of 17 /17
Yeraltından Notlar Pdf Yeraltından Notlar Kitabı Hakkında Genel Bilgi 1864 yılından basılan bu kitap bir çok önemli düşünürü ve yazarı varoluşçu anlamda etkilemiştir. Dostoyevski bu eserini Çernişevski'nin Nasıl Yapmalı? - 1. Cilt adlı ütopik sosyalist eserine cevap niteliğinde yazdığı düşünülür. Çernişevski'nin yine Petersburg'da geçen romanındaki iyimserliğin karşısında Yeraltı'nın, insanların kendi yeraltılarının, karanlığını, çelişkilerini ve sancılarını anlatır. Bu karanlığı “Ben hasta bir adamım” diyen kahramanımıza anlattırır. 2012 yılında kitapla birebir olmasa da serbest bir uyarlama olarak Yeraltı filmi Zeki Demirkubuz tarafından çekilmiştir. Yeraltından Notlar Kitabının Konusu Kırklı yaşlardaki kendi “yeraltı dünyası”ndan kafasını çıkaran bir adamın gençlik dönemine bakışını ve neden bu hale geldiğini anlatır bu kitap. Kendini dünyadan soyutlamış, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, çatışmalarını… anlatır kahramanımız. Kahramanımızın adı yoktur. Roman iki bölümden oluşur. İlk bölüm, kahramanımız içindeki tüm karanlığını anlattığı uzun bir monologdur. Çevresindeki insanlardan neden tiksindiğini, onları neden sevmediğini açıkça dile getirir. İkinci bölümde ise, daha önceden arkadaş oldukları belli olan birkaç kişi ile yarım kalmış hesabını görmek için kahramanımızın yeraltından çıkışını anlatır. Yeraltından Notlar Pdf Yeraltından Notlar Kitabının Özeti İlk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Hiç kabul edilememiştir toplum ve arkadaşları içinde. Kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez kahramanımız. İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir çelişkidir. Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız. Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki, bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret… gibi şeylere düşkündürler. Ama o bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir. Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir vakit eski arkadaşlarıyla karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman olur.

Yeraltından notlar pdf

Embed Size (px)

Citation preview

Page 1: Yeraltından notlar pdf

Yeraltından Notlar Pdf

Yeraltından Notlar Kitabı Hakkında Genel Bilgi

1864 yılından basılan bu kitap bir çok önemli düşünürü ve yazarı varoluşçu anlamda etkilemiştir.

Dostoyevski bu eserini Çernişevski'nin Nasıl Yapmalı? - 1. Cilt adlı ütopik sosyalist eserine cevap

niteliğinde yazdığı düşünülür. Çernişevski'nin yine Petersburg'da geçen romanındaki iyimserliğin

karşısında Yeraltı'nın, insanların kendi yeraltılarının, karanlığını, çelişkilerini ve sancılarını anlatır. Bu

karanlığı “Ben hasta bir adamım” diyen kahramanımıza anlattırır.

2012 yılında kitapla birebir olmasa da serbest bir uyarlama olarak Yeraltı filmi Zeki Demirkubuz

tarafından çekilmiştir.

Yeraltından Notlar Kitabının Konusu

Kırklı yaşlardaki kendi “yeraltı dünyası”ndan kafasını çıkaran bir adamın gençlik dönemine bakışını ve

neden bu hale geldiğini anlatır bu kitap. Kendini dünyadan soyutlamış, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını,

çatışmalarını… anlatır kahramanımız. Kahramanımızın adı yoktur.

Roman iki bölümden oluşur. İlk bölüm, kahramanımız içindeki tüm karanlığını anlattığı uzun bir

monologdur. Çevresindeki insanlardan neden tiksindiğini, onları neden sevmediğini açıkça dile getirir.

İkinci bölümde ise, daha önceden arkadaş oldukları belli olan birkaç kişi ile yarım kalmış hesabını

görmek için kahramanımızın yeraltından çıkışını anlatır.

Yeraltından Notlar Pdf

Yeraltından Notlar Kitabının Özeti

İlk bölümde kahramanımızın uzun bir monoloğu vardır. Kendisi her zaman geri planda kalmıştır. Hiç

kabul edilememiştir toplum ve arkadaşları içinde. Kendisinin son derece zeki olduğunu vurgular ve bu

yalnızlığını ve itilmişliğini de buna bağlar. İnsanlardan korkusunu kapatmak için onlardan tiksindiğini

ve onları küçümsediğini söylemekten çekinmez kahramanımız.

İnsanlara karşı sürekli bir eleştiri, sürekli bir yargı geliştiren kahramanımızın kendi içinde de dinmek

bilmez çelişkiler fırtınası vardır. Kendine güveni hiç olmadığını söylerken sebebini bilinçli olmasına

bağlar. Herkesten daha zeki ve bilinçli olduğu için kendine güvenemiyordur. Fakat bu bile bir

çelişkidir.

Okul ve iş arkadaşlarını hayatından çıkarmış ve kendi yeraltı dünyasına kapanmıştır kahramanımız.

Kendisini hiç anlamamış ve kabul etmemiş olan arkadaşlarından nefret eder. Onlardan daha zeki,

bilinçli olduğu için arkadaşları onu hiç sevmemiştir. Kahramanımız onları hayatından çıkarmasının

sebebi olarak bunu açıklar. Hepsi onun aksine para, ün, şöhret… gibi şeylere düşkündürler. Ama o

bilime, edebiyata ve kitaplara tutkundur. Bu ayrım bile onlardan nefret etmesine yeterlidir.

Romanın ikinci bölümünde ise, birilerine aşırı derecede ihtiyaç duyduğu bir vakit eski arkadaşlarıyla

karşılaşır ve onların planlarına bir şekilde dahil olur. Bu bir veda yemeğidir. Her zaman olduğu gibi

arkadaşlarıyla birlikte olmaktan son derece rahatsız olur ve bu yemeğe geldiği için de çok pişman

olur.

Page 2: Yeraltından notlar pdf

Yine arkadaşları adsız kahramanımızla alay eder, onu küçümserler. Bu durum onun gururunu aşırı

derecede kırar. Ve çok alkol tüketir. Böylece işler daha çok çığırından çıkar. Arkadaşları en sonunda

onu bırakıp gider. Kahramanımız da kırılan gururunu tamir etmek için onların peşinden gider.

İntikamını alacaktır.

Gittiği yerde bir kızla tanışır. Ve ona ev adresini verir. Tabi buna da pişman olur ve eve gelmemesi için

dualar eder. Fakat içten içe de her gün gelmesini bekler. Aşık olduğunu kabul edememektedir kıza.

Fakat ona son derece fazla aşık olmuştur. Bir gün kahramanımız yardımcısıyla tartışması esnasında kız

evine gelir. Bu onu daha çok öfkelendirir ve bütün öfkesini kıza yansıtır. Başkaları onun kalbini ve

gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu kırar. Her şeyi mahveder ve başlamadan her şey

biter.

Bu romandaki kahramanımızın bir adı yoktur ama aslında adı hepimizin adıdır. Herkes bu

kahramanımızın karanlığında kendi karanlığını bulacaktır. Kendi kırıklarını, öfkesini bulacaktır.

Dostoyevski bu kısa romanında bütün insanların hayatlarının büyük bir kısmına dokunarak onların

kendi yeraltı dünyasını ziyaret eder.

Yeraltından Notlar kitabı Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer almaktadır.

Yeraltından Notlar Oku

Yeraltından Notlar Kitabı Okuyucu Yorumları

Yorum-1

1-Yeraltından Notlar - Fyodor Dostoyevski

Kırk yaşındayım artık; şaka değil, kırk yıllık koca bir ömür, yaşlılığın ta kendisi! Kırkından fazla yaşamak

ayıptır, aşağılıktır, ahlaksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? Haydi, bana açıkça, elinizi vicdanınıza

koyarak söyleyin! İsterseniz size ben açıklayayım: Aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra.

Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne karşı söylerim

bunu! Hatta çıkar sokaklarda haykırırım! Buna hakkım var, çünkü kendim de altmış yaşıma kadar

yaşayacağım! Üstelik yetmişimi, seksenimi bulacağım!..

Söz konusu Dostoyevski gibi büyük bir yazar olduğunda hakkında iki kelam cümle kurmak bile oldukça

zor geliyor. Yanlış anlaşılmasın; klasik kabul edilen, büyük bir kalabalık tarafından sevilen yazarlar

ve/ya eserleri hakkında atıp tutarken karşılaşabileceğim tepkilerden bir çekincem yok elbette ancak

bu yazar şahsen de çok saygı duyduğum birisi olduğunda tevazu olarak dahi tanımlayamayacağım bir

ruh haline bürünüyorum.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski'nin kendini bulduğu ilk kitap olarak kabul edilen ve ardından gelecek

olan Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Budala gibi şaheserlerin habercisi addedilen 1864 tarihli

romanı. Hakkında pek çok detaylı, teknik ve teorik incelemenin yapıldığı eser hakkında birkaç farklı

görüş bulunsa da çoğunluk, Orhan Pamuk'un okumuş olduğum İletişim Yayınları basımının

Aşağılanmanın Zevkleri başlığına sahip ön sözünde de kaleme aldığı teoride hemfikir: "Bir yandan

Rusya`da işlerin Batılılaşma ile yürütülebileceğini bilmesi, öte yandan da Batılılaşmacı, materyalist ve

mağrur Rus aydınlarına duyduğu öfke, ya da Dostoyevski`nin bilgisi ile öfkesi arasındaki gerginlik

Yeraltından Notlar`ın tuhaflığı, değişikliği ve özgünlüğünü çıkardı ortaya. "

Page 3: Yeraltından notlar pdf

Kitap Yeraltı ve Sulu Sepken Üstüne başlıklı iki bölümden oluşuyor; ilk bölümde adını bilmediğimiz

kahramanımız Yeraltı Adamı'nın içsel sorgulamalarına, varoluşçu bir zeminde ele aldığı toplum ve

özbenlik çatışmasına dair notlarını okurken, ikinci bölümde karakterin başından geçen bir takım

olaylara şahit oluyoruz. Yeraltı Adamı hayatla olan bağını o veya bu şekilde en aza indirgemiş,

toplumun doğru kabul ederek bireye empoze ettiği fikirlerin karşısında duran, kendisini bir böcek

olarak bile görmeyen karanlık bir karakter. Dostoyevski'nin başta belirttiği üzere gerçek bir karakter

olmasa da, emsallerinin varlığının sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğu bir adam.

Pek çok insan klasiklere dair okuması zor, fazla uzun, ağır ve ağdalı olacağı yönünde bir önyargıya

sahip olduğundan, okunabilirlik açısından değinmekte fayda görüyorum ki ilk bölüm, belki de felsefi

bir altyapıya sahip olduğundan, daha dikkatli ve konsantrasyon gerektiren bir okuma sunsa da ikinci

bölümde oldukça akıcı ve sürükleyici bir hal alıyor. Üstelik benim ilk başta şaşırarak "Acaba kısaltılmış

basım mı?" diye sorup soruşturmama neden olacak kadar da kısa -yaklaşık 150 sayfa- bir kitap.

Dolayısıyla sahip olduğu "klasik" etiketinden dolayı gözünüz korkuyorsa aldanmayın, okuyun derim.

2-”İnsan kendi kendisine karşı tümüyle içten olabilir mi?… Heine öz yaşam öyküsü yazmanın hemen

hemen olanaksız olduğunu, insanın kendisinden söz ederken birtakım yalanlar katabileceğini söyler.

Heine’ye göre Rousseau ‘İtiraflar’ adlı kitabında mutlaka yalan üstüne yalan kıvırmış, üstelik bunları

gururu sebebiyle bilerek, isteyerek yapmıştır. Ben de Heine’nin haklı olduğuna inanıyorum. İnsan

gerçekten de bazen yalnızca gururu nedeniyle kendisini cinayete kadar uzanabilecek yalanlara

bulaştırabilir. Bunun ne biçim bir gurur olduğunu da çok iyi anlıyorum. Ama Heine, itirafını topluma,

başkalarına sunan bir kimseden söz ediyordu. Oysa ben yazdıklarımı yalnız kendim içim

yazıyorum.”(s.55) der Yeraltından Notlar’da Dostoyevski. Hilmi Yavuz Üç Anlatı adlı eserinin birinci

anlatısı olan Taormina adlı bölümünde Dostoyevski’nin bu cümlelerini tırnak içinde ama isim

vermeden aktarır (metinlerarasılıktır ve bu, dikkatli, zeki okuyucuya bir göndermedir) şöyle der:

“Böyle dedim -ve bir gün, nescafeme süt koymayı unutarak, romanıma başladım.” 1 Otobiyografik

roman yazacağından bahseder okuyucuya, kendi otobiyografisinin artık roman olacağını ve

otobiyografi kabul edilmeyeceğini düşündüğü için. Bu baştan, eserime yalan katacağım ve

anlattıklarımın hepsine inanmayın, demenin diğer yoludur ya da otobiyografinin bir yeniden yaratma,

kurgu olduğunu söylemenin değişik biçimi. Bu noktada akla gelen soru şudur, Dostoyevski’nin

okuyucusuna aktardıklarından ne kadarı gerçektir? Örneğin romandaki kahramanın kendisine iki yıl

önce çarpan subaydan intikam alabilmek için mektupla onu düelloya çağırması ama mektubu

göndermemesi, yolda ona çarparak onurunu, gururunu kurtarmak için planlar yapması, hangi

mesafeden ne miktarda çarpacağını düşünerek geceleri uykusuz kalması… ya da Simonov’un evinde

karşılaştığı eski okul arkadaşlarına kendisini zorla istenmediği bir yemeğe davet ettirmesi ve orada

kavga çıkarmaya çalışması ya da randevu evinde tanıştığı ve -kırılan gururunun acısını çıkartığı-

Lisa?…gerçek midir? Genç Dostoyevski bunları yaşadı mı ve kırk yaşında olanı, olanın ne kadarını

aktardı ya da ne kadarına yalan kattı, cevabını bilmemizse mümkün değil. Aslında bu metin geçmişe

bakışla hatırat/anı, okuyucuyla içten samimi konuşma ve tartışmalarla sohbet, içindeki olaylarla

otobiyografik bir roman birlikteliğinde kompleks bir anlatı özelliği taşımakta. Bu noktada anlatı,

birçoklarının dediği gibi sadece bir kurgu/fiction ve kahramanı da bir kurgu-karakter; ya da André

Malraux: “Her roman aslında bir otobiyografidir.”dediği gibi, gerçeğe biraz daha yaklaşan ya da

gerçeği değiştiren bir otobiyografik roman mıdır sorusunun cevabı nedir? Dostoyevski’e göre cevap

şöyledir:

Page 4: Yeraltından notlar pdf

”Bu notlar da bunların yazarı da besbelli hayal ürünüdür. Bununla birlikte, toplumumuzun durumunu,

yapısını göz önüne alacak olursak, bu notların yazarı gibi kişilerin aramızda bulunmasının yalnızca

mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. Benim bütün istediğim, pek yakın bir

zaman öncesinin tiplerinden birini herkesin gözü önüne daha açık olarak sermektir. Bu tip, henüz

tükenmemiş bir kuşağın temsilcisidir.”2 ve başka yerde de şunu: “…aklı başında ve namuslu bir

adamın sözünü etmekten en çok hoşlanacağı konunun ne olduğunu bilir misiniz? Cevabı, kişinin bizzat

kendisidir… şimdi ben de size kendimden bahsedeceğim…”(s.12)

Tam kırk yaşında yazmıştır Dostoyevski Yeraltından Notlar’ı.3 Roman kahramanın/kendisinin, kırk

yaşın olgunluğundan genç kahramana bakışıdır aslında bu eser. Kırk yaşın yazar için sorgulama

dönemi olması ve geçmişine bakışını tamamen değiştirmesidir bu eserin ortaya çıkış nedeni.

Dostoyevski anlatısında, “tüm güzel ve yararlı şeyler kırk yaşımda bana önemli ölçüde sıkıntı verdi

ama bu kırk yaşındayken oldu.”(s.31)der ve kahramanının gençlik halinin kritiğine başlar bu sözden

sonra.

Yer altı, kendine ait bir alan, bir gizil köşe, dünyayı izlediği gözetleme kulesidir ama bir fildişi kule

değildir. “Vardığım sonuca göre, en iyisi hiçbir şey yapmamak! Her şeyden iyisi, bir köşeye çekilip

seyirci kalmak. Onun için yaşasın yer altı!”dese de anlatının kahramanı, engel olamaz arzularına ve bir

şey yapmadan duramaz, yazar ve yazdıklarını kendine ait odanın dışına, yer altını yer üstüne taşır.

Daha fazlasını ister, yazmak değildir sadece istediği, herkesten, çevresinden daha iyidir, üstündür,

zekidir ve istediği yerde değildir, geçim telaşı ona istediklerini yapma fırsatı vermez. Kendine ait odası

vardır ama o oda kiralıktır. Kızgındır bu yüzden ona hak ettiği değeri ve saygıyı göstermeyen çevresine

ve yer altı; sevgiden çok nefret, mutluluktan çok hüzün, acı doludur. Gençliğinin tüm hayalleri,

hüzünleri, istekleri, hezeyanları, sorgulamaları, gitgelleri, küstahlık ve pişmanlıkları… hepsi onun gizli

kalmış tarafından yer üstüne, kağıda, okurun gözüne sunulurlar -çünkü daha görkemlidirler kağıdın

üstünde- tam da okuyucusuyla sohbet eder havasında ama aslında kendisine tam bir iç döküş, günah

çıkartma havasında. Kendi soruları kadar okuyucunun kendisine soracağı sorulara da cevap verir.

Küstahtır yeri geldiğinde, kimi yerde ise bir örümcekten daha değersiz ve var olma, varlığını ispatlama

derdindedir. İkinci bölümün başına şöyle başlar Dostoyevski ve bu ifadeler ilerde Kafka’yı etkileyecek

ve onun Değişim adlı (Gregor Samsa’yı anlatan) romanının esin kaynağı olacaktır:

”Değerli okurlarım, şu an siz dinlenmek isteseniz de istemeseniz de ben sizlere bir şey bile

olamadığımı anlatmak istiyorum. Tüm içtenliğim ve ciddiliğimle söyleyeyim, böcek olmayı bile

şiddetle istedim. Ama ne yazık ki buna bile ulaşamadım.”(s.13) “Oysa orada bana bir böcek kadar bile

değer vermediler.”(S. 66) “Ben, herkesten daha akıllı ve daha soylu, daha kültürlü olan ben;

başkalarının karşısında ezilip büzülmekten, onların horlamaları karşısında yıkıla yıkıla, zararlı iğrenç bir

böcek durumuna düşmüştüm ve bunu düşündükçe eriyor, kahroluyordum.”(s. 70)

Kendisini böyle önemserken, içine düştüğü durumlarla baş edemeyen ve kendisini istenmeyen, hor

görülen, düzeyinin altında muamele edilen bir insan olarak görmek, aslında insan olarak görememek

ve bir böcekten aşağı olduğunu vehmederek her şeyden ve özellikle kendisinden nefret etmek.

Aslında subay Nevskiy’le yaşadığı aslında yaşamadığı ama yaşamayı çok istediği olayda bu duygunun

sebebi bellidir. “Bu subaya karşı sokakta bile eşitmişiz gibi davranamadığım için kendimi yiyip

bitiriyorum.”(s.70)derken, hiyerarşinin ezdiği bir egonun eşitsizliğe duyduğu hıncı dile getirir.

Aşk anlayışını tembellik ve boşluk duygusuna bağlar kahraman. “İnanır mısınız? İki kez de böyle aşık

olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar da çektim. Kalbimin bir köşesinde bu acıya

Page 5: Yeraltından notlar pdf

inanmamazlık ve hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. Üstelik

sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. Bunun tek sebebi can sıkıntısıydı.

Maalesef bu bir can sıkıntısı… Tembelliğin ve bir şey yapmamanın verdiği can sıkıntısı beni eziyordu.

Bunun sonucu da haylazlığa yöneliyordum. Zaten bu haylazlık, bilincin doğal ürünü olan tembellikten

başka nedir ki?” (s.28)

Kahramanın kendisini akıllı ve zeki kabul etmesinin sebebi ise bir hayli ilginçtir: “Değerli okurlarım,

belki de benim kendimi akıllı ve zeki sanmamın tek sebebi hayatım boyunca başladığım bir işi

bitirmemiş olmamdır. Ben de herkes gibi geveze, boşboğaz, can sıkıcı birisi olayım ne çıkar! Her akıllı

ve zeki insanın önce geveze olması, elbette havanda su dövmesi alnına yazılmışsa elden bir şey

gelebilir mi?”(s.29)

Ve birçok yazarın da değindiği 19.yy. aydınının psikolojisi, değerleri ve var olma edimlerinin keskin

eleştirisi. Kitap boyunca adı olmayan ama aydın olarak betimlenen karakterin kendisini de aynı sınıfa

sokarak yaptığı değerlendirmelerden bazıları şunlar:

”Değerli okuyucularım, and içerim ki, her şeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır. İnsanın günlük

yaşamı için çok daha yalın bir anlama gücünün, şu kadersiz on dokuzuncu yüzyıl aydınının payına

düşen anlayış gücünün yarısı, hatta dörtte biri bile yeterlidir. Hele bu insanlar yeryüzünün en

duyarsız, en fırsatçı kentlerinden biri olan Petersburg’ta oturmak gibi bir felakete de uğramışlarsa

daha azı bile yeter.”(s.13)

”Değerli okuyucularım, sizlerden özür dilerim, diş ağrısıyla iç içe yaşayan şu on dokuzuncu yüzyıl

aydınının sızlanmalarına, inlemelerine, hastalığının ikinci, üçüncü, dördüncü gününde bir kulak verin.

Artık onların inlemesi, ilk gündeki gibi, yalnızca diş ağrısından ileri gelen, kaba bir köylünün

inlemesinden oldukça farklı olduğunu söyleyebilirim. Topraktan ve halkın özünden sıyrılıp uygarlıktan,

Avrupa kültüründen bir şeyler kapmış bir insana yakışır biçimdeki inlemelerdir. İnlemesi gitgide

çirkinleşerek, sonunda pis bir hırçınlığa dönüşür… Yanlarında çırpınıp durduğu ailesinin, yakınlarının

ona hiç inanmadığını, usanç içinde bu kişinin şımarık ve yapmacıklı durumundan uzak kalarak acısını

daha doğal ve yalın bir şekilde sürdürdüğünü düşündüklerini çok iyi bilmektedir. Bu algılama ve

rezilliğini böyle duyumsaması, bu işten aldığı zevkin belki de en yüksek noktasıdır…”(s.24)ve ekler

okuyucusuna “bu hazzın tüm içtenliğine inebilmeniz için daha gelişmeniz, üstün bir kavrama gücüne

ulaşmanız gerekiyor.(s.24) Siz bunu anlamıyor ve gülüyorsunuz. Ama öyle mi? Sevindim. Şüphesiz ki

şakalarımın zevksiz, karışık ve berbat olduğunun bilincindeyim. Ayrıca güvenim de yok. Ama bu benim

kendime karşı saygı duymadığım için böyle. Neyse! Tam anlamıyla anlama gücüne sahip bir insan hiç

kendine saygı duyabilir mi?…”(s.25)

”Çağımızın bütün aydınlarınınki gibi bende de hastalıklı bir zihin gelişimi vardı. Bu aydınların tümü de

birbirinden mıymıntı, bir sürünün koyunları gibi birbirinin aynıdır. Belki de dairemizde emek

verenlerin içinde yalnız ben aydın olduğum için, kendini ürkek, köle ruhlu duyumsayan tek kişi de

bendim. Yalnız duyumsamak olsa yine iyi, ben gerçekten köle ruhlunun, korkağın alçağın biriyim.

Çağımızda aklı başında olan her insan korkaktır, köle ruhludur ve ne yazık ki böyle olmak

zorundadır.”(s.61)

”Bizler hayata olan alışkanlığı kaybettiğimiz, topallaya topallaya yürüdüğümüz için, yazdıklarım etkili

olacak. Bizim hayata karşı duyduğumuz yabancılaşma, canlı hayattan tiksinecek, onun ismini bile

Page 6: Yeraltından notlar pdf

duymak istemeyecek derecededir. Üstelik bu canlı yaşamı, bir iş gibi, bir görev gibi kabul ediyoruz ve

onu kitaptan öğrenmeyi daha üstün olarak tutuyoruz.”(s.158)

Kalıplara, duvarlara karşı çıkar kahraman ve özgür düşünceye önem verir:”Sözün gelişi, sana

maymundan geldiğimizi kanıtlamışlarsa, bu gerçeği yüzünü buruşturmadan kabul edeceksin.

Gövdendeki tek bir yağ damlasının senin için yüz binlerce hemcinsininkinden değerli olması gerektiği;

erdem, sorumluluk, safsata, boş inanç denen şeylerin hep bu sonuca göre çözümlendiği kanıtlanırsa

yine olduğu gibi kabul edeceksin, çünkü matematiğin ‘iki kere iki dört eder’ kesin sonucu vardır

bunlarda. Hele bir karşı durmaya kalkın; ‘Aman efendim, nasıl karşı çıkarsınız? Bu, iki kere ikinin dört

etmesi kadar açıktır! Doğa size danışmaz, onun sizin isteklerinizle, yasalarının hoşunuza gidip

gitmediğiyle işi yoktur. Doğayı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. Duvar

duvardır vb. vb.’ diye bağırırlar. Aman tanrım, herhangi bir sebepten ötürü doğa yasaları ile iki kere

ikinin dört ettiği hoşuma gitmiyorsa, bana ne bu yasalardan, bana ne aritmetikten? Duvarı delmeye

gücüm yetmiyorsa, ‘ille deleceğim’ diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün

yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam.”(s.20-21)

Ve kahramanın, yazma ve yazdıklarını okutma isteğinin kendince açıklamaları:

”Ama bütün bunları yayınlatarak, ayrıca sizlere okutacağımı düşünüyorsanız eğer, aklınıza şaşarım

doğrusu. Sonra sizlere ‘Sayın baylar, değerli okuyucularım!’diye niçin hitap ettiğimi de bilmiyorum.

Yazmaya başlamak istediğim itiraflar ne yayımlanabilir ne de başkaları tarafından okunabilir. Ya da

şöyle söyleyebilirim, ben kendimde bunu yapacak cesareti bulamıyorum, ayrıca buna gerek de

duymuyorum. Yalnız içimde şaşılacak bir istek var, bu isteğe boyun eğmeye karar verdim.”(s.54-55)

”Oysa ben yazdıklarımı yalnız kendim için yazıyorum. Okuyucularıma niçin mi sesleniyorum? Bunun

daha kolay olduğunu düşündüğüm için böyle yazıyorum.”(s.55)

”Bu yazıları yazmamdaki asıl hedefim nedir? Yazmamın sebebi okuyucular değilse, anılarımı kağıda

dökmemin bir anlamı var mı? Beynimde de tutabilirdim. Kağıt üzerinde görkemli duruyor. Öylece

etkisi artmış olarak kendi kişiliğim hakkında daha ciddi olarak karar verebileceğim ve anlatımımın

keskinliği de artacak, belki de içimdekileri kağıda dökmekle rahatlayacağım… anı yazmak da bir çeşit iş

değil midir? Çalışmanın insanı iyi ve namuslu yapacağını söylerler. İyi, hiç olmazsa bu da bir

şans.”(s.56-57)

”Notlar’ımı burada bitirsem mi? Zaten bunları yazmakla da yanlışlık yaptım, diye düşünüyorum.

Bunları yazarken de utançla dolmaktan kendimi kurtaramıyordum. Belki de benimkisi, edebi bir yapıt

yazmak değil de suçlarımın bedelini ödemek oldu…(s.158) Fakat bu çelişkiler içindeki hastanın Notlar’ı

burada bitmiyor. O dayanamadığı için yazmayı sürdürmüştü. Fakat zannediyorum ki biz burada bir

yolunu bulup durmalıyız artık…”(s.160)

Dostoyevski, Yeraltından Notlar’da bir anti-karakter yaratır ve kendi ifadesiyle, bir kahramanın karşıtı

ne varsa, özellikle bir araya getirir. Bu kahramana; 19.yy. aydınını, aşkı, sistemlerin vaat ettiği iyileşme

ve kötülüğün ortadan kalkacağı… gibi söylemleri, uygarlık nedir’i, akıl-istek ayrımını, insanlık tarihini,

irade nedir’i, insanın yapmak-yıkmak eğilimini, insanın arayışını, öz yaşam öyküsünün yazılıp

yazılamayacağını, yazma isteğini, kendine olan nefretini, duygularındaki tutarsızlıkları, Rus-Alman ve

Fransız romantiklerinin ayrımını, okuduğu kitapların kişiliğine etkisini, hiyerarşinin bireyde yol açtığı

ezik egoyu, hayallerini ve hayallerindeki olmak istediği kahraman karakterini, çocukluk ve gençlik

Page 7: Yeraltından notlar pdf

anılarının içindeki sevgisizliği ve nefreti körüklediğini, evlilik hakkındaki görüşlerini, kadın, aile, kadın

bedeninin aşkla yükseleceğini ve satılık kadın bedeninin kadını nasıl aşağıladığını ve bu kadınların

insanlar tarafından nasıl kullanıldığını, insan nedir’i sorgulatır ve tüm bu sorgulamalarda zıtlıklarla

dolu olan ve hayata karşı yabancılaşma yaşayan asosyal bireyi, özellikle de aydın -hatta daha özelde

Rus aydını- üzerinden ele alır. Orhan Pamuk, Yeraltından Notlar için anlatının arka kapağında şu

tespitlerde bulunur: “Bugün insan anlayışımızda, kendi kokumuz, pisliğimiz, yenilgilerimiz ve

acılarımızı sahiplenip sevebilmek ve aşağılanmanın zevklerinde bir mantık olduğunu kabul etmek

varsa bu görüşün başlangıcı Yeraltından Notlar’dadır. Modern edebiyatta pek çok yeniliğin,

Dostoyevski’nin Avrupa düşüncesine yatkınlığıyla ona duyduğu öfke, Avrupalı olmak ile Avrupa’ya

karşı çıkmak arasında hissettiği kahredici gerginlikten çıktığını hatırlatmak gene de rahatlatıcı… Bir

yandan Rusya’da işlerin Batılılaşma ile yürütülebileceğini bilmesi, öte yandan da Batılılaşmacı,

materyalist ve mağrur Rus aydınlarına duyduğu öfke, ya da Dostoyevski’nin bilgisi ile öfkesi arasındaki

gerginlik Yeraltından Notlar’ın tuhaflığı, değişikliği ve özgünlüğünü çıkardı ortaya.”

Hayatına baktığımızda, gençken liberal özgürlükçüdür Dostoyevski. Sibirya sürgünü, sara hastalığı ile

o, sürgün dönüşünde geleneklerine bağlı, dini ve kiliseyi el üstünde tutan, sağcı hatta ulusalcı bir

kimliğin sahibidir. Genç Dostoyevski, kırk yaşından fazla yaşamak bence ayıp bir şeydir derken hem

de, 100 yaşına dek yaşamış ve dünya edebiyatına Suç ve Ceza, Kumarbaz, Ebedi Koca, Budala,

Ecinniler, Delikanlı, Karamozov Kardeşler, Ölüler Evinden Anılar, Beyaz Geceler… gibi başyapıtlar

kazandırmıştır. Tüm bu yapıtlar için ne söylenebilir? Hermann Hesse, bir denemesinde Dostoyevski

için: “Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak

ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği

soluyorsak ve umutsuzluğun bin bir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir

yazardır. Ancak o zaman, yani acıdan yapayalnız kalmış, felce uğramış olarak yaşama baktığımızda, o

vahşi ve güzel acımasızlığı içersinde yaşamı artık anlayamaz olduğumuzda ve ondan hiçbir şey

istemediğimizde, evet, ancak o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir.

Böyle bir durumda artık birer izleyici olmaktan, yalnızca okuduklarımızın tadına varıp onları

değerlendirmekle yetinen kişiler olmaktan çıkmış, Dostoyevski’nin eserlerindeki o zavallı ve yoksul

kardeşlerin arasına katılmışız demektir; o zaman biz de onların acılarını çekeriz, onlarla birlikte, soluk

bile almaksızın, yaşamın anaforuna, ölümün sonrasız öğüten değişmenine bakışlarımızı dikip kalırız.

Ve yine ancak o zaman Dostoyevski’nin müziğine, bizi teselli etmek için söylediklerine, sevgisine kulak

veririz; ancak o zaman onun korkutucu, çoğu kez cehennemden farksız dünyasının anlamını

kavrarız.”4 der, aslında bu sözler, Dostoyevski’nin roman dünyasının özeti gibidir ve Dostoyevski

okuyucusu iseniz onun kahramanlarından birinin bir özelliği mutlaka sizi size anlatıyordur hem de hiç

taviz vermeden ve ölçülü olmak kaygısına düşüp de gerçeği gizlemeden, çarpıtmadan.

Yazarın, “…sizlerin yarı yolda bıraktığınız şeyleri, sonuna kadar götürdüm yalnızca. Ayrıca siz

korkaklığınıza ölçülü davranmak adını veriyor ve böylece kendinizi aldatıyor ve

avutuyorsunuz.”(s.159) dediği gibi, kendini kandırmaktan çok kendini çözmek isteyen okuyucunun

yazarıdır Dostoyevski ve her okurun bir yer altı vardır yer üstüne çıkmayı bekleyen…

Yorum-2

Rutin hayattan kendisini koparıp, kendini yeraltının karanlık düşüncelerine kaptırmış bir anti

kahraman üzerinden yazılmış olan kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümde, yani "yeraltı" adı verilen

bölümde, yazar kendince neyin ne olduğuna dair bilgiler verir. İradenin önemsizliğinden, her şeyin

Page 8: Yeraltından notlar pdf

cetvel ve analitik ya da geometri ile belirlendiği yerde maceranın gereksizliğinden, heyecanın yitip

gittiğinden bahseder. "İş cetvelle aritmetiğe dayanınca, iki kere iki yalnızca dört ediyorsa, iradenin lafı

mı kalır! iki kere iki, iradem karışmasa da dört edecek. İrade bu mudur!" diyerek konuyu özetler. Her

şeyin, her olayın bu şekilde çözüldüğünü söyleyenlere ise yaşamanın ya da heyecanın bir öneminin

kalmadığını bildirerek sahneden çekilir. Sıradan bir insan olma arzusu taşır, zeki bir insanın ya da her

bir olayı anlama kapasitesine sahip insanın sıkıcılığından ve sıradan insanın karşısındaki durumundan

bahseder. İkinci bölüm ise yani "notlar" bölümünde ilk bölüme göre yaşayışın bir tezahürünü ortaya

koymaktadır. Zeki ya da anlama yeteneği üst sınırlarda olan insanın, sıradan insan ve ilişkiler

karşısında nasıl da madara olduğundan, onun kimsenin nezdinde arkadaş yerine bile konmamasından

bahseder.

Anlatılmak İstenen Tema

İnsanlara “ne isteyeceklerini” şablonlarla dayatmak olmaz, özgür irade bu değildir, eğer böyle bilimsel

ve akla dayalı olarak bir matematik formülü gibi insanlara ne istemeleri gerektiği dayatılırsa,

gerçekten “istemekten vazgeçerler”, akıl sadece öğrenilen bir şeydir, istekler ise bir bütün olarak

insanın doğasına aittir, bilinç ve bilinç dışıdır, yaşamın kendisidir, insanın en değerli şeyleri olan

kimliğini ve kişiliğini muhafaza etmektedir, insan yer geldiğinde kendi çıkarlarıyla çatışan şeyleri

mahsustan isteyebilir, inatla akıl ile çelişebilir, insanlık tarihi ahlaksızlıklarla, akla aykırılıklarla doludur,

insan hayatını daha erdemli ve daha mantıklı bir düzene sokmayı amaç edinmiştir. İnsanoğlu aklın

üstünlüğüne de karşı çıkarak, kasten delirebilir, mağara adamına dönüşebilir, insanoğlunun böylesi

kendi çıkarlarına aykırı isteklerinin kaynağı akıl değildir, insan bunun kaynağının bilinmemesine,

gizemine hayrandır… Sonuçta, aklın insana neleri istemesi gerektiğini dayattığında, bu “özgür irade”

kavramıyla çok çelişkilidir…

Eleştirilerim

Karakterin hayatı boyunca gözlemlediği ve bence de keşfedildiğinden beri böyle süre gelen hatta

gelecek için de aynı kalacak olan bir şey var. Şöyle demişti yazar: "19. yüzyılda kafası çalışan adamın

omurgasız olması ahlaki bir zorunluluktur." Bunu şu şekilde açıklayabilirim; omurgasız olmak yani

normal olanın dışında olup ahlaki olana uyum sağlamayan, sadece kendi çıkarı doğrultusunda hareket

eden, bunu yapmak için denediği yolları kendisine mübah gören bir zihniyet barındırmaktır omurgasız

olmak.

Peki nasıl oldu da insan yaradılışında var olan bencilliği bu derece üst seviyeye taşıyabildi? Yaşam

koşullarının değişmesi, dünyanın kendini yenilemesi ve her yenileyişinde insanların daha omurgasız

hale gelmeleri kastedilen yüzyıl itibariyle -19.yy- saniyeleşmeyle gelişti.

Buradaki gelişme "ileri" kelimesinin anlamına tezattır; insanların daha bireyci temelle yetiştirildiği,

güçlünün kendini haklı görme lüksüne olanak tanıyan, yaşamak yani standardı yüksek yaşamak

isteyenlerin kendinden altta olanı ezmeye çok müsait hale geldiği bir dönem. Buna "uygarlaşma"

deniyor. Kitabın otuz birinci sayfasında "Neyimizi yumuşatmış uygarlık?" sorusunu soruyor yazar ve

soruya şöyle cevap veriyor:

"Uygarlık insanda duygu çeşitliliği yaratmıştır sadece. Bekli de bu duygu çeşitliliği insanı kan dökmede

haz bulmaya kadar götürür. Atilla ve Stenka Razin gibilerin bile ellerine su dökemeyecekleri en

incelikli kan dökücülerin en uygar insanlardan çıktığını ve Atilla veya Stenka Razin kadar göze

Page 9: Yeraltından notlar pdf

çarpmamalarının sebebinin böyle insanlara sıkça rastlanması, bunun artık alışılmış bir duruma

dönüşmesi olduğunu hiç fark etmediniz mi? İnsanlar uygarlık sayesinde daha kana susamış

olmadılarsa bile, en azından daha kötü, aşağılık katiller olmuşlardır. Şimdilerde kan dökmeyi alçakça

saymamıza rağmen bu aşağılık işle her şeyden çok meşgul oluyoruz."

Bu demek oluyor ki zaman geçip insanlık olarak ilerleme kat edildikçe bizlere sunulan şeyleri o kadar

çok benimsiyoruz ki o şeylerin olmadığı zamanları düşünemez hale geliyoruz. Bunu her alana

yayabiliriz. Örneğin çok saçma, amaçsızca üretilmiş bir ürün için bile "gereksiz" diye düşünemiyoruz.

Çünkü o kadar tüketim delisi bir toplum olmaya başlamışız ki bize ne sunuluyor, bizden ne isteniyorsa

irademiz dışında ama iradeli olarak bunu yapıyoruz. Hem karakteristik olarak hem fiziki anlamda

birçok yönden tek tipleşmiş insanlar olarak varlığımızı sürdürüyor ve çocuklarımızı da bu şekilde

yetiştiriyoruz.

Atilla ve Stenka Razin ile omurgasızlaşmak söyleminden nasıl buralara geldim diye bir bağlantı

yapacak olursam asıl bahsetmek istediğim şey, uygarlık dediğimiz şeyin aslında belli bir standarda

uymak demek olduğu. Zaman, şartlar, uğraşlar değiştikçe çeşitli alanlarda keşifler yapılıp yeni şeyler

ortaya çıktıkça insanlar olarak kendi yapılarımızı bizler de değiştiriyoruz ama bu değişimin normal

düzeyde olduğundan bahsetmem pek mümkün değil. Düzenin içinde öyle bir hale gelmişiz ki durup

düşünmüyoruz bile... Çevremizde ne var, neler popülerleşmiş, beklentiler ne yönde, çoğunluk ne

yapıyor vs vs. Bu seçenekleri çoğaltabiliriz. Kitapla bunların çok alakası yokmuş gibi görünse de kitap

kişiyi düşünmek zorunda bırakıyor ve bir uçtan başlayarak sorgulamalar yapıyorsunuz. Sonuçlarını da

kendi toplumunuz için düşünüyorsunuz.

Mesela o kadar çerçevelenmiş haldeyiz ki hoşumuza giden şeyleri başkalarının kullanmaması bizim

motivasyonumuzu hiç düşürmüyor! Çoğunluğun yaptığını yapmayan birisi varsa yanlış yapan odur.

Şunu demek istiyorum çok gündelik bir örnek olarak sosyal medya hesabı kullanılmamasını

söyleyebilirim. Özellikle son zamanlar da teknoloji delisi bir ülke olarak kendimizi ifade etme şeklimiz

değişti. Hatta köklü değişiklikler yaşıyoruz. Koca bir nesil bir üst neslimizle beraber "takipçi sayıları",

"bilmem kaç tane alınan beğeniler" ile kendimizi ifade eder hale gelmiş durumdayız. Böyle

düşünmeyen bir yakınımız falan da varsa onu ötekileştirerek olayımıza devam ediyoruz. Her şeyin

yarışa dönüşmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Hem bireysel olarak hem ülke medyası olarak bu

konuda çok iyi gidiyoruz! Stil yarışmalarının düzenlenip insanların orada birbirlerine girmelerini

seyretmekten hoşlanan, bunlardan etkilenerek giymeye başlayan, yapamadığı makyaj, edinemediği

bir yırtık kot için kendini yetersiz hisseden bir nesilden ne bekleyebiliriz?

Üretmekten, düşünmekten, sorgulamaktan uzak, laylaylom bir toplum modeli sağlıklı olarak neler

verebilir gelecek nesillere? Kötüye giden bu model zehirli sarmaşık gibi ya da bulaşıcı bir hastalık...

O kadar çok alışmışız ki yapmamız gereken şeylerin, düşünmemiz gereken şeylerin bizlere

sunulmasına artık şu duruma gelmişiz. Bu da kitapta fark edip doğruladığım bir eleştiri noktası oldu

benim için. Şöyle yazıyor kırk birinci sayfada:

"Mesela içimizden birine daha çok özgürlük vermeyi, ellerimizi çözmeyi, faaliyet alanını genişletmeyi,

üzerimizdeki vesayeti kaldırmayı bir deneyin bakalım... Yemin ederim, hemen yeniden vesayetiniz

altına girmeye gönüllü oluruz..." Gerçekten de bunun böyle olacağını düşünüyorum. Bugün var olan

ama dün o olmadan yaşayabildiğimiz neler varsa elimizden alındığında afallayacağız. Düşünmek,

Page 10: Yeraltından notlar pdf

sorumlu olmak, üretmek her zaman için zor olacak ve biz alıştığımız kolayı bırakmamak adına

direneceğiz! Ama eğitimci adayları olarak özellikle bizlerin silkinerek kendimize gelmemiz şart.

İşte bu kadar net aslında!

Yorum-3

her zaman toplumda var olan, kendini "hasta" olarak tanıtan ve çevresine aşağılamayla, tiksintiyle

bakan insancıklara karşı atılan bir tokattır. kendini karakterle özdeşleştirmeye çalışan ve karakterin

duygularını kendinde bulduğuna inanan, bunlardan utanmayan okurlar varsa kitabı gerçekten

anlamamıştır. anlatıcı gibi ırkçı, megaloman, bilgiçlik taslayanların kitabın bir bölümünde geçen

fahişeye verilen demece tekrar bakması gerek.

aslında kendini ve kendi gibi insanların fahişeyle benzer yanlarını gözümüze sokuyor. fahişe evinden

kaçıp yıllarca kalacağı bu evde insanca bir ilişki kuramaz, yemekle çalışan bir oyuncağa benzer. yaşı

geçtiğinde bir çukura atarlar, duasını bile etmezler.

megaloman kişi de etrafındakilere aşağılamayla bakar, arkadaş edinemez; edindiğini de kul etmeye

çalışır. yıllar boyu böyle yaşar gider, düşüncelerini değiştirmeye cesaret edemeden, topluma doğru

bir şekilde bakmayı denemeden kendi yarattığı "yeraltı"nda çürümeye yüz tutar. herkesin kendisiyle

uğraştığını zanneder ve kendi kafasında birilerini düşman edinir; çünkü duygularını kullanmayı o

kadar özlemiştir ki düşman edinmek bile zevk verir. bir çarpışmaya haftalarca hazırlık yapacak kadar,

daha doğrusu bir çarpışma planlayacak kadar hayatına anlam kazandıramamış bir insancıktır! nefret

etmek sevmekten ona daha çok zevk verir -çünkü farklılığı sevemez- ama sevgiyi de tatmayı içten içe

ister. bunun için çaba sarf etmez.

hatta böyle düşündüğümüz zaman fahişe bile megalomandan daha dürüsttür. hem fahişenin birini

sevme yetisi vardır, megaloman kimseyi yanına yaklaştırmaz, el vermek isteyenin kolunu keser. ona

göre asıl yardıma ihtiyaç duyan diğerleridir. kendini ötekileştirip geride kalanlardan ayrılmayı ister.

"yaşamdan öylesine kopuğuz ki, 'gerçek hayata' karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi

katlanamıyoruz. öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek 'canlı hayat' bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor,

onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz."

Yorum-4

Bir kitap okurken beğendiğiniz yerlerin altını çizersiniz ya: işte bu yazı tüm satırlarını tek tek çizmek

istediğim bir kitap hakkında. Dostoyevski - Yeraltından Notlar

Bir şarkı sözünde, bir yazıda, bir yerde kendinizi bulup, "Sanatçı sanki beni anlatmış." dediğiniz

olmuştur. İşte bu kitapta benim hislerim tamamen böyleydi. Ben her sayfada Dostoyevski'yi değil de,

kendi zihnimi okudum sanki!

Yazar: "Ant içerim ki her şeyi tam anlamıyla algılamak, hastalıktır." diyor. Zaten 150 sayfa boyunca

okuduğunuz da tamamen hasta bir adamın sözleri.

Bu adam toplumla iç içe yaşadığı 20 yıl boyunca, içinde bulunduğu toplumdan daha farklı ve daha zeki

durumda olmuş. Bu yüzdendir ki her daim uyum problemi çekip, dışlanmış. Bu da bu adamı içi kin ve

nefretle dolu çekilmez biri haline getirmiş.

Page 11: Yeraltından notlar pdf

Nihayetinde 20 yaşındayken bu adam kendini toplumdan tamamen soyutlayıp, "yeraltım" diye söz

ettiği evinde hiç kimse ile bir iletişimi olmaksızın yaşamaya başlamış.

Çok çok iyi biliyorum ki, bu yaşam tarzı bu gibi insanlar için saadettir. Başlarda cennete düşmüş gibi

hissettirir. Peki ya sonra? İnsan yalnız kaldıkça kendini bulur, düşünür ve sorgular. "Neden böyleyim?

Neden bu haldeyim?" diye sorar ve sorularına cevap buldukça insanlara olan kini ve nefreti artar. Bu

durum sürdükçe de kendisinin diğerlerinden farklı ve zeki olduğunu bilse de halinin acınası olduğunun

farkına varır. Bu acınasılık da öyle bir şeydir ki: şahıs herkes gibi, normal, aptal, mutlu ve sosyal olmayı

diler. Fakat seçim şansı yoktur.

Bu yüzdendir ki bu adam yıllar sonra yazmaya başlar. Bu yüzdendir ki yıllar önceki okul arkadaşına

gidip kendini yemeğe davet ettirir. Bu yüzdendir ki son sayfalarda Liza'ta o acı itirafları yapıp, içindeki

kini ve nefreti döker..

Evet, bu hastalıklı bir adamın hikayesidir. Tamamen kalbime ve beynime dokunmuş bu kitabın tesiri

sanırım kolay kolay geçmeyecek ve her zaman favori kitaplarımdan birisi olarak kalacak..

Yorum-5

Kitabın ilk kısmını ikinci kısma göre daha çok sevdim çünkü karakter sizinle konuşuyor ve daha nükteli

bir şekilde yazılmış. İlk kısım aslında baştan sona aforizmalarla doluydu ve yazar ikinci kısımda, ilk

partta yazdıklarının içini doldurdu diyebilirim sanırım.

İyi bir çeviriyle okunması önemli Rus klasiklerinin. Aslında tüm kitaplar için geçerli bu tabii ama

genelde katledilenler Rus klasikleridir. Bu sebeptendir ki insanlar pek sevmezler bu kitapları.

Son kısımda, o derin pişmanlığından bahsederken kendini kaybedecek kadar üzüldüğünü, insanların

daima acıyı mutluluğa tercih edeceklerini, çünkü asıl canlılığın bu olduğunu söylüyor. Sorun şu ki,

bunların hepsini yeraltından, o fare deliğinden söylüyor. Yazdığı tüm kelimelerin ardında kocaman bir

hüzün var. Karakterin bir deli ve depresyon içinde olduğunu söyleyebilirim böylece.

Sözde arkadaşları ile birlikteyken sürekli eleştiriyor sahteliklerini. Sadece toplum içine karışmak için,

gerçek düşüncelerini ortaya sermedikleri için kızıyor onlara. Dürüstlüğünden kaybettiğini düşünüyor,

insanlarla bu yüzden bağ kuramadığını, kendinin mükemmel, onların aptal olduklarını öne sürüyor.

Ama insanların onu yargıladıkları biçimde o da diğerlerini yargılıyor, üstelik şekilci bir şekilde, tam

olarak onlar gibi. Hiçbir farkı yok. Sadece daha çok kitap okuduğu için kendini üstün görüyor ama

sadece okumakla olmadığını hepimiz biliyoruz değil mi? Ki bunu da genelevdeki kadına yaptıklarını

düşündüğümüzde anlayabiliriz.

Ve kendi özeleştirisini yaparken kendini de yerden yere vuruyor. İşte evrensel bir gerçek.

Zeki bir kafanın ürünü bu kitap, tartışmasız. Okuyun.

Yorum-6

dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında neşter dolaştırıyor diyebiliriz. kulak verin

dostoyevski'ye, o insanlık adına tüm gerçekleri söyleme cesaretini gösteriyor. insanlık...hani şu

kibrinden geçilmeyen, hani şu her şeyi bildiğini sanan, hani şu sen, ben, bizler, hepimiz...

Page 12: Yeraltından notlar pdf

kafası karışık bir adamın kendi iç savaşını, kendi ağzından, kendi gelgitleriyle müthiş bir şekilde akıcı

tempoyla anlattığı bir roman, uyumsuz ruhumuzun sessiz çığlığı...

ilk kısım 'yeraltı' ikinci kısım ise 'notlar'

ilk kısımda insanoğlunun derin karakteristik ve psikolojik analizi yer almaktadır. dostoyevski, yaratıcı

monologları . bıraktığı her soru işaretini başka bir soru işaretiyle çözmüştür. geçmişten beri süregelen

deterministik ilişkiyi biz kitapseverlere kafa karıştırmadan tanımlamıştır. soru soruyu doğurmuş ve

cevap da bir sonraki soru içersinde sessizce kaybolup gitmiştir. insanoğluna ait en büyük özellik olan

nankörlüğü anlatmış. çok fazla bilmenin işe yaramadığını, gelişmişliğin en büyük tembellikleri

doğuracağını acımasız bir şekilde göstermiştir.

ikinci kısımda ise ilk bölümde yaptığı insanoğlu felsefesine örnek olacak nitelikte bir öyküye yer

vermiştir. kahramanın anlık düşünce değişimlerini, olaylar karşısında gösterdiği dengesiz

davranışlarını, gururunu korumak isterken sergilediği tutarsız karakter biçimlerini, çok bildiğini ve

kimse gibi olmadığını düşündüğü halde ezikliğe boyun eğdiği geri dönüşü olmayan durumlarını ve

buna benzer bir çok insani anları analiz etmiştir.

hikayeyi ise vurucu ve acıklı bir şekilde bitirmiştir. ilk bölümde bahsettiği nankörlük duygusunun

verdiği acıyı en içten derecede hissettirerek sonlandırmıştır.

kitabı okuyan herkes böbürlenerek "resmen beni anlatıyor yav" geyiği yapmasın. zira bir yeraltı insanı

olmak övünülecek bir şey değildir.

yalnızlıktan kelimeler biriktirirsiniz belki aylarca konuşmazsınız ve birgün biriyle konuşma başlayınca

kitlenir saçmalarsınız. olmadığınız gibi davranırsınız ama bunun farkına varmazsınız. çünkü ilişkilerin

nasıl olması gerektiğini bilmezsiniz, her şeyden etkilenirsiniz. yalnız olduğunuz ve sizin yaşınızda olup

sizin kadar bilge olan bi arkadaşınız olmadığı için kitaplara dalarsınız, filmlere gidersiniz, şarkılara

kaptırırsınız kendinizi. siz ancak başkalarının yazdığı hikayelerde varolabilirsiniz. hatta varolamazsiniz

bile, çünkü onlara da seyirci kalırsınız. çevrenizde olan bitenlere de seyircisinizdir. yalnız kalmak

dışında başka uğraşlarınız da olur. önemsiz-değersiz mukayesesi yaparak kendinizi üzersiniz. bu büyük

bir hobi haline gelir ve zamanla acılar zevk vermeye başlar.

Hikayenizle alakalı olmayan bir şarkıyı kendinize uyarlamanın bir yolunu bulur üzülürsünüz. bazen

kisiliğinizi toplumu aşağı görerek beşlersiniz ama bunun yalnızlığınıza ya da eksikliğinize bir faydası

yoktur. saçma sapan şeylere yönelir uzun yürüyüşlere girersiniz. Bazı aforizmalar aklınıza gelir kendi

içinizde uzun uzun bunları tartışırsınız. aklınızda öyküler uydurursunuz. insanların sizi düşünmeden bir

şey demesinden ve bunun üzerine kırılmaktan korkarsınız. ve aslında kırılmak da umrumda değildir ki.

niye kırılayım çok da umrumdalar. aslında umrumdalar. hiçbir şekilde kendinizi sergilemezsiniz ve bir

anda aklınıza eser ve birine bağlanırsınız. sonra onu da boşverirsiniz...

Yorum-7

Çelişkilerle dolu bir kitap ama bu çelişkiler harika ifade edilmiş.

"Yeraltından Notlar" iki kısımdan oluşuyor; bir "Yeraltı", iki "Notlar"

Page 13: Yeraltından notlar pdf

"Yeraltı" kısmında yazarın ruh hali, çıkmazları, çelişkileri, buhranları, ıstırapları anlatılıyor ya da

anlatılmıyor. Derin analizlere giriliyor veya saçmalıyor. Evet "baylar" bu ilk kısım böyle çok samimi ya

da tamamen sahte çelişkilerle dolu. Ama hangimiz bu çelişkileri yaşamıyoruz ki?

Yazar okuyucusuyla konuşur gibi yazmış ve okura hep "baylar" diye hitap etmiş? Neden acaba?

İkinci kısımda bir kahraman var yada yazarın ifadesiyle "antikahraman". Yeraltından çıkmış, "canlı

hayatı" yaşama mücadelesi veren, "güzel ve yüksek şeyleri" ifade etmeye çalışan, bocalayan bir

"antikahraman".

"İki kere iki dört eder" diyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun ya da okumayın. Siz bilirsiniz. Yazarın ruh

hali beni çok etkiledi... Ya da hiç etkilemedi. Bunları tamamen kurgusal olarak, güzel bir yorum olması

için yazıyor olabilirim.

Yorum-8

Yine bir DOSTOYEVSKİ kaçamağı yaptım ve her zaman ki DOSTOYEVSKİ bana karışık duygular

hissettirdi ama bu konuda en anlamlı söz NABOKOV'UN ''Aynı şekilde,doktor Lujin'e Dostoyevski'den

herhangi bir şey verilmesini yasakladı,zira Dostoyevski,doktorun deyimiyle,çağdaş insanın ruhunda

baskılı bir etki yaratıyordu,sanki korkunç bir aynaymış gibi- '' (Lujin Savunması) dediği gibi aynaya

bakmamı ve kendi yaşamımı gözden geçirmemi sağladı.

Yeraltından Notlar'ı yaşamımın belirli safhalarında birçok kez okudum;4 mü 5 mi sayısını bile

hatırlamıyorum,ama her okuyuşta (18 yaşında okumak farklı bir anlam katar 30 yaşında okumak farklı

bir anlam katar ) birbirnden farklı şeyler çıkardım,değişmeyen tek şey ise ; DOSTOYEVSKİ'NİN en çok

sevdiğim yazar olması.

DOSTOYEVSKİ

Her konuda birbiri ile çelişen ve zamanla değişen fikirler(Siyaset,din...),çalkantılı bir yaşam( fikirlerinin

sabit kalmayıp sürekli gel-git içinde olmasında büyük bir etken),sara nöbetleri,son anda ölümden

kurtuluş(Kurşuna dizilecekken Çar'ın mektubu idam yerine ulaşır ve ölümden kıl payı döner) delilik ile

dahilik arasında gidip gelen yaşantılar...

Sonuç:İnsan ruhunun en derinine inen , yazarlar arasında psikolojinin babası,yaşadığı dönemi en

gerçekçi ve en ince işleyen,sistem eleştirisini yani Çarlık döneminin halk üzerinde yaptığı

sömürüyü,kısaca ezilen ve sömürülünleri anlatan bir deha.Hümanist bir aydın,yazdığı evrensel

değerlerle bütünleşen söylemleri ile günümüzde bile en değerli yazarlardan biri olarak

gösterilen(sadece günümüz değil gelecekte de etkisi devam edecek bence) bir ışık...DOSTOYEVSKİ

övgüsü için kelimeler yetersiz kalıyor...

YERALTINDAN NOTLAR

İlk bölüme baktığımızda oldukça karışık açıklamalar görülüyoruz,yazar,kendi gibi bizi de kendi

yeraltısına çekmek istiyor bunun için yazarın bakış açısıyla(daha doğrusu kitabı anladığım kadarı ile )

size YERALTI'NIN anlamını irdelemeye çalışacağım:

YERALTI:Her kişinin hiç kimseye açamadığı en gizli sırları,tutkuları,arzuları...barındıran duygusal bir

kaledir.Yani her bireyin yeraltısı kendi kendinin kendine ait olduğu yerdir,orada maskeler yok.Dış

Page 14: Yeraltından notlar pdf

dünyaya karşı sığınılacak bir yerdir (Hepimizin kendine ait yeraltısı var,yaşam savaşında ıstıraplarımızı

düşündüğümzüde ve yaşam muhasebeimizi yaptığımızda her daim kendi kendimizle baş başa

kalmıyor muyuz ? İç sıkıntılarımız,üzüntülerimiz,hastalıklarımız...hep içimize işlemiyor mu ? )Şimdi

diyeceksiniz ki YERALTINDA YAŞAMAK sözünü övüyor.Hiç de değil.Zaten herkesin yeraltısı kişiden

kişiye göre değişir ki;İçe dönük insanlarda bu yeraltı daha geniş ve derinken dışa dönük insanlarda ise

dar bir hacim kaplar .Dışa dönük insanlar aşırı sosyalleştikleri için (Doğan Cüceloğlu aşırı sosyalleşen

insanların öz benliklerini yitirip persona(maske ) takıp kendi özünü kaybettiğine vurgu yapar)

duygularından içe dönük insanlara karşı daha az etkilenirler.

İşte bizim ana karakterimiz de içe dönük yani duygusal patlamaları daha yoğun yaşayanlardan biri.Bir

nevi Tutunamayan(Oğuz ATAY romanlardaki gibi).İlk bölümde kendi kendi ile çelişen daha doğrusu

kendini küçümseyip açıklamalar yapan biri karşımıza çıkıyor.Bu hepimizden biri olabilir...Belki de

karakterini ele vermek istemiyordur(o yüzden ikide bir sözünü değiştirip yalan söyledim diyebiliyor)

belki de okuyucular ile tüm hissetiklerini paylaşmak istiyordur (yeraltı insanı yerüstüne çıkınca yani

dünyaya açılınca gevezeleşir diyor yazar) tüm çelişkili düşüncelerini,ıstıraplarını...böyle yapıp

konuşarak rahatlamak istiyordur,(Bence bu karakterimizin DOSTOYEVSKİ'NİN ruhu ile çok bağı var)

bilemeyiz.

Bu açıklamalar da şu ipuçlarını yakalıyoruz,ana karakterimiz yeraltında yaşamayı kendi iç kulesinde

yaşamaya devam etmeyi dış dünya ile irtibatı kesmeyi kendi seçmiştir(dış dünyanın olumsuz şartları

da buna bir etken bence ),kendine göre sebepleri vardır en azından dış dünyadan ilgi

bekliyordur,önemsenmek isitiyordur.(kitaptaki karakterimiz dayak yemeye bile razıyım diyor yeter ki

dikkate alınayım diyor)

Dış dünyada alaya alınmasına,orada tutunamasına karşın(Tutunamayanlar kitabında bize yaşamayı

öğretmediler diyor Oğuz ATAY) savunma mekanizması olarak kendi içinde bir gurur(dış dünya

insanlarını küçümseme ) geliştirmiştir karakterimiz.Karakterimizin kendisi alıngan olduğundandolayı

olayları fazla büyüttüğünden söz ediyor.Öç almaktan ama dışa dönük(yaşamayı bilen insanların)

intikam için bir duvar karşısına çıktığı (yaşamında kaybetmek istemediği şeyleri olduğu için) söz edip

kendi gibi insanlarda duvarların söz konusu olmadığını söylüyor.Kendi kendine acımanın

zevklerinden(diş ağırsı göndermesi),çoğu kez yaşamda mantığın değil duyguların baskın

olduğunu,insanların gayeden çok gayeye giden yolda zevk aldıklarını,uğraştıklarını,bireylerin kendi

duygusal tutkularının esiri olduklarını...hayata,duygu-mantık çatışmasına,insanların tutkularının esiri

olduklarına,tutunan ve tutunamayan dünyasına,kibirden kendini aşağılayamaya,kötülük

kavramına...birçok şeyden söz ediyor bu bölümü iki kez okudum ama yine de çözümlenmesi oldukça

güç (zaten yazar da yazdıklarımdan birşey anlamazsınız diyor)

İKİNCİ BÖLÜM

Kahramanımız dış dünyaya açılıyor daha doğrusu eski anılarını anlatmaya başlıyor.Çocukluğundan

beri yeraltı sığınağına sarıldığını belirtip yaşamındaki üzücü olaylar anlatıyor.İkinci bölümü okumak ve

anlamak ilk bölüme göre daha kolay.

İlk olarak kahramanımınız kaldırımda yol verme-vermeme hadisesini anlatıyor(Hepimiz buna benzer

olay yaşamışızdır.Buna verilen tepkiler,içe atmalar kişinin duygularından ne kadar etkilenip

etkilenmediğine göre değişir,kahramanımız duygusal olduğu için bunu gurur meselesi yapmıştır(İçe

dönük insanların böyle davranmaları gayet normal)Ama burada iki şey dikkatimi çekti;ilki takıntılı

Page 15: Yeraltından notlar pdf

insanların buluttan nem kapan alınganlıkları ve en basit bir olayın iç huzurunu etkilemeleri...Ama

diğer yandan ise bu kısımda büyük bir sınıf eleştirisi var(kaldırımda sosyal sınıf bakımından daha güçlü

insanlara hep yol veriliyor)

İkinci olay ise arkadaşları ile aralarında geçen bir aşağılama hikayesi.Dikkate

alınmamak,önemsenmemek,yaşamda başarılı olan arkadaşların başarısız arkadaşlarına karşı kibirli

bakışı(onları aşağı görmek),gurur ve öz saygı...ikinci olay ise daha ibretlik bu kısımda çocukluk

arkadaşlarımız arasında birbirimizi nasıl görürüz(maalesef çoğu kez yaşamda daha başarılı

arkadaşlar,yaşamda başarısız ve daha düşük sınıfta arkadaşlarını küçümsüyor,yazarın yazdıkları hala

güncelliğini koruyor) cevabını veriyor özellikle sınıfsal farklara gönderme dikkat çekici.

Üçüncü olay ise yeni tanıştığı bir bayanla yaşadıkları...İlk önce etkili yani ''kitap gibi konuşup '' onu

etkileme ve ''yüksek şeyler '' den söz edip ona yol gösterme.(Karakterimiz ikinci olayda gururu kırıldığı

için üçüncü olayda öç almak daha doğurusu yaşama karşı içinde biriken öfkesini kusmak için güç

savaşına giriyor)Ama beklenmedik bir zamanda gelen ziyaret persona(maskelerin ) atılması ile

kahramanımınızın gerçek yüzü ortaya çıkıyor.Bu olayda da yaşama dair ibret alınacak göndermeler

mevcut !

SONUÇ

Kendi iç dünyasında yaşayan bir adamın dış dünyaya adım attığında bozguna uğramasına şahit

oluyoruz.

Tıpkı ;Tutunamayanlar,Tehlkeli Oyunlar,Korkuyu Beklerken,Oyunlarla Yaşayanlar (Oğuz

ATAY),Huzur,Saatleri Ayarlama Enstitüsü(A.Hamdi TANPINAR),Kürk Mantolu Madonna,İçimizdeki

Şeytan(Sabahattin ALİ),Körleşme(Elias CANETTİ),Demian,Bozkırkurdu(Hermann

Hesse),Budala(Dostoytevski)...gibi değerli kitaplarda yazılanlar gibi...

Aynı zamanda;Dostoyevski'nin bu romanında da toplum tarafından dışlanmış ve sistem tarafından

ezilmiş bir bireyin umutsuz yakarışlarını dinlemek ve onun kendi kendi ile iç hesaplaşmasını

okumak,bize birbirinden farklı duyguları hissettiriyor.

Bazıları bu kitabı anlamsız ve mantıksız bulabilir (dışa dönükler ve aşırı sosyalleşen insanlar) ama

duygulara önem veren insanlar bu şaheserin değerini kolayca anlayabilir.Teknik olarak da çok değerli

bir kitap ilk bölüm deneme türünde ikinci bölüm ise roman türünde ,kitabın tümüne baktığımızda ise

felsefe+psikoloji+siyaset(yaşadığı döneme satır aralarında göndermeler dikkat çekiyor) görüyoruz

bence bu kitap Karamazov Kardeşler,Cinler,Budala,Suç ve Ceza...gibi diğer DOSTOYEVSKİ şaheseleri

kadar değerlidir.(gerçi her DOSTOYEVSKİ kitabı değerli bana göre ! )

Yorum-9

Kendinden üstün gördüklerinden, arkadaşları tarafından sevilenlerden,daha çok kazancı, başarılı bir

kariyeri olan herkesten nefret eden bir adam düşünün.. Kendini ezik gördüğü, en dipte, yeraltında

gördüğü için önüne gelen herkesi ezmeye çalışan kendisinden beter bir konuma sokayım derken yine

yapacağını kendine yapan bir adam bu. İlk bölümde intikam almanın kimsenin bir işine

yaramayacağını söylerken ikinci bölümde bir adam ona çarparak geçti diye yıllarca intikam planları

kuran bir adam bu.. Biraz korkak, biraz mazoşist, biraz kıskanç, birazda sevgiye aç.. Onu kendi içinizde

bir yerlerde bulmamak da ona üzülmemek de elde değil..

Page 16: Yeraltından notlar pdf

Yorum-10

Genel olarak ilk kısımda karakterin ruh halini tanımlamak için derin bir felsefe ile başlayan, ondan

sonra karakterin hayatından bir kesit ile devam eden bir roman. Dil bakımından rahat ve sohbet

edermiş gibi, kurgu bakımından sade ve sürükleyici, konu bakımından zeki; algısı geniş, kibirli, aşırı

alıngan zayıf iradeli bir karakterin ruhunun en derin kısımlarına kadar açıklayan ve hayatından bir

kesit ile somutlaştıran bir kitap. Ana karakterle bir defa tanışmanızı tavsiye eder ve 1-2 yıl sonra

birinci kısmı okuyamayı düşündüğümü ilave ederim. :D Bu kısımdan sonrası için zevk kaçıran bilgiler

bulunmaktadır. Okumayanlar bence devam etmesin.

Şuana kadar dosto amcanın okuduğum kitaplarında en garip karakterle karşılaştım. Geniş bakış açılı,

zeki ve karmaşık bir zihin; zayıf ve dengesiz bir ruh; aşırı kibirli, küstah, yakala ve kindar bir karakter.

Aile sevgisi de dahil hiçbir sevgi görmemiş ve bu eksikliği sanal dünyasında gidermeye çalısan bir kişi.

Lisa ile tanışıncaya kadar Orwell amca'nın Aspidistra karakterinin çok daha zayıf ruhlu hali gibi

düşündüm ama Lisa'yı davranışından sonra açıkçası yeraltının dibindeki karanlık bir ruh olduğunu

kara verdim. Sade'nin kötü karakterlerin cinsellik düsüncelerin olmayan pasif bir karakter düzeyine

indi.

Yeraltından Notlar Pdf indir

Yeraltından Notlar Kitabından Alıntılar

Alıntı-1

Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım,ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim,ne de

namuslu,ne onurlu biriyim,ne bir kahramanım,ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.

Alıntı-2

"Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önümde

duvar var diye ona boyun eğecek de değilim."

Alıntı-3

Yağmur yağarken böyle bir saray yerine, bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için oraya sığınırdım.

Ama kümes beni yağmurdan korudu diye de ona minnettar kalıp, saray gibi görmem doğrusu. Bana

gülerek, böyle bir durumda kümesle sarayın arasında bir fark olmadığını söyleyeceksiniz. "Evet,

yaşamda tek amacımız ıslanmamak olsaydı, söylediğiniz doğru olurdu." diye cevap veriyorum size.

Alıntı-4

"...Elimizden kitapları alsalar o saat şaşkınlık içinde kendimizi kaybederiz. Ne tarafa yürüyeceğimizi,

kimden yana çıkmak, kimi saymak, kimi hor görmek gerektiğini bilemeyiz..."

Alıntı-5

Yoksa ciddi olarak, hiç ihtiyarlamayacağını, hep böyle genç, güzel kalacağını, seni sonsuza dek burada

tutacaklarını mı sanıyorsun?

Alıntı-6

Page 17: Yeraltından notlar pdf

Birini sevdikten sonra, mutlu olmadan da yaşayabilirsin. Hüzünlü bile olsa, hayat güzeldir, nasıl olursa

olsun, gene de güzeldir yaşamak.

Alıntı-7

"...Babalar kızlarına annelerden daha çok düşkündürler. Bunun için de bir kız baba evinde çok mutlu

yaşar... Öyle sanıyorum ki benim bir kızım olsa kocaya vermezdim onu."

Alıntı-8

Beni en çok sarsan, bir tabiat kanunuymuş gibi, her zaman her yerde, haklı veya haksız olsam da

herkesten önce kendimi suçlu görmemdir.

Alıntı-9

İnsan medeniyete kavuşmakla eskisinden daha fazla kan dökücü olmamışsa bile , en azından daha

kötü , daha iğrenç kan dökücü olduğu kesindir.

Alıntı-10

İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin

ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar. Çünkü onu bulur bulmaz artık erişecek şeyi

kalmayacağını bilmektedir.

Yeraltından Notlar Pdf indir