tabiatına ve kadınlığına sinen bu Kızılderili kanından olacak, ömrü boyunca her türlü beyaza karşı yerli bir mücadele vermiştir Frida. Geçirdiği trafik kazası sebebiyle ömrü bo-yunca aksak bir bedeni peşinden sürüklemek zorunda kalır. O artık rahmi hasarlı, yatağa bağlı bir kadındır. Resme olan ilgisi de bu süreçte başlar.

Sürekli yatmak zorunda olduğu yatağı aynalarla kuşatılmıştır, kendi ruhu gibi kendi suretini de sürekli gözleme imkanına sahiptir. Bu sebep-le otoportreler büyük bir yer tutar onun sanatında. Kendi tabiri ile sürre-alist bir ressam değildir, yalnızca kendi gerçekliğini resmetmektedir. Two Fridas tablosu, biraz da bu iki farklı gerçekliğin tablosudur; Henry Ford Hospital adlı eseri iki düşük yaptıktan sonraki ruh halini anlatır.

Page 189: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

İki Kadın: Frida ve Camille

189

Bir çocuk doğuramaz belki ama boyalardan, renklerden örülü bambaşka bir gerçeklik üretir. The Wounded Deer tablosunda kendini yaralı bir geyik olarak resmeder mesela. Sanatı bir ideanın yeniden inşası değil, kendi bedeninde bir gerçeklik yaratmak üzerine, kendine şahitlik etmek üzerine kuruludur. Bir insan nezdinde asırları keşfederiz. John Berger Sanatla Direniş adlı kitabında ona ayırdığı bölümde onun bedeninin evrenselliğini şöyle anlatır: "...hisseden bir varlık olmanın birinci koşulunun, acıyı hissedebilme kapasitesi olmasının yasını tutar sanatı. Kendi sakatlanmış bedeninin hassasiyeti, canlı olan her şeyin tenlerinin farkına varmasını sağla-mıştır. -ağaçların, meyvelerin, suyun, kuşların ve doğal olarak başka kadın ve erkeklerin. Bu yüzden de, kendi imgesini adeta kendi teni üzerine resmederek bütün bir hisseden dünyadan bahseder." Her şeyin tenini kendi teninde faz-laca hissetmesi yüzünden belki de tuvalden ziyade pürüzsüz, metal yü-zeylere çizim yapar. Tüm bunlara rağmen ümitsiz değildir Frida, çizdiği yaralı geyik gibi vücudundaki oklara rağmen koşmaya devam eder. Fri-da'yı bu denli popüler bir ikon haline getiren şey feministlerin onu kendi ayakları üstünde duran güçlü bir kadın olarak piyasaya sürmeleri olsa da, gerçek/lik bambaşkadır. Frida'nın ayakları üstünde durmaya ihtiyacı yoktur, çünkü onun kanatları vardır.

"Pies para qué los quiero si tengo alos par volar/ ayaklar, uçmak için kanatlarım varken sizi neden arayayım?"

15 yaşında iken, 37 yaşındaki Diego ile tanışır. Diego'yu hayatındaki ikinci kaza olarak nitelendirir. Diego çirkindir, bencildir, sadık değildir. Uzaktan bakınca bir güvercin ile bir filin aşkıdır bu. "Mahvedemeyen kuv-vet kurtaramaz." der İsmet Özel. Bana öyle geliyor ki, Diego'yu Frida için bu denli vazgeçilmez kılan Diego'nun Frida'yı mahvedebilecek kudrette oluşu. Kendi şiirini okuyan kadınların en büyük sınavı övgüye değecek bir şahit bulamamak tatminsizliği. Bu sebeple Diego'yu özel kılan bir

Page 190: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Dilara Akdeniz

190

diğer şey de Frida'ya bahşettiği şahitlik. Frida, rengi giyen kadın. Diego, rengi gören adam. Frida'nın Diego'yu seviş biçimi de kendi bedeninde koca bir dünyayı yaşayışı gibi tıpkı, topyekûn bir adanma hâli.

" “Başlangıç Diego, yapıcı Diego, çocuğum Diego, ressam Diego, ba-bam Diego, oğlum Diego, sevgilim Diego, kocam Diego, dostum Diego, anam Diego, ben Diego, …evren Diego…”

Sergei Parajanov bir röportajında şöyle diyor: "Her yapı, her eser, ait ol-duğu dönemin, dinin ve kültürün simgesi gibi. İyi bir filmde böyle olmalı, bir kültürü simgelemeli. Yoksa her ülkenin kendine ait kültürü ortadan kalkarak bur-juvazinin ortak kültürüne dönüşür." Her ne kadar Frida'nın kaş ve bıyık uzatmak konusundaki iradeli tutumu, feministler tarafından kadınlar üzerindeki estetik baskıya karşı verilmiş bir mücadele olarak lanse edil-mişse de, bu aslında Frida'nın yerli duruşundan ibaret. 19. yüzyılda Mek-sika burjuvaları, karılarının bıyıkları ile övünürmüş. Bu onların köse olan yerli ırkından değil, gerçek bir İspanyol olduğunu gösterirmiş. Frida'nın geleneksel Meksika kıyafetleri, kaşı ve bıyığı da antiestetik bir mücadele olmayıp burjuva kültürüne direnen Frida'nın yegâne nişanesidir. Bakımsız olmak gibi bir amacı yoktur onun, tam aksine her sabah cennete gidecek gibi giyinir. Diego, Frida için "Giyinişiyle ulusal ihtişamımızın canlı timsali-dir. Ulusunun ruhuna ve kimliğine asla ihanet etmemiştir." der.

Feministler tarafından sömürülmek konusunda olduğu gibi diğer pek çok konuda da Frida ile bir tür kader birliği içinde bulunduğunu düşün-düğüm bir başka kadın daha var, Camille Claudel. Heykeltıraş, Rodin'in kendinden 24 yaş küçük olan lacivert gözlü sevgilisi. Camille, Frida'dan pek çok yönden ayrılsa da, kendilerini mahvedebilecek kudrette adamla-rı sevmeleri, doğurganlıklarını üretkenlikle takas edişleri ve bunları er-keksi bir katılıkla değil, kadınlığa has yumuşak bir rayiha ile yapışları ile benziyorlar birbirlerine. Ne yazık ki, Camille'i de feministler talan etmiş, onun yazgısının bireysel bir aksaklık olduğunu unutup kadın cinsine atfetmişler. Oysa gerçek bambaşka, L'age Mur (olgunluk çağı) adlı eseri-

Page 191: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

İki Kadın: Frida ve Camille

191

ne bir kez bakan ne demek istediğimi anlayacaktır. Bu iki kadın da, sa-natlarını sevdikleri adamın mahvedebilme kudretinden aldıkları yakıcı güçle inşa etseler de onları zamanın eleyici yönüne karşı güçlü kılan şey, aslında kendi kendilerini mahvedebilme kudretleri. Hatta Camille, Ro-din yüzünden delirdiğini ima edenlere "Ben zaten üşütüktüm, Rodin de kimmiş" diyerek yanıt verirmiş. Yine böyle bir delilik anında atölyesin-deki eserleri parçalamış ve akıl hastanesine yatırılmış Camille. Galeano, Camille'in de bir sömürü nesnesi haline gelişini şu sözlerle anlatıyor:

"Annesi ve kızkardeşi onu bir kez bile ziyaret etmediler. Ara sıra kardeşi Paul onu görmeye geldi. Günahkâr Camille ölünce hiç kimse ölüsünü al-maya gelmedi. Camille'in sadece Auguste Rodin'in terk edilmiş sevgilisi olmadığının anlaşılması için yıllar geçmesi gerekti. Ölümünden yarım asır sonra eserleri yeniden doğdular, dünyayı dolaştı-lar ve insanları şaşırttılar. Dans eden bronz, ağlayan mermer, seven taş. Tokyo'da körler heykellerine dokunmak için izin istediler ve dokunabildi-ler. Heykellerinin nefes aldığını söylediler."

Camille 30 yıl akıl hastanesinde kaldıktan sonra 19 Ekim 1943 tari-

hinde hayatını kaybetti; şu an bir mezarı bile yok, kemiklerinin nerde olduğu bilinmiyor. Frida ise 13 temmuz 1954'te öldüğünde 47 yaşında idi. Öldüğü yıl yaptığı son tablosunun adı ise Viva La Vida, yani "yaşa-sın hayat". Bu yazı ise, iki kez yaşayıp iki kez ölen ve ölümleri sömürü-len tüm kadınlar için.

"Bu esaretten çok sıkılıyorum, eve hiç dönemeyecek miyim Paul?" (Camille'in akıl hastanesinde iken kardeşi Paul'e yazdığı bir mektuptan)

"Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım."

(Frida'nın öldüğü sene güncesine yazdığı son sözleri)

Page 192: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının
Page 193: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

© Sayı 9, 2018 ISSN 2149-1321

Necip Fazıl Kısakürek’in Çile Şiirine

Ontolojik Bir Bakış

Fatma Özkaya

“Sanki burnum, değdi burnuna ‘yok’un”

üyük Türk şair ve mütefekkiri Üstad Necip Fazıl Kısakürek; 1904-1983 yılları arasında yaşamış, 1921 yılında Darülfünun Felsefe bö-lümüne girdiği dönemde ilk şiirleri yayımlanmaya başlamıştır.

Hayatındaki dönüm noktası ise, 1934’te Abdulhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasıdır. Şiiri için de, bu dönemden sonra farklı bir bakış açısı kazan-dığını söylemek mümkündür. Şiirine mahiyet veren bir diğer önemli fak-tör de elbette felsefe tahsili görmüş olmasıdır. Darülfünun’da tanıştığı şair dostlarının yanı sıra, mezuniyetinden sonra bir yıl tahsil gördüğü Paris'te Sorbonne Üniversitesinde, sezgici ve mistik filozof Henri Bergson’la tanış-mıştır. Hayatının ilk döneminde çektiği ontolojik ve epistemolojik sıkıntı-ları göz önünde bulundurduğumuzda, bu buhranın şiirlerine de felsefi derinlik olarak yansıdığı izahtan varestedir. Nitekim Üstad da, şiirlerini “sezmek” ve “düşünmek” eylemleriyle yazdığını belirtmiştir.

Necip Fazıl şiirlerinin birçoğuna hakim olan benlik problemi, şairin kendi varlığını tanımlama ve anlamlandırma çabasının göstergesidir. Çile şiirinde kendi yaşamının buhranlarını çile kavramıyla metaforlaştırmış; kendini çile mahkumu ve dünyayı da çile mekanı olarak tasvir etmiştir. Çektiği çilenin müsebbibi zaman ve akıldır. Ancak iman ile çileden kur-tulması ve huzura kavuşması mümkündür. Tasavvuftaki çile (erbain) kırk

B

Page 194: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Fatma Özkaya

194

gündür, şair ise hakikati arayış sürecinin tümünü çile kavramına sığdır-mıştır.

1974’te bütün şiirlerini topladığı kitabına adını veren ve eserin başında bulunan Çile, şairin 'Poetika'sında geçen mutlak hakikati arama yolundaki ifadesidir. İlk defa 1939 yılında Senfonya adıyla yayımlanan bu şiir, şairin birkaç yıl evvel Arvasi Hazretleriyle tanışmış olmasının derin etkilerini taşımaktadır. Her biri yedişer dörtlükten meydana gelen dört ana bölüm-den müteşekkil uzunca bir şiirdir. İlk bölümde şairin, yanılgısını hiddetle idrak ettiği görülürken ikinci bölümde hakikat arayışı sorularla sürmek-tedir. Üçüncü bölümde hakikati yanlış yerde aradığı, kendinde bulması gerektiği bahsi geçmektedir. Son bölümde ise şair, “Bildim seni ey Rab!” diyerek hakikate kavuşmanın coşkusunu dile getirmiştir.

Gaiblerden gelen bir sesle başlayan şiirin ilk bölümünde, hakikati tabi-atta ararken “Sanki burnum, değdi burnuna ‘yok’un” diyor şair. Kadim bir söz: Her şey zıddıyla kaimdir. Şairin hakikat ve varlık arayışında bulduğu ilk şey de yokluk olmuştur. Varlığı idrak etmek için evvela yokluğa ulaş-mak gerekir. Burun buruna geldiğini söylemesi yokluğa ulaştığında aynı zamanda varlığa kavuştuğunu da göstermektedir. Kainatın dekor, insan-lığın yalana teslim olduğunu fark etmesi ile hakikatle yüzleşmiş fakat bu ihtişamdan kurtulup körlüğe sığınmak istemiştir. Nitekim insanın bütün yaşamını üzerine inşa ettiği değerlerin bir anda kıymetten düşmesi, kabul edilmesi güç bir durumdur. Şair iç çatışmasını böylece ilk bölümde okura sunmuştur.

Şiirin ikinci bölümünde hakikati ararken kılavuz bellediği aklından ve arayışın zeminini oluşturan tabiattan söz etmektedir. Duyuların bilgiye ulaşmada yetersiz kaldığını, rüya imgesiyle belirtmiştir. Eşyanın küçül-mesi, rüyada gözsüz görmek gibi örnekler; Gazzali’nin varoluşsal kuşku-culuk yöntemiyle benzerlik göstermektedir. Şairin “Niçin küçülüyor eşya uzakta?” mısraını; Gazzali el Münkız Mine’d Dalal isimli eserinde ayın gökte bozuk para kadar küçük görülmesi misali üzerinden, göz ve diğer

Page 195: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının

Necip Fazıl Kısakürek’in Çile Şiirine Ontolojik Bir Bakış

195

duyu organlarının bilgiye ulaşmada yetersiz kaldığı şeklinde açıklamıştır. “Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?” diyor şair. Aynı kitabında Gazzali de duyular bahsinden sonra bilgiye ulaşmak için rüyanın bir metot olup ola-mayacağını tartışmaktadır. İslam Felsefesinde rüyanın hikmet ve hakikati oldukça büyük bir yere sahiptir. Uykuya sığınıp teselli bulan şair, “Gör-düm ki, ateşte, cımbızda yokmuş/ Fikir çilesinden büyük işkence.” mıs-ralarıyla da düşünmenin kendisine ne kadar büyük bir ıstırap verdiğini göstermektedir.

Şairin varoluşsal problemleri, şiirin üçüncü bölümünde benlik idra-kiyle çözümleniyor. Lügatten isim istemek, eski esvaplardan medet um-mak, aynalardan kimlik sormak; kendini aramanın en üst noktasına ulaş-maktır artık. “Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim” mısraı ile insanın küçük-lüğü ve büyüklüğü aynı anda ifade edilmiştir. Son mısrada çektiği çilele-rin neticesi olarak bütün bir arayışının boşuna olduğunu çünkü hakikatin doğada değil de kendinde bulunduğunu ifade etmiştir.

Şiirin son bölümünde, çilenin nihayete erişi ve şairin hakikate ulaşma sevinci görülmektedir. Necip Fazıl, şairlikten vazgeçip gözünü büyük sa-natkarlığa dikmeden evvel “Artık barınamam gölge varlıkta.” mısraı ile Eflatun’a göz kırpmaktadır. Eflatun mağara alegorisi ile, bin yıllar evveli, gölgeler ve idealar aleminden bahsetmiştir. Aynı yolun yolcusu Necip Fa-zıl da “Bildim seni ey Rab!” dedikten sonra artık mağarada barınamaya-cağını söylemiştir. Şiirin son mısraı ile biricik meselesinin sonsuza varmak olduğunu belirtmektedir. Sonsuzluk kavramını farklı açılardan ele almak mümkündür, fakat burada şiire hakim görüş tasavvuf, yani hiçlik ile son-suzluk arasındaki yolculuktur. Bu yolculuk da çileyle sürmektedir.

Necip Fazıl Kısakürek, Çile şiirinde esasen hayatı boyunca sürmüş olan varlık arayışını müşahhas hale getirmiştir. Epistemolojik bağlamda duyularla yahut akılla ulaşamadığı hakikate Abdulhakim Arvasi Hazret-lerinin vesilesiyle kavuşmuştur. Sultanu’ş Şuara tüm bu süreci derinlikle-riyle ele alırken aynı zamanda Türk edebiyatına eşsiz bir eser sunmuştur.

Page 196: kuram ve - Notlar Dergisi · 2018. 11. 28. · Ayşe UYSAL ÖZTÜRK. ... Dostoyevski, Raskolnikov'un ev sahibesi yaşlı kadını ve o sırada evde rastlantıyla bulunan kadının